gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2018 Salı

Google Plus Sosyal Ağı Kapanıyor!

9 Ekim 2018 Salı

Google Plus Kapanıyor!

Google Plus Kapanıyor

Google, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, yarım milyon kullanıcıya ait verilerin tespit edildiği bir güvenlik açığı nedeniyle Google Plus'u kapatacağını duyurdu.Google+ da 3 yıldır devam eden veri sızıntısı nedeniyle geçici olarak kapanıyor.Google+ sosyal ağını sona erdirme süreci önümüzdeki haftalarda başlayacak ve kullanıcılar için kesin olarak 2019 Ağustos ayında kapatılacağını açıkladı.

Yaklaşık 500 bin kullanıcının verilerini açığa çıkaran bir güvenlik ihlalinin ortaya çıkmasından sonra Dünya Devi resmi blogundan gerekli açıklamaları yapmak zorunda kaldı.

Google açıklamasına göre, geçen yıl Mart ayının başlarında tespit edildi ve çözüldü, ancak o sırada kullanıcı bilgilerinin kötüye kullanıldığına dair hiçbir belirti yoktu. Şu an bile, Google "bilgilerin zararlı bir şekilde kullanıldığına dair hiçbir kanıt bulunmuyor" diyor.

Başarısızlık sonucunda, kullanıcı bir uygulamaya bağlanmak için Google'ı kullanırken genel profilindeki verileri kabul ettiğinde, yalnızca herkese açık verileri değil, tüm kişilere de bilgi aktardı. Şirket, tam adları, e-posta adresleri, doğum tarihleri, cinsiyet, profil resimleri, insanların yaşadığı yerler, mesleği ve medeni durumu da dahil olmak üzere, 496.951 kişinin bilgilerini görüntülediğini tahmin ediyor. Ancak Google, söz konusu verilere yanlış erişildiğine dair hiçbir kanıt bulamadığını söylüyor.

Google, önümüzdeki 10 ay içinde aşamalı olarak gerçekleşmesi gereken Google+'yı kapatmanın yanı sıra, diğer uygulamalardaki giriş için bir dizi yeni özellik vaat etti. Bununla, kullanıcılar uygulamalara kendi hesaplarından bilgi erişimi sağlayacak, izinler üzerinde daha fazla kontrole sahip olacaklar.Dünya devi, gizlilik politikasını değiştireceğini ve üçüncü taraflarca Gmail verilerine erişimi sınırlayacağını duyurdu. Aynı şekilde sınırlı olan, Android cihazlarda SMS yoluyla izinler alabilen uygulamalar olacağını belirtti.
Google Plus Kapanıyor

Google'ın, Google Plus ile ilgili yeni uygulama başlıkları şöyle;

  • Tüketiciler için Google + 'yı kapatıyoruz.
  • Tek tek iletişim kutularında gösterilecek daha ayrıntılı Google Hesabı izinlerini kullanıma sunuyoruz.
  • İzin verilen kullanım türlerini sınırlandırıyoruz.
  • Uygulamaların Android cihazlarda Arama Günlüğü ve SMS izinlerini alma becerisini sınırlıyoruz ve artık Android Kişiler API'sı aracılığıyla iletişim etkileşimi verilerini kullanıma sunmuyoruz.

Blog Yazarlarına Etkisi:

Google Plus,blog yazarları ve web site sahipleri tarafından daha çok kullanılıyordu.Google Plus'un kapatılmasıyla birlikte profil paylaşımları, grup paylaşımları ve Google+ takipçilerimiz olmayacak.Dolayısıyla blog hitlerinde düşme olacaktır.Google+ yorum panelini kullanan arkadaşlarımızın yorum forumları ve yorumları da gidebilir.Blogger yorum paneline dönmeleri daha sağlıklı olur.Google son yıllarda Blogger izleyici takiplerini de Google+ hesaplarına çevirmişti.Bu durumda  Blogger izleyici sayısında büyük düşüş olması kaçınılmaz son.Google tekrar Blogger profillerine döndürür mü ? döndürmez mi ? bilemiyorum.Bu olaydan sonra bizleri düşüneceğini hiç sanmıyorum.😧

Google+ dışında bizleri takip edeceğiniz sosyal ağ hesaplarımız:

💬E-Posta Aboneliği: https://feedburner.google.com/fb/a/mailverify?uri=SosyalMedyaKafe&apos

💬Twitter:https://twitter.com/SosyalMedyaKafe

💬Facebook:https://www.facebook.com/sosyalmedyakafe

💬Pinterest:https://tr.pinterest.com/sosyalmedyakafe/

💬Linkendin:https://www.linkedin.com/in/sosyalmedyakafe/

💬İnstagram:https://www.instagram.com/sosyalmedyakafe/

Blog yazarları ve blog okumayı sevenler  Facebook grubumuza  davetlidir.Google Plus kapandığında yine bir arada olacağımız bir grup.

Tüm detayları Google'ın resmi blogundan okuyabilirsiniz. Tüketiciler için Google+'yı kapatıyoruz.

Google Plus'un kapanacağını arkadaşlarınızın da bilmesini isterseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları ile paylaşabilirsiniz. 
💕⃕

Yazar:Sibel Ordueri
Devamını Oku »

8 Aralık 2017 Cuma

Blog Yazarları Çalıştayı -Gelecek Vadeden Bloglar Tartışması

8 Aralık 2017 Cuma
Blog Çalıştayı Gelecek Vadeden Bloglar
Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları,
Blog Yazarları Çalıştayı ve Gelecek Vadeden Bloglar  hakkında son günlerde açılan tartışmalara Sosyal Medya Kafe yazarı Sibel Ordueri olarak ben de kendi düşüncelerimi yazmak için buradayım.

Öncelikle  bilmenizi isterim ki  Evren Bey ve ekibine Sosyal Medya Kafe'yi de değerlendirmeleri için göndermiştim.Onlara göre Gelecek Vadetmeyen bloglar arasındayız.Bu oluşum da yer alamamak beni zerre kadar üzmedi.Ama seçilen blog yazarı arkadaşlarım adına sevindim.Onlar için ciddi bir motivasyon olduğunu düşünüyorum.Konuyu objektif olarak olumlu ve olumsuz yönleriyle  değerlendirmeye çalışacağım.

Evren Bey'in blog yazarları ile yaptığı Youtube sohbetlerini beğenerek izledim.Blog yazarlarına önem ve değer veren birini görmek mutluluk vericiydi benim için.Ayrıca Youtube sohbetleri sayesinde bir çok yeni blog yazarı tanıma şansım oldu.Zaman dediğimiz kavram her birimiz için çok değerli.İnsanlar değer verdiği bir işe ,canlıya,hobisine,projesine v.b zaman ayırır.Evren Bey'in iyi niyetle başlattığı bir proje olarak görüyorum.Lakin bu oluşumda benim de gözüme çarpan bazı eksiklikler mevcut.

1.Gelecek Vadeden Bloglar

Belli bir jüri seçilerek ekip kurulmuş.Sanıyorum bunu tecrübeli blog yazarları arasından gönüllü olan ,blog yazarlığına ve bloglara önem veren kişiler olarak seçilmiş.Buna zaman ayırmak da herkesin harcı değil.İçlerinde en eski tanıdığım Kelimeler Benim yazarı Sezer Bey (O beni hatırlamayabilir) Google forumda çok yazıştığımız bir dönemde orada yazışmalarımız ve blogunu takip ettiğim kadar tanıyorum.Evren Bey de dahil olmak üzere diğer jüri de olan blog yazarı arkadaşlarımızı bu oluşum  sayesinde isimlerini duydum ki ben de 10 yıldır blog dünyasında olan biriyim.

Gelecek Vadeden Bloglar için 6 ay ile 2 yıl arasındaki tüm bloglar ve son 6 aydır güncel olan bloglar başvuru yapabiliyor.Bu kıstasa göre 2 yaşımızı doldurduğumuz için direkt uymuyoruz zaten😉Demekki bu proje yeni başlayan blogları motive etmek amacıyla uygulamaya koyulmuş.Yeni blog yazarı arkadaşlarımıza tepeden bakmanın aksine elinden tutma amacı var.

Şimdi birileri jüri oluşturmuş ve bir form aracılığıyla isteyen blog yazarları buraya bloglarını gönderiyor.Kimse tepeden inip ben seni " Gelecek Vaat Eden Blog" seçtim, gibi bir durum söz konusu değil diye düşünüyorum.Ben değerlendirme ekibine kendi isteğimle blog adresimi gönderiyor isem bu jüri de katılan bloglar içerisinden kendilerine göre bir blog seçimi yapıyorlar.Seçilmemiş olmam beni üzmez, kafama bile takmam.Bu projeye blogumu gönderme amacım başlatılan proje de bir blog yazarı olarak ben de buralardayım demektir.Bu projeye ister katılırız ister katılmayız.Kararı verme yetkisi bizde.Kimse zorla bize bu projeye dahil ol demiyor.Blogunu gönderen razı,blog seçimini yapan jüri razı durumu.

Son tartışmalar da okuduğum moda,kozmetik bloglarının yer almayacağı ,blog yazarı olarak görülmediği v.b söylemler.Burada bir yanlış anlaşılma var. Evren Bey'in yazısından direkt alıntı yaptığım açıklaması şöyle;

"Gelecek Vadeden Bloglar (GVEB) Listesine Girme Şartları
  • Jüri tarafından keşfedilen veya form üzerinden başvuruda bulunan yaşı 6 ay ile 2 yıl arasındaki bütün bloglar değerlendirmeye alınmaktadır. 
  • Değerlendirilecek bloğun son 6 aydır güncel olması gerekmektedir. 
  • Moda, yemek, seyahat, teknoloji gibi her kategoriden "kişisel blog, çok yazarlı blog ya da kurumsal blog ayrımı yapılmadan" yukarıdaki özellikleri taşıyan bütün bloglar jüri tarafından değerlendirilmektedir."
Yukarıdaki açıklamaya göre tüm bloglar bu projeye katılabiliyor.

Burada bana göre keşke " Gelecek Vadeden Bloglar " için jüri seçimleri yerine katılan herkes için bir anket oluşturulsaydı,farklı bir blog üzerinde dursaydı ve herkes oyunu kullanıp  gelecek vaat eden blogu seçebilseydi.Tabii bu benim düşüncem.Evren Bey kendi düşüncesiyle jüri seçimine daha uygun bulmuş.Farklı bir proje ve orijinal bir fikir olduğu için saygı duymak gerekir diye düşünüyorum.En önemlisi de ortaya konulan bir emek var.Bunu görmezden gelmemek gerekir.

Güzel başlanmış bir proje olarak görüyorum.Zamanla şeffaf bir ortama taşınmasından yanayım.Gizli kapılar arkasında seçimlerin yapılması ve belli sayıda oluşturulmuş jüri ile mutlaka arkadaş,yakınlık v.s durumlarına göre blog seçimleri illa ki olmuştur/olacaktır. Sonuç olarak Evren Bey blog yazarlığına ve bloglara değer vermemiş olsaydı bu tip bir projeye zaman ayırmazdı.

Burada kendini Kral ilan etme gibi bir durum  görmüyorum.

Evren Bey  eğer hiç bu projeden bahsetmeden direkt gelseydi bir bloga gel ben seni "Gelecek Vaat Eden Blog " seçtim deseydi o zaman derdim ki sen kimsin ? Herkesin kendisinin başvurduğu bir proje  kralcılık değil ,blog yazarları ve bloglar  için başlatılmış bir oluşumdur.Katılıp katılmamak tamamen karşı tarafın kararına kalmış.

"Gelecek Vaad Eden Blog "olarak seçilmemiş olmak da blog yazarlığının sonu değil.Bir başkası da  farklı bir proje ile blog seçimi yapabilir,katılmak veya katılmamak bizim kararımız.Hiç kimse bir başkasının ne yazdığına,ne başlattığı projeye ,ne de başlatılan projeye katılmasına karışabilir.
Biraz daha saygı,sorgulama,hoşgörü lütfen.

Bu olayla ilgili bazı başlatılan proje ve etkinliklerle örnekler vermek istiyorum.

*Eski blog yazarları hatırlarlar daha önce "Hürriyet- Boomads Ödülleri " adı altında başvuran bloglar arasından jüri tarafından blog seçimleri yapılıyordu ve ihtişamlı bir gece ile ödülleri veriliyordu.Evren Bey'in de yapmaya çalıştığı benzer bir durum.

*Bir ara da haftanın blogları seçiliyordu bloglar arasında, herkes blogunda bir blog seçip  paylaşıyordu.Bu da  ona benziyor aslında.Birden çok kişi tarafından seçilmiş haftanın blogu etkinliğinin isim değiştirmiş hali 😉Birileri bizi haftanın blogu seçmedi diye blog yazarlığına mı küstük ? yoksa yazmaya devam edip yolumuza mı baktık 😉 O yüzden hep böyle farklı oluşumlar çıkacaktır bu demek değildir ki bazıları elit blog yazarı da bazıları alt tabaka blog yazarı 😉

Bir de şöyle bir düşünce var ki bu da dolaylı olarak Evren Bey'in projesine benziyor;

Bazı blog yazarı arkadaşlarımız "En Popüler Bloglar " veya "En Başarılı Bloglar" başlığıyla kendilerine göre  blog seçimleri yaparak bloglarında listeliyor.O listelerde olmamış olmamız bizim popüler ya da başarılı olmadığımız anlamına mı geliyor? Elbette ki bunlar asla otorite olamaz.Ama şunu da unutmayın bir blog yazarı istediğini yazar, istediği blog seçimini kendince yapabilir,istediği projeye katılır..Bu konuda herhangi bir alınma veya üstten bakma gibi algılanmamalı.Dikkat edilmesi gereken nokta Evren Bey'in projesine herkes kendi isteğiyle blogunu gönderiyor!

Gelecek vadeden bloglar seçimlerini fazla kafanıza takmamanızı öneriyorum.Asıl önemli olanın bizim  blog okunma oranlarımız ve okuyucularımızın bizimle ,yorumları veya iletişim yoluyla ne kadar aktif durumda olmasıdır.Eğer kendimiz okunma oranından ve etkileşimden memnunsak zaten iyi yerdeyiz demektir.Bugüne kadar kimseyi kendime rakip görmedim.Her zaman kendi kendimin rakibi oldum.Bu şekilde daha sorgulayıcı ve gelişimci bir ruhla hareket ederek ,daha iyi yol aldığımı düşünüyorum...

2.Blog Yazarları Çalıştayı


Blog çalıştayı tüm blogları kapsıyor mu ? kapsamıyor mu ? gelin benim düşüncelerimle birlikte bakalım ;
Sanıyorum blog çalıştayı son 4 yıldır yapılıyor.Benim haberim bu yıl oldu.😊 (4 yıldır buralardaydım oysa ki )
Evren Bey'i takibe aldıktan sonra blog çalıştayı ile ilgili tüm paylaşımlarını gördüm yeri geldi beğendim ve destek amaçlı paylaştım.Evren Bey elinden geldiği kadar Blog Çalıştayı toplantısını tüm sosyal ağlarında paylaştı ve tüm blog yazarlarının gelebileceğini yazdı.O elinden geleni yaptı.Toplantının İstanbul'da oluşu herkesin kendine göre ulaşım şartları ve çalışma iş hayatı v.b sebeplerle katılması beklenemezdi.Vakti olan ve uygun olan kişiler bu toplantıya seyirci veya dinleyici olarak katıldı.O toplantıda blog ve blog yazarlığı üzerine konuşmalar geçekleşmiş, katılmayı isterdim.

Bu toplantı da herkesin olmaması Evren Bey'in suçu mu?  İstanbul'da olan bir toplantı için tüm blogları kapsaması beklenebilir mi? Daha çok blog yazarına ulaşmaması yine Evren Bey'in suçu mu?

Kafalarda oluşan sorulara kendi cevaplarım;

Bu toplantı da herkesin olmaması Evren Bey'in suçu mu?
Hayır.Evren Bey tüm sosyal ağlarında ve blogunda herkese açık şekilde bunu duyurmuş ,katılmak isteyen toplantıya katılmış, katılmak istemeyen katılmamış.

İstanbul'da olan bir toplantı için tüm blogları kapsaması beklenebilir mi?
Bu beklenti içine girmek de son derece yanlış olur bence.Türkiye'nin çeşitli şehirlerinden yazıyoruz her birimiz.Mesafe  ve iş temposu nedeniyle tüm blogların katılması zaten imkansız bir şey.Ama isterim ki şehir şehir dolaşılıp belirlenen üniversiteler de bu toplantıların çoğalması.Bursa'da yapılacak bir toplantıya seve seve katılırım.

Daha çok blog yazarına ulaşmaması yine Evren Bey'in suçu mu?
Buna da cevabım elbette ki hayır.Evren Bey bu paylaşımları herkese açık şekilde hem blogundan hem de sosyal ağlarından  yapmış ama maalesef  bizler blog yazarları olarak destek olup ,kendi çevremizle paylaşıp elimizden geldiğince yayımlamamışsak bu noktada biraz da iğneyi kendimize batırmak gerekir.😉Biraz empati,sorgulama ve hoşgörü diyorum.

Bu sorulara sizlerde aşağıda yorum bölümünde kendi düşüncelerinizle cevap verebilirsiniz.

Herkesi kapsaması gibi bir durum söz konusu olamaz.Türkiye'de kaç tane aktif blog yazarı var bu sayı asla net ifade edilemez.Tüm aktif blog yazarlarını bir araya getirmek de öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil maalesef.Yine kendi düşünceme göre imkansız!

Blog çalıştayı projesiyle,  blog ve blog yazarlığının üniversite ortamına taşınması bizler adına güzel bir farkındalık bence.Üniversite salonlarının belli tarihte ayarlanması ve bu toplantı için zaman ayrılması ,emek verilmesi  saygı duyulması gereken adımlar diye düşünüyorum.

3.Yazım yanlışları ve bloglar arası tartışma


Evren Bey'in bu kadar yazım yanlışlarına takıntılı olduğunu bu tartışmalar sayesinde öğrenmiş oldum.Yurdagül Hanım'ı da Evren Bey'i de eşit uzaklıkta blogları ve yorumları kadar tanıyorum.Birebir her ikisiyle de iletişim halinde olmadım.

Evren Bey'in blogu üzerinden Yurdagül Hanım'a verdiği cevapta yazım yanlışını düzeltmesi bence hoş bir durum olmamış.Evet yazım yanlışı konusunda haklı ama Yurdagül hanım bir şeylerden rahatsız olmuş ve bunları ifade etmek için Evren Bey'in bloguna yorum yapmış.

Burada blog yazarlarına ve bloglara önem veren biri olarak böyle rahatsızlığını ifade eden bir yoruma yazım yanlışını eklememeliydi. "Ateşe körükle gitmek"  atasözümüzde olduğu gibi bir durum oluşmuş.Evren Bey'den beklediğim daha yapıcı ve karşı tarafı anlamaya çalışması daha doğru bir tutum olurdu.Olay bu kadar ateşlenmez ve bloglar arasında bu gerginlik yaşanmazdı.

Her birimiz belli olgunlukta insanlarız olumlu-olumsuz düşüncelerimizi yorumlarımızda veya yazılarımızda özgürce yazabilmeliyiz.Saygı çerçevesini aşmadan birbirimizi eleştirmeliyiz ki bir adım daha ileri gidebilelim.

Bu yorumların ardından hemcinsime gelen saldırı mailleri de oldukça üzücü.Hiç bir bayan arkadaşıma böyle mailler gelmesini istemem.Bizler blog yazarıyız her hangi bir takım tutmuyoruz veya siyasi görüş taraftarı değiliz ve olmamalıyız.Birilerini desteklemiş olmanız ona karşı olan bir düşünceyi taşlamanız anlamına gelmemeli.Bloglar arası yaşanan böyle gerginler beni üzüyor.Umarım en kısa zamanda özürler dilenir ve konu tatlıya bağlanır.Evren Bey'de Yurdagül  Hanım'da belli olgunluğa ulaşmış insanlar.Hatta bazı durumlarda yazışmak yerine telefonla iletişim kurulmasından yanayım.

Yazım yanlışlarımızda bir birimizi uyarabiliriz ama bu demek değildir ki yazım yanlışı yapan bir blog yazarı kötü blog yazarıdır.Önemli olan yazının orijinalliği ve anlatmak istediğidir.Elimizden geldiğince yazım yanlışlarına,noktalama işaretlerine uymaya çalışsak da telefon veya pc klavyesinde bazen yanlış basabiliyoruz.

En yakın zaman da benim de öğrendiğim "yayınlamak" yerine "yayımlamak" olarak yazılacağını Blog Hocam'a yazdığım Blogger Limitleri başlıklı misafir yazımda fark ettim. Uzun zamandır yanlış kullanıyormuşum. Yazımın içinde doğru kullanmama rağmen Serdar Bey'e teşekkür yorumumda yine "yayınladığınız " olarak yazmışım.Demek ki bazı alıştığımız yazım şekilleri zamanla yerine oturacak ve birden değiştirmek mümkün değil.😁 Yine bu konuda öğrendiğim ve kendi kendime fark ettiğim yazım hatam "Serdar bey"  de kullandığım Bey kelimesini  küçük harfle yazmış olmam.Bunu da Serdar Bey'in yorumuma cevap vermesiyle fark ettim.Özel isimlerin yanında kullanılan Bey/Hanım  her zaman büyük harfle başlıyormuş.😜 38 yaşımda yani dün öğrendim😀

Yine "Fotoğraf" yerine "Resim" olan yazım yanlışı  😆
Bu hatayı bile isteye kendim de yapıyorum.Fotoğraf ve resim arasındaki farkı biliyorum .Bir çok kişide kısaca fotoğrafın bir "çekim" resminde bir "çizim" olduğunu elbette biliyordur.Ama bizler her şeyin kolayına kaçmayı seven insanlarız.Fotoğraf ,yazması ve söylenmesi açısından resimden daha uzun olduğu ve resim daha kolay olduğu için Türk halkı olarak genel olarak bu şekilde kullanıyoruz.

Bir başka kullanım amacım da bunun en yaygın şekilde kullanılmasına örnek ;
Blogger anlatımları yapıyorum biliyorsunuz.Çok az kişi Google amcaya "fotoğraflı anlatım" diye yazar "resimli anlatım" çok büyük çoğunluğu oluşturur. O yüzden hitap ettiğim çevreye göre hem resim olarak hemde fotoğraf olarak yazılarımda geçiriyorum.
Örnek şu yazım ;
Paint Programında Resim Üzerine Saydam  Resim Ekleme

Bugün her iki şekilde bu yazıyı yazmamış olsaydım.Sosyal Medya Kafe'nin en çok okunan yazısı olamazdı.Bu yazı başlığını doğrusuyla değiştirdiğimde" Paint Programında Fotoğraf üzerine Saydam Fotoğraf Ekleme" sizce bunu kaç kişi Google'da aratırdı ?🙇 Bazen,bazı durumlarda blog yazarları olarak genel kitleye uymamız gerekebilir.Herkesin doğru kullanması zaman alacaktır.

Yazım yanlışları için Blogger yazı editörünü de kullanabilirsiniz.
Blogger Yazım Yanlışı Düzeltme
Yazınızı bitirdikten sonra yukarıda bulunan görsel de işaretlemiş olduğum kutucuğu tıklamanız yeterli.Yazım yanlışlarını sarı olarak işaretliyor ve sarı işaretli bölgeye tıkladığınız da doğru seçenekleri size gösteriyor.Blog kelimesini çok kullandığımız için Blog her zaman Blog olarak yazılıyor.Yazı editöründe Blok olarak değiştirmenizi öneriyor.Kafanızı karıştırmasın.🙇

Her birimiz bloglarımız için çok emekler veriyoruz.Yeri geliyor uykumuzdan fedakarlık yaparak yayımlar hazırlıyoruz.Blog dünyasında hiç kimse bir otorite olamaz ve blog yazarları arısında bir sınıflandırmaya maruz bırakamaz.Hepimizin ortak noktası blog yazıyor olması.

Son sözlerim;

Yazım kurallarına ve imla kurallarına tabi ki dikkat edelim ama ruh sağlığımıza zarar verecek duruma gelmesin lütfen.Bu durum sürekli yazı kontrol eden,kontrol etmekten yazıda anlatılmak isteneni anlamayan ve paranoya  takıntıya dönüşmesin.Ayrıca bu kadar takıntılı bir hal alması Blog yazarlarını yazmaktan soğutabilir.Daha hoşgörülü ve açık aramak yerine birbirimize destek olmaktan yanayım her zaman.Yıllardır yazıyor olsak bile her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.Blog yazarlığı öyle bir sanat ki yazdıkça gelişiyor ve hatalarımızdan ders çıkararak tecrübe sahibi oluyoruz.Blog yazarları olarak her zaman birbirimize yardımcı ve destek olalım.Uzun zaman önce paylaşmış olduğum Fıkra Kökenli Kıssadan Hisse olayına döndürmeyelim.🙏

Eğrisiyle doğrusuyla kendi düşüncelerim bunlardır arkadaşlar.Yurdagül Hanım ve Evren Bey arasında yaşanan gerginliğin en kısa zamanda tatlıya bağlanması dileğiyle... 😇

Dip Not: Blog yazarları çalıştayı ve gelecek vadeden bloglar tartışması ile ilgili yazmış olduğum yukarıdaki yazım;
Aşağıdaki blog yazarı arkadaşlarımın yazmış olduğu yazıları,gelen yorumları okuduktan sonra değerlendirirerek yazılmıştır.Aşağıdaki yazıların her birine  katılmasam da düşüncelerine saygı duyuyor ve somut olarak herkesin okuması açısından linkleri ekliyorum.

Annesinin Prensesi

Ben Meczup

Beydanın Kitaplığı

Her Telden Şef 

Momentos (Yazı yayımdan kaldırıldığı için link silinmiştir.)

Deli Kızın Bohçası

Daha Mutluyuz

Mustafa Sönmez

Ece Evren

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim 😊
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

4 Aralık 2017 Pazartesi

Çocuklar İçin Kodlama Dilleri- Google Project Bloks

4 Aralık 2017 Pazartesi
Çocuklar İçin Kodlama Dilleri
Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları,
Google önemli günlerde oluşturduğu Doodle'lar ile dikkat çekmeye devam ediyor.Çocukların kod yazmasının 50.yılını kutluyor.Google,  Doodle ile "Çocuklar İçin Kodlama Dilleri" isimli projesi  merak uyandırmayı başardı.Fakat uygulama da ufak bir hata söz konusu;

Oyunun 6.bölümünden sonra "Çocuklarlar İçin Kodlama Dilleri" olarak hatalı şekilde Google aramasına yönlendirmesi ve büyük haber sitelerinin yazı başlıklarını "Çocuklalar İçin Kodlama Dilleri" olarak vermiş olması oldukça ilginç.

Google, pasif kullanıcılar yerine milyonlarca çocuk programlamayı eğlenceli ve erişilebilir bir şekilde öğrenmeye teşvik etmektedir. Çocuklar, teknolojik dünyayla doğrudan bağlantılı bir meslek seçmek istemiyorlarsa da, programlama kavramlarının temel bilgisi, problem çözme becerilerini ve düşünme becerilerini güçlendirebilir. Microsoft Başkanı Bill Gates'e göre, programı öğrenmek zihninizi genişletiyor ve daha iyi düşünmenize yardımcı oluyor, her alanda yararlı olan şeyler hakkında düşünme becerilerinizi geliştiriyor.



Google, çocuklara kodlamayı öğretmek için donanım ve oyuncaklar içeren bir proje olan Project Bloks'u tanıtıyor.Google'ın projesi Project Bloks, çocukların programlama mantığını öğretmek için tasarlanmış kullanımı kolay bir araçtır. Çocukların öğrenme deneyimini geliştirmesi için açık olan dijital platformuna herkes erişebiliyor.

Project Bloks, üç temel bileşene ayrılmıştır:
Beyin Kartı , Taban Kartları ve Pank .

Beyin Kurulu, birincil işlemci birimi barındıran ve tüm sistem için Wi-Fi ve Bluetooth bağlantısı ve gücü sağlayan işlemin beynidir.
Temel Kartlar, beyne bağlanabilen, farklı programlama akışları yaratan modüler parçalardır. Her Temel Kart, Puck'lardan talimat alan bir sensöre sahiptir.

Tüm talimatlar ve programlama yönergeleri Pucks tarafından verilecektir. Bunlar, başkaları arasında açma ve kapama, yukarı veya aşağı gibi fonksiyonları gösterirler, buna ek olarak Pucklar bazı fonksiyonlar için programlanabilir. Proje düşük bir maliyetini korurken hemen hemen her tür materyalden yapılabilirler.

Project Bloks, Stanford Üniversitesi'yle olan bir Google iş birliğidir ve programlama öğretimini fiziksel olarak vaaz eden ve uygulamaya koyan somut programlama adlı bir teknolojiyi temel almaktadır. Projeye katılmak isteyen eğitimciler, ortak çalışanlar, ebeveynler ve araştırmacılar buradan başvurabilirler .

Google'ın Project Bloks projesinin tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.

Yalnızca yüksek öğretimde çalışan profesyonellerin ve insanların kodlama öğreneceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü çocukların çevrim içi oyunları oynayarak kodlamayı öğrenebilecekleri pek çok yer var.Bu müthiş çevrim içi oyun siteleri, çocukların interaktif ve kolay kodlama öğrenmesi için ilginç ve ilgi çekici oyun oynayarak nasıl kodlayacaklarını öğretiyor.

Bunlar, her ne kadar basit olsalar da belirli işlevlere sahipler ve robotları kontrol etme, bir ortamdaki sensörleri kablosuz veya Bluetooth üzerinden programlama ve programlama hoparlörünü kullanma gibi daha karmaşık komutları gerçekleştirmek için birbirlerine bağlanabilen renkli bloklardır.

Buradaki düşünce, üreticilerin kendi oyuncaklarını yaratmak için temel olarak aracı kullanmaları ve sonra bunları pazarlamalarıdır çünkü Bloks, kendi başına bir oyuncak değil, donanım ve yazılımdan oluşan bir kavramdır. Proje iyi kabul görürse, birkaç yıl içinde piyasada çeşitli seçeneklerini bulmak mümkün olacaktır.

Project Bloks Google

Kodlar ve bloklar arasında

Programlama mantığı, işlevlerinin temelini oluşturduğu ve JavaScript, Ruby ve Python gibi dillerde uygulandığı için herhangi bir programcı için son derece önemlidir. Bu nedenle, sağlam ise, kullanıcının dil öğrenmesi daha kolaydır. Project Bloks'un en büyük avantajı çocuğun şaka yoluyla öğrenmesini sağlamak çünkü renkli ve fiziksel bir şey olarak sunulduğu için bloklar grup etkileşimine izin vermektedir. Geleneksel şekilde, herhangi bir programcı veya programlamayı öğrenmeye çalışan birisi bildiği için, kodları ve işlevlerini yalnızca teoride anlamalı ve daha sonra bunlara hakim olması gerekir.

Programlama eğitimi, özellikle çocuklara konuyla daha eğlenceli bir şekilde ilgilenmesini öğretmek için kullanımı kolay araçların oluşturulmasıyla birlikte, orta vadeli bir çözüm olarak ortaya çıkıyor. Buna ek olarak, en az 3 yaşında olan çocuklar için başka uygulamalar, web siteleri, oyuncaklar ve hatta kurslar var.

Google'ın çocukların  kodlama dillerini öğrenmelerini destekleyen Project Bloks için sizlerin düşünceleri nedir?
Aşağıda bulunan yorum alanına düşüncelerinizi yazmak için lütfen çekinmeyin.
Çocuklarımızın ilgi duyduğu ve severek uyguladığı bir proje olması dileğiyle..
 Sibel Ordueri
 Bu makaleyi beğendiniz mi?Aşağıdaki butonlar sayesinde sosyal ağlarda paylaşarak bizlere destek olabilirsiniz.🙌
Devamını Oku »

17 Kasım 2017 Cuma

Sosyal Medya Kafe 3 Yaşında!

17 Kasım 2017 Cuma
Sosyal Medya Kafe 3 Yaşında
Merhaba Sosyal Medya Kafe okurları,
Sosyal Medya Kafe 18.09.2017 tarihinde 3 yaşını doldurdu.Bu haberi vermekte geciktik.Gündelik koşuşturmalar,yoğunluk vb.sebeplerimizden dolayı bu güne yayımlamak nasip oldu.Sosyal Medya Kafe'yi ilk kurduğum günden bugüne  bizleri severek okuyan okurlarımız oldu.Yine okurlarımız tarafından binlerce yorum aldık.Her bir okurumuza ve yorum yaparak bize var olduklarını gösteren tüm okurlarımıza öncelikle teşekkür ediyoruz.💕

Sosyal Medya Kafe Amacına Ulaştı Mı?

Maalesef  3 yılda kat ettiğimiz yolda tam olarak kuruluş amacına ulaşamadı.Sosyal Medya Kafe  ilk kurulduğunda daha fazla misafir blog ve misafir yazarların olacağı düşünerek açılmıştı.Türkiye'nin her köşesinden yolu Sosyal Medya Kafe'ye düşen biri bu blogda istediği gibi yazı yollayabilirdi.Devamlı blog yazmak istemeyen ama bir konuda da olsa tecrübesi  var ise bunu Sosyal Medya Kafe aracılığıyla internet dünyasına miras bırakabilir düşüncesi vardı.Maalesef bu sayı düşündüğümüzden az oldu.Toplamda 6 misafir blog ağırladık.Misafir blog yazıları kategorimizde bulunan her bir yazarımıza tekrar teşekkürlerimizi iletiyoruz.Sosyal Medya Kafe'yi okuyarak sadece okur kimliği ile bir konuda edindiği tecrübeleri bizimle paylaşan çıkmadı.

Sosyal Medya Kafe 'de Daimi Yazarlık Yapan Arkadaşlarımız

Hakkımızda sayfamızda yer verdiğimiz gibi bugüne kadar 5 blog yazarı arkadaşımız bizlere yazıları ve yorumları ile destek verdi.

Sevgili Hüzün Sarısı blogun yazarı Nihal Yeşiltaç Oran 3 yıldır Sosyal Medya Kafe'de yazmaya devam ediyor.Sosyal Medya Kafe'nin 3 yaşında  yazısına yazdıkları;

"Yaklaşık 3 yıl önce, tam da aktif blog yazarlarının kalemlerini bıraktığını düşündüğüm zamanlarda Sosyal Medya Kafe ile yollarımız birleşti. Nasıl yani? Blog yazanlar bloglarını bir çöp gibi kenara atmış, gözü kara bir hatun gelip sıfırdan başlıyor. Amaçları hedefleri var üstelik. Hal böyle olunca ben bu oluşumda yer almaz mıyım?
Profesyonel taviz vermeyen, maddeye teslim olmayan bir blog Sosyal Medya  Kafe ve ben bu duruma şahit oldukça daha bir sevdim bu ailenin içinde olmayı. Ve yine zamanla Sibel Ordueri'ni tanıma şansı buldum. Öyle küçük noktalarda, öyle tavırlar sergiledi ki 'iyi ki tanımışım' dedirtti.
3 yıla yakın bir zaman burada bana verilen köşede yazdım, çizdim. Yeri geldi bildiğimi paylaştım, yeri geldi isyanımı öfkemi. Bir süredir geçirdiğim göz ameliyatı sebebi ile yazamıyorum; çok az görüyorum. Tedavim bittikten sonra hem burada hem kendi blogumda okuyucularımızla birlikte olacağım inşallah.
Sosyal Medya Kafe ailesine ve yazdıklarımızı özenle takip, edip okuyan takipçilerimize sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız, iyi ki varız!"

Sevgili Rekli Pasta Sepeti yazarı Nahide Zereyak 3 yıldır Sosyal Medya Kafe'de yazmaya devam ediyor.Sosyal Medya Kafe'nin 3 yaşında  yazısına yazdıkları;
" Bloğumda yeni yeni yazmaya başlamıştım. Bir bebek gibi emekleme aşamasındaydık henüz. Yeni bir dünyayı keşfediyordum merakla. Ve içimde oldum olası var olan yazma isteği de artık kendine bir çıkış kapısı bulmuştu. Heves ve heyecanla yeni yeni tanımaya başladığım blog dünyasına gittikçe daha çok ilgi duyuyor ve bağlanıyordum. Bloğumu geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek için sabahladığım geceler dün gibi aklımda.Tam da bu dönemde tanıdım Sibel Hanım'ı ve Sosyal Medya Kafe'yi. İşte yeni bir heyecan daha. Artık kendi bloğumun yanı sıra bir de Sosyal Medya Kafe'de yazılarım yayınlanacaktı. Öyle mutlu oldum ki anlatamam. Bilmediğim pek çok şey vardı elbette. Sibel Hanım'ın daha eskilere dayanan yazarlık tecrübeleri ve bilgi birikimleri sayesinde çok şey öğrendim. Tabiri caizse emekleyen bebek yürümeye başladı. Adımları hızlandı. Yeni yeni ufuklara yelken açtık birlikte.Bu çatı altında bir aile olduk.Sosyal Medya Kafe'nin 3. yılı kutlu olsun. Geçen bu 3 yıl bana bilgi, birikim, tecrübe, güven, cesaret, öz saygı, sayısız dostluklar, kıymetli okuyucular kazandırdı. Koskoca dünyanın içerisinde sığındığım bu küçük dünyamı seviyorum. Bloğumuzun sahibesi sevgili Sibel Hanım'a, aynı çatı altında bulunduğumuz saygıdeğer yazar arkadaşlarıma ve siz sevgili okuyucularımıza bana kattığınız değerden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.Nasip olursa daha uzun yıllar birlikle var olmak dileği ile."


Sevgili Heybemdeki Yolcu yazarı Bay Kefren 1 yıl kadar bizlerle birlikte oldu.Doktorluk mesleğine başladığı ve yoğunluğundan dolayı kendi blogunda, Sosyal Medya Kafe 'de bulunan yazılarına kendi kararıyla son verdi.




Sevgili Minik Kelebeğin Annesi yazarı Ayşe Köseler Güneş  1 yıldır Sosyal Medya Kafe'de yazmaya devam ediyor.Sosyal Medya Kafe'nin 3 yaşında  yazısına yazdıkları;
"Blogumu tazecik açmışken Sibel abla  ile  blogumun teması sayesinde tanıştık. Bugüne kadar bana çok yardım etti. Blogum onun bana verdiği bilgiler sayesinde çok iyi yerlere geldi. Ne zaman mesaj yazsam saat kaç olursa olsun bana döndü. Her sorumun cevabını yanıtladı. Profesyonelliği, insanlığı, nacizane davranışları ile gerçekten bir abla ve tam bir hanımefendi.
Blog dünyasında az da olsa pişmişken Sibel abla 'Sosyal Medya Kafe'de yazar mısın?' dedi. O kadar sevinip , mutlu oldum ki ve yazmaya başladım. Sosyal Medya Kafe'de yazılarımın okunma sayısını gördükçe motive oldum. Sosyal Medya Kafe'nin 3.yılı kutlu olsun. Bana çok şey kattı. Kendimi bu yolda geliştirmemde çok etkisi oldu. Her şey için çok teşekkür ederim. Bol okuyuculu olmasının devamını dilerim. SEVGİLER."


Sevgili Sevdicann blogunun yazarı Sevdicann 1 yıl kadar  bizlerle birlikte oldu.
Sosyal Medya Kafe'nin 3 yaşında  yazısına yazdıkları;
"Merhaba blogcanlar!
Bu ifadeyi kullanmayalı çok uzun süre oldu. Bir çoğunuz çok merak ettiniz ortadan kayboluşumun sebebini. Mesaj yazanlar oldu. Bu beni çok memnun etti aslında. Blogger dünyasında ne güzel dostluklar edinmişim. En son yazdığımda Amerikadaydım. Türkiye ye tatil için geldik ve ikinci bebeğime hamile olduğumu öğrendim. Ağır geçen hamilelik dönemimde kafamı kaldiramıyordum ki bloguma yazayım..Sonra bebeğin bakımı büyük oğlumuzun bu duruma uyum süreci, mini mini birlerim derken hayat cidden yoğun geçiyor. Çok özlüyorum blogumu. Blog yazılarımı çok dikkatli yazmaya çalıştığım için bir türlü başına gecemiyorum. Blogcanları, onlarla yorumlaşmayı çok özledim. Bu yoğunluk içinde işin kolayına kaçıp instagramda paylaşımlar yaptım. Sibel ablayla irtibatı hiç koparmadık.2014 yılının son zamanlarında blog keşif etkinliğiyle keşfedip, birbirimize yaptığımız ortak röportajla tanıştığımız, kaynastigimiz bir dostluğumuz oldu. Bloguma bir el attı harikalar yarattı. Cicili bicili bir blogum da oldu sayesinde. Sonra Sosyal Medya Kafe ailesine katıldım. O kadar şey öğrendim ki teknik anlamda. Bildiklerini paylasmayi sever Sibel abla. Kendisi blog tasarımı yaptığı halde , blog tasarımı yapmayı anlattığı yazıları vardır Sosyal Medya Kafe'de. Birbirimizi yakından hiç görmedik ama çok naif, iyi niyetli, yardımsever, özü sözü bir , dürüst, güvenilir bir kişi olduğunu düşünüyorum. Sosyal Medya Kafe' nin ileride daha da büyüyeceğini, Sibel ablanın hedeflerine bir bir ulaşacağına inancım sonsuz. Seni seviyorum Sibel abla.Sosyal Medya Kafe'nin 3.yılı kutlu olsun hepimize. Uzun yolda , arabada bebeği kucağında tek elindeki telefonla yazı yazmaya çalışan bir anne düşünün işte o benim."

Ve ben yani Sosyal Medya Kafe kurucu olarak Sibel Ordueri  yazılarımla , 3 yıldır blogu ayakta tutmaya çalıyorum.3 yıl sonra Sosyal Medya Kafe ile ilgili düşüncelerim;

Sosyal Medya Kafe olarak oldukça sosyal olmaya ve güncel tutmaya çalışsam da 2 çocuk annesi olarak bazen yetişemediğim durumlar oldu.Özellikle yaz tatili döneminde 3 ay kadar blog dünyasından uzak kalıyorum.Yaz tatilimizi kendi evimde geçirmediğim ,ordan oraya gezmelerimiz sırasında internet vb. sebeplerden dolayı uzak kalıyorum.Bazen de hastalıklarım sebebiyle blogu açmadığım haftalar olabiliyor.😟

Taslakta her zaman 30 küsur yazımız hazırda beklerken,o yazıların son düzenlemelerini yapıp yayına bile alamayacak kadar yoğun günler geçirdiğim oluyor.Bu sıralarda gelen yorumlara cevap vermemiş olabiliyorum.Cevapsız bıraktığım her bir yorum sahibinden ayrı ayrı özür diliyorum.💕Fırsat buldukça geçte olsa yorumlara cevap vermeye çalışıyorum.Unutmayın ki benim için isimsiz yorum yapanlar da dahil, her bir yorum olumlu-olumsuz çok değerli.💕💫

Sosyal Medya Kafe'de benimle birlikte yazan daimi yazar arkadaşlarımızla, kendi içimizde bir aile ve uzun yıllar sürecek bir dostluk kazandık.Bu blogda emeği olan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum.💕

Yazılarımız fotoğrafları ile birlikte farklı bloglar tarafından çalındı.Hep birlikte çok üzüldük.Bazen yazma hevesimiz kaçtı bırakma noktasına geldik.Google şikayetlerimiz sonuç vermedi hala bloglarında yazılarımızı paylaşmaya devam ediyorlar.Çalan bloglara hakkımızı helal etmiyoruz.😓

Bazen bir mail ile havalara uçtum.Mesela ünlü yabancı bir tema sitesinden reklam teklifi geldi.Çok şaşırdım,onlar için 2 tane yazı hazırladım.Hatırı sayılır bir ücret karşılığında yazdım.Aldığım ücretin benim için hiç bir değeri yoktu ama tüm dünyada bilinir bir sitenin Sosyal Medya Kafe'yi keşfedip reklam teklifi ile gelmesi benim için çok daha önemliydi.Aldığım reklam ücretine gelince yardım kampanyasında, bir çocuğumuza okul bursu olarak bağışladım.😇

Bazı yazılarımızın okunma oranını görünce mutlu oldum.En çok okunan yazılarımızdan biri 42808 kişi tarafından okunmuş ve okunmaya devam ediyor.İnternet dünyasına değerli yazıları miras bırakmış olmak ayrı bir keyif.💘

Olumsuz tarafına bakarsam istediğim gibi beni yansıtan kişisel yazılar yazamıyorum.Arada unutup oldukça kişisel yazılar yazdığım da oldu tabii.Sonra kendi kendimi cimcirip Sibel kendine gel orası kişisel blogun değil😆 diyerek toparlamaya çalıştım durumu.Bu sebeple kendime farklı bir kişisel blog açma yolundayım.😊

Yine olumsuz tarafı birden farklı konuda çok yazarlı bir blog olarak, blog kategorimizi yerine koyamadık."Genel  Blog" kavramı biraz soğuk geliyor, onun yerine  "Yaşam Blogu" yazdım ama hala ne blogu olduğumuz belli değil sanki🙇Kısaca kategorisiz blog desek olmaz mı? 😅Niche Blog olmamanın kötü yönlerinden biri de bu sanırım😳


4.Yılında Sosyal Medya Kafe İle İlgili Planlarım
  • Yazılmış 257 yazımızı tekrar gözden geçirip, tek tek inceleyip,beğenmediklerimi silmek,bazılarını tekrar güncelleyerek yayımlamak.
  • Eski yazılarımızı güncellerken istemeden cevap yazamadığım yorumları cevaplamak.(Geç olsa da )
  • Yorumları ile bize destek olmuş tüm bloglara yorum yaptığı linkten ziyaret edip beğendiğim bir yazısına yorum yapmaya devam etmek.
  • Tozlanmış yazıları gün yüzüne çıkarmak.
  • Https // sorununu çözmek.Güvenli bağlantıya geçme aşamaları (Bu iş mutfak kısmında uzun bir zamanımı alabilir)
  • Etiketleri tekrar gözden geçirip sadeleştirmek
  • Tüm blogları ilgilendiren ve faydalı olabileceğini düşündüğüm bir etkinliği hayata geçirmek.(2000-2500 yazara ulaşmam gerekecek,bu kısmı okuduysanız şimdiden Sosyal Medya Kafe'yi takibe almanızı rica ediyorum.)

Son olarak Sosyal Medya Kafe blogumu seviyorum.Gücüm yettiğince ve zamanım el verdiğince  yazmaya devam etmek istiyorum.Yazılarımızı gerçekten severek okuyan ve yorumlayan herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.😊Bu blog siz okurlarımız ve blog yazarı arkadaşlarımın sayesinde bu günlere kadar geldi.Sosyal Medya Kafe'nin 3 .yaşı kutlu olsun.💫💥😇💞

Sevgili okurlarımız Sosyal Medya Kafe'nin 3 yaşında yazısına sizlerin yazmak istediği olumlu-olumsuz düşünceleriz nelerdir ?


" Blog okumak ve yazmak bir kültürdür"
Sibel Ordueri

Sevgiler.💕
Devamını Oku »

1 Haziran 2017 Perşembe

11 Ayın Sultanı Ramazan 2017

1 Haziran 2017 Perşembe
11 Ayın Sultanı Ramazan 2017
Efendim; Recep, Şaban derken sonunda 11 ayın sultanı Ramazan da geldi. Hoşgeldi sefa getirdi. Biraz bu aydan bahsedelim istedim. Bu vesile ile her birinize hayırlı ramazanlar dilerim.

Dinimize göre, gelenek ve göreneklerimize göre bu mübarek ay içinde yapılması gerekenleri aslında hepimiz biliyoruz. Ben yine de aklıma gelenleri bir söyleyeyim. İslamın şartı olan oruç tutmak ilk sırada olacak tabi ramazan ayı boyunca. Büyüklerimiz derdi ki, 'oruç tutmak sadece aç kalmak değil bedeni ve ruhu terbiye etmektir.' Bizler de büyüdükçe öğrendik bunun anlamını. Sonra bu mübarek ayda yapılması gereken farklı geleneklerimiz de var. İftara misafir davet etmek, davete icabet etmek. Kadir gecemiz var, camilerin tıka basa dolduğu. Fitre vermek mesela. bu arada Din İşleri Yüksek Kurulu 2017 fitre bedelini 16 TL olarak belirlemiş aklıma gelmişken bilgisini vereyim. Ekonomik durumu iyi olanlar için zekat var bir de verilmesi gereken. Güllaç var değil mi iftar sofralarımızın baş tacı. Hurmalarımız var orucumuzu açmak için.

Ramazan davulcusu sorunsalına gelelim mi? Sorunsal diyorum çünkü son yıllarda gazetelerin 3.sayfalarına haber olan davulcu-mahalle sakini olaylarını sıkça duyar olduk. Bu konuda kararsızım; evet davul ramazan ayının simgesi ve devam etmeli ama hastası olanlar, bebeği yeni uyuyanlar da haklı. Ne diyeceğimi bilemedim.

Şimdi de sosyal medyaya ramazan ayında neler dökülüyor onlara bakalım. En çok dikkatimi çekenlerden bahsedeceğim. Sizin de aklınıza gelen olursa yorumlarda devam edebiliriz sohbete😊Oruç tutmayanlara 'kafir' diyenleri ahlaksızlıkla suçlayanları gördüm. Sahur sonrası edilen niyet metnini duvarına yazıp, arkadaşlarının okumasını sağlayıp "heh şimdi niyet ettin oruç tutma da göreyim" diyeni gördüm. Bunların tam tersi oruç tutanlarla dalga geçeni gördüm. Bu sözler yüzünden tartışanları,küfür edenleri gördüm. Sokakta gündüz vakti yiyip içenlere tepki durumu var bir de.Benim bu konu hakkında düşüncem şu: Yukarıda da belirttiğim gibi kimse kimsenin inancını sorgulayamaz, müdahale edemez ancak çoğunluğun oruç tuttuğu bir ortamda geze dolaşa dondurma yemenin çok etik olmadığı görüşündeyim. Bari bu mübarek ayda insana saygı esas olsun. Empati yapalım, yapmaya çalışalım. Siz  dışarı çıktığında ara ara su içmezse sokak ortasında bayılma ihtimali olan insan gördünüz mü? Ben gördüm, o sebeple önyargılı olmayalım.

Sizler ramazan ile ilgili neler söylemek istersiniz? Yazdıklarıma katılıp katılmadığınızı bilmek isterim veya benim atladıklarımı paylaşırsanız sevinirim. Sağlık ve huzurla...

köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında: 
Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

18 Kasım 2016 Cuma

Yeni Google Translate Güncellemesi İle Türkçe Çeviriler Artık Daha Doğru

18 Kasım 2016 Cuma
Yeni Google Translate Güncellemesi Türkçe Çeviri
Google, yeni Google Translate güncellemesi ile Türkçe çevirilerin düzgün yapılamamasına devrim gibi yanıt verdi.Google'nın Ceo'su Sundar Pichai,Google Translate çevirileri yenilikleri hakkında yaptığı açıklamalara göre ,bir kaç yıldır üzerinde çalıştıkları Neural (Nöral) Makine Çevirisi uygulamasının bir devrim niteliğinde olduğunun artık Google Translate'nin edebiyat düzeyinde çeviriler yapabileceğini duyurdu.

Diğer dillerdeki çeviriler biraz doğru olsa da Türkçe çeviriler düzgün çevirilmiyordu.Artık Nöral Makine çevirisi sayesinde daha doğru.Toplamda 8 dil çifti hizmete sunuldu.Güzel tarafı ise içinde Türkçe çevirinin de bulunması.İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Portekizce, Çince, Japonca,Korece ve Türkçe.Yeni gelen Google Translate güncellemesi ile Türkçe çeviriler artık daha düzgün olacak.Hedefleri toplam 103 dilde doğru çeviri yapmak.

Google Translate  daha önce Türkçe çevirileri çok komik yapıyordu.Bazı insanlar tarafından "Google Translate Çevirisi" diyerek alay konusu oluyordu.Artık bu alay konusu tarihe karışıyor gibi.

Google Blogda bulunan yeni Google Translate güncellemesi yazısını Türkçeye çevirelim ve sonuçları birlikte görelim ;)
İngilizce Açıklaması :
"In 10 years, Google Translate has gone from supporting just a few languages to 103,connecting strangers, reaching across language barriers and even helping people find love. At the start, we pioneered large-scale statistical machine translation, which uses statistical models to translate text. Today, we’re introducing the next step in making Google Translate even better: Neural Machine Translation.
Neural Machine Translation has been generating exciting research results for a few years and in September, our researchers announced Google's version of this technique. At a high level, the Neural system translates whole sentences at a time, rather than just piece by piece. It uses this broader context to help it figure out the most relevant translation, which it then rearranges and adjusts to be more like a human speaking with proper grammar. Since it’s easier to understand each sentence, translated paragraphs and articles are a lot smoother and easier to read. And this is all possible because of end-to-end learning system built on Neural Machine Translation, which basically means that the system learns over time to create better, more natural translations.
Today we’re putting Neural Machine Translation into action with a total of eight language pairs to and from English and French, German, Spanish, Portuguese, Chinese, Japanese, Korean and Turkish. These represent the native languages of around one-third of the world's population, covering more than 35% of all Google Translate queries!"
With this update, Google Translate is improving more in a single leap than we’ve seen in the last ten years combined. But this is just the beginning. While we’re starting with eight language pairs within Google Search the Google Translate app, and website; our goal is to eventually roll Neural Machine Translation out to all 103 languages and surfaces where you can access Google Translate.
And there’s more coming today too -- Google Cloud Platform, our public cloud service, offers Machine Learning APIs that make it easy for anyone to use our machine learning technology. Today, Google Cloud Platform is also making the system behind Neural Machine Translation available for all businesses through Google Cloud Translation API. You can learn more about it here.
Today’s step towards Neural Machine Translation is a significant milestone for Google Translate, but there’s always more work to do and we’ll continue to learn over time. We’ll also continue to rely on Translate Community, where language loving multilingual speakers can help share their language by contributing and reviewing translations. We can’t wait for you to start translating and understanding the world just a little bit better."

Yukarıdaki açıklamanın tamamını Google Translate'ye kopyalarak Türkçe çevirisi sonucu;

Google Translate, 10 yılda sadece birkaç dili 103 kişiden daha fazla desteklemeye, yabancılarla bağlantı kurmaya, dil engellerini aşmaya ve hatta insanlara aşk bulmasına yardımcı olmak için gitti. Başlangıçta, metni çevirmek için istatistiksel modeller kullanan büyük ölçekli istatistiksel makine çevirisinin öncülüğünü yaptık. Bugün, Google Translate'i daha da geliştirmeyle ilgili bir sonraki adıma geçiyoruz: Sinirsel Makine Çevirisi.

Sinirsel Makine Çevirisi birkaç yıldır heyecan verici araştırma sonuçları üretiyor ve Eylül ayında araştırmacılarımız bu tekniğin Google'ın sürümünü açıkladı. Sinir sistemi, üst düzeyde, bütün cümleleri birer birer parçalar yerine bir defada çevirir. En kapsamlı çeviriyi anlamaya yardımcı olmak için bu daha geniş bağlamı kullanır; daha sonra bu, uygun dilbilgisi ile insan konuşmasına benzer şekilde yeniden düzenleyip ayarlar. Her cümleyi anlamak daha kolay olduğu için, çevrilmiş paragraflar ve makaleler çok daha pürüzsüz ve okunması daha kolaydır. Temel olarak sistemin daha iyi, daha doğal çeviriler üretmek için zaman içinde öğrentiği anlamına gelen Sinirsel Makine Çevirisi üzerine kurulu uçtan uca öğrenme sistemi yüzünden tüm bunlar mümkündür.

Bugün Neural Machine Translation'i İngilizce ve Fransızca, Almanca, İspanyolca, Portekizce, Çince, Japonca, Korece ve Türkçe olmak üzere sekiz dil çifti ile harekete geçiriyoruz. Bunlar dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin ana dillerini temsil ediyor ve tüm Google Çeviri sorgularının% 35'inden fazlasını kapsıyor!

Bu güncelleme ile Google Translate, son on yılda gördüğümüzden çok daha fazla gelişti. Ancak bu sadece bir başlangıç. Google Arama'da Google Translate uygulamasında ve web sitesinde sekiz dil çifti ile başlarken; Nihai olarak Sinirsel Makine Çevirisi'nu Google Çeviri'ye erişebileceğiniz 103 dile ve yüzeye yuvarlamaktır.

Ve bugün de daha fazlası geliyor - Halka açık bulut hizmetimiz olan Google Cloud Platform, herkesin makine öğrenme teknolojimizi kullanmasını kolaylaştıran Öğrenme API'leri sunuyor. Bugün, Google Cloud Platform, Neural Machine Translation'in arkasındaki sistemi, tüm işletmeler için Google Cloud Translation API'sı aracılığıyla sunabiliyor. Burada daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Bugün Yapay Sinema Çevirisine doğru attığınız adım Google Translate için önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte yapacak daha çok iş var ve zamanla öğrenmeye devam edeceğiz. Ayrıca, dil bilen çok dilli konuşmacıların çevirileri katkıda bulunarak ve inceleyerek dillerini paylaşmalarına yardımcı olabileceği Topluluk Topluluğuna güveniyoruz. Sizleri dünyayı biraz daha iyi tercüme etmeye ve anlamaya başlamanızı bekleyemeyiz.

Yukarıdaki Google Translate'nin Türkçe çevirisini ben çok net anlayabiliyorum.Arada çok ufak tefek hatalar olsa da eski Google Translate çevirilerine göre çok büyük bir güncelleme olmuş gerçekten.2016 yılının en büyük devrimini yine Google amca yaptı!

Google Translate güncellemesi  için  sizler neler düşünüyorsunuz ?
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

15 Kasım 2016 Salı

Blog Yazarlarının Sosyal Medya Kullanımı

15 Kasım 2016 Salı
Blog Yazarlarının Sosyal Medya Kullanımı
Merhaba
Bugün sizlere blog yazarlarının sosyal medya hesabı kullanımındaki başarıları, başarısızlıkları ve sosyal medya hesaplarının ne şekilde kullanılması gerektiğini yazacağım. Tabi ben her zaman dediğim gibi otorite değilim. Bunlar yine Hüzün Sarısı saptamalar.

Öncelikle bir takipçi sorunsalı var ki evlere şenlik. İnstagramdan bahsediyorum. Her birimiz 'aman takipçim çoğalsın?' diye bir telaş halindeyiz. Tabi bu çok normal bir durum. Bu durumu anormal yapan ise takipçiyi yaptıkları ile çekenler değil de, program veya para aracılığı ile alanlar. Bu nokta çok ciddi bir nokta aslına bakarsanız. Bir kozmetik blogunu ele alalım; bazen markalarla ortak çalışmalar yürütürler, yürütürüz. Burada markanın ilk baktığı yer takipçi sayısı. Gerçek mi değil mi çok önemsemez bir çok marka. Örnekleri de az değil. Misal, instagramda 40 bin takipçisi olan bir bloggera teklif ile gider. Bilmezler ki 35 bin tanesi sahte takipçi. Aslında 300 paylaşımı olan 5 aylık bir instagram hesabı matematik olarak 40 bin takipçiye sahip olamaz, bunu hesaplamaz bile pr şirketi veya marka. Zaten fotoğraflarına kendi programla beğeni de basıyor sözde blogger oldu bitti bu alışveriş. Hele o kişinin bloguna bakmayı hiç düşünmez bile. En son 2 ay önce ya bir basın bülteni ya da bumerang yazısı var hepsi bu. Şimdi bu şahıs blogger, markalarla çalışıyor. Twitter hesaplarına baktıkları bile yok çünkü popüler olan instagram. Markalar da önemsemediğine göre?
Diğer tarafta blogunu güncel tutan, aktif olan instagram hesabı 5 bin takipçili ve hepsi organik. Bu kişilerin de birkaç kemik takipçisi dışında emekleri heba olmuş oluyor bu durumda. Markanın dikkatini bile çekmiyorlar, tüm samimiyetlerine ve herşeyi organik gerçekleştirmelerine rağmen. Şimdi bu iki örnekten hangisi instagram hesabını doğru kullanıyor sizce? Bu bölümü okurken aklınızda isimlerin uçuştuğunu biliyorum.
İnstagramdan bahsetmişken; fotoğraf konusu çok önemli ki zaten instagram fotoğraf paylaşım sitesi. Blogger kişi fotoğraf paylaşıyor, olay! Basmış flaşı ışıl ışıl yanıyor ve nasıl itici. Bir diğeri ürün paylaşıyor ama ürünün adı bile okunmuyor, uzakta bişey var ama ne belli değil! Bir diğeri sürekli çekiliş fotoğrafları paylaşmış, kötü kötü görseller. Üzerinde eşek kadar 'çekiliş' diye yazıyor. Ayrıca bir blogger sürekli aile fotoğrafları paylaşmamalı. Takipçiyi ailesi değil yaptığı işler ilgilendiriyor çünkü. Ve çünkü orası şahsi hesabı değil. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir.
Twitter'ı zaten unuttuk komple. Ciddi anlamda bu platformu kullanan kişi o kadar az ki! Eğer facebook hesabına bağlı ise orada paylaştığı şeyler otomatik olarak düşüyor twitter akışına. Onun dışında bir hareket yok. Oysa gerektiği gibi kullanılırsa tüm sosyal medya hesapları içinden en faydalısı twitter, bir düşünün derim.
Google+ gücü de azımsanmayacak kadar önemli. Hem oradaki hesabımız hem de takibinde olduğumuz gruplardaki paylaşımlarımız. Twitter'dan biraz daha iyi olsa da oradaki hareket yine de olması gerektiği gibi değil.
Facebook ise aslında tam bir facia. Neden mi? 'Zaman tüneli' macerasından sonra hayran sayfalarına kısıtlama geldi. Mesela benim sayfamda 29 bin gibi beğeni var ancak bu kişilerin haber kaynağına çok az paylaşım düşüyor ve benim paylaşımları 1000 kişi bile görmüyor. Bunun çözümünü yeni öğreniyorum eğer emin olursam paylaşmaktan çekinmem. Bu platformda sadece kendi facebook hesabınız işe yarayabilir arkadaşlarınızın desteği ile. Ne kadar az paylaşım yaparsanız, ne kadar seyrek paylaşım yaparsanız bu size zarar olarak geri döner. Çünkü site sizi unutur ve arkadaş listenizdeki insanların haber kaynağına paylaşımlarınızı düşürmez.
Ve Snapchat. Bomba gibi düştü internet dünyasına. Bu mobil uygulama bloggerlar tarafından da çok sevildi. Sadece şunu anlamadım. Biten ürünleri hakkında bilgiyi neden Snapchat'te verir ki bir blogger? 24 saat sonra silinecek hepsi. Herhangi bir yerde, bir aramada tüketicinin ulaşması mümkün değil. Peki neden? Ben buna bir cevap bulamadım. Anlık paylaşımlar yapılır tabi. Şu ürünü kullanıyorum, denemeye başladım vs ama sonuçların orada ne işi var?
Aslına bakarsanız bir çok örnekle sayfalarca yazabilirim ben ama siz okumaktan yorulursunuz:)
Diyeceğim o ki, sosyal medya platformları blog yazarları için dipsiz kuyu. Eğer doğru kullanırsak ciddi faydası olur her birimize. Benim de eksiklerim var tabi ama inşallah tamamlanacak çünkü onları saptadım.
Son olarak yukarıda verdiğim örnek yeni blog yazarlarına model olmasın. Çok takipçi=çok marka şeklinde. O sahte takipçi alıp, fotoğraflarına sahte beğeni kullananlar ile ilgili konuşulanları duysanız insanlığınızdan utanırsınız.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Blogger ve Takipçi İlişkisi

25 Mayıs 2016 Çarşamba
blogger ve takipci ilişkisi
Yeniden Merhaba

Bugün yine Hüzün Sarısı saptamalar ile buradayım. Yine yaşadıklarım ve gözlemlerin sonucu bende biriken bir konudan bahsedeceğim, blogger ve takipçi ilişkisi.

İki yılı doldurdum aktif blog yazarlığında, yani çok büyük bir geçmişim yok. Ancak uzun yıllardır blog okurum her konuda. Taa oralardan başlar gözlemler izlenimler. Son bir yıldır da takipçilerimle ciddi diyalog içindeyim ve tabi blog yazarı arkadaşlarım, tanıdıklarımla da.

Örnek alınacak ilişkiler de görüyorum tam tersi olanları da. Örnek bloggerları bu anlamda tebrik ediyorum ancak bu yazım diğer bölümle ilgili. Yani takipçisi ile bir türlü iletişim kuramayanlarla.

Aslında konuyu örneklerle açıklasam ve payı olan üzerine alınsa ne güzel olur değil mi? Hem bloggerlar hem takipçiler. Başlayalım o halde:)

Özellikle ürün tanıtan, yemek tarifi yayınlayan bloggerlara çok soru gelir. Düzgün sorulanlar çoğunlukta olsa da abuk sorma şekilleri ile karşımıza çıkar bazı takipçilerimiz. Mesela selam sabah demeden merhaba demen çat diye soru gelir "buna soğan koymadın mı?" veya "kaç derecede pişecek yazmamışsın?" başka örnekler de vereyim. "nerde satılıyor?" gibi "sen mi satıyorsun?" gibi veya "ben de kullandım çok kötü bu şampuan niye yalan söylüyorsun?" gibi. Şimdi bu gibi kaba ve saçma sapan sorulara ben "Merhaba" diyerek giriş yapıyorum ve cevaplıyorum. Asla hitap ederken onlar gibi "sen" demiyorum "siz" diyorum mesajlaşmanın veya yorumlaşmanın sonunda teşekkür ederek bitiriyor mecburen. Yani o noktaya getiriyorum. Benim beğendiğim şampuanı onun beğenmemesinin sebebinin saç yapısı farkından veya beklentilerle alakalı olabileceğini izah ediyorum. Takipçilerin sağlıklı cevaplar alabilmesi için biraz daha düzgün sormaları gerkiyor sorularını sanıyorum.

Bloggerların da bu anlamda dikkatimi çeken tutumları var tabi. Paylaşım altındaki yorumları bakıyorum. Bazıları bir kısmını cevaplamış bazıları hiç birini cevaplamamış. Bloglarında da durum aynı. Hele bazı bloglarda, diyelim ki 15 yorum var, blog sahibi bunun 3 tanesini yanıtlamış ama sıralı değil seçerek! Bu nasıl bir saygısızlıktır anlamadım. Samimi olduğu insanların sorusuna "canım-cicim-börtü böceğim" diye cevap vermiş diğerlerine tek kelime yok. İyi de takipçi varsa blogger vardır. Bir noktaya geldiyse eğer o takipçiler sayesinde, sizce de öyle değil mi?

Son zamanlarda instagramdan mesajlar almaya başladım, yaklaşık 1 aydır günde en az iki DM geliyor. Çeşitli sorular var paylaştığım ürünlerle ilgili. Hepsine yanıt veriyorum. Bunlardan en az 10 tanesi bana şunu dedi "cevap vereceğinizi düşünmemiştim çok teşekkür ederim". Bu neden sizce? Çünkü bazı bloggerlar ürünü tanıtıp soruları cevapsız bırakıyorlar. O zaman da gerçek takipçiler gidiyor, sahte takipçi ve beğenileri ile başbaşa kalıyorlar. Bloglarda da cevap alamayan bir daha uğramıyor normal olarak.

Bir önemli konuda çekilişler. Blogger çekilişi paylaşır ve şöyle bir not yazar "çekiliş hesapları katılamaz" sonra bakarsınız instagram profiline bir çok çekilişe katılmış. Ne oldu şimdi? Ne biliyorsun da ne düşünüyorsun da böyle bir şart ekliyorsun? Çekiliş hesabı diyorsun, o da gerçek bir insan sadece fazla çekilişe katılıyor. Ne olmuş yani?

Bana kalırsa ilişkileri saygı çerçevesinde tutarsak daha verimli olur yaptığımız iş. Hem blogger hem takipçi açısından.
Sizin fikriniz nedir?
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Ensar Vakfı Meselesine Bir Bakış

14 Mayıs 2016 Cumartesi
Hoş geldin sayın okur ve okur adayı

Gündemin kimine göre kapatılmak istenen, kimine göre de yersiz bir konu addedilen en sıcak haberlerinden biri şu Ensar Vakfı meselesi. Duymayan, bilmeyen kalmamıştır gerçi; ama ilk olarak 12 Mart 2016 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştı hani. Karaman'da Ensar Vakfı'na ait olduğu söylenen bir yerde 45 çocuğa cinsel taciz ve bir kısmına da tecavüz edildiği iddiası vardı. Birçokları ses etmedi, birçokları sosyal medyadan, meclisten bir şekilde bu konuya dair düşüncelerini paylaştı. Kimi bu sebepten Ensar Vakfı kapatılsın dedi, kimi aman olur mu yahu, bir iddiaya bağlı koskoca vakıf kapatılır mı hiç dedi. Peki sizce Ensar Vakfı kapatılmalı mı ? Sizi bilmem; ama ben kendi düşüncemi sunayım :

pedofili-sapkinligi-ve-ensar-vakfi

Bir gemi düşünün. Denizin ortasında bir şehre doğru gidiyor. Ama gemi şehre yaklaştıkça şehir sakinleri korkmaya başlıyor. Ve düşman gemisi deyip batırmak istiyor. Kimi katılıyor kimi de yok olmaz ya içinde masum insanlar varsa onları da katledecek miyiz diyor. Sen ne yapardın mesela sayın okur, batırır mıydın yoksa sağ salim şehrine girmeye müsaade mi ederdin ? Hadi biraz beyin fırtınası yapalım.

100 yolcunun biri cani diğerleri masum olsa batırır mıydın o gemiyi ? Elbette hayır değil mi ?

Ya 50 masum 50 cani varsa batırır mıydın ? Muhtemelen yine hayır.

Hatta 1 masum 99 cani varsa bile o masumun canını kurtarmak adına bile batırmazdın o gemiyi değil mi ?

Peki Ensar Vakfı meselesine geldiğimizde durum aynen bu şekilde değil midir ? Yani işlenilen bir suç var diye tüm hepsinin kapatılması doğru mudur ? Diğer kurumlardaki masumların günahı ne ?

Şimdi asıl soru şu : Gerçekten de durum aynen böyle midir ? Kesinlikle ve kesinlikle hayır.

O kurumların herhangi birinde hırsızlık yapılmışsa durum aynen böyle olabilir. Bir suçlu yüzünden tüm hepsi suçlanamaz denilebilir.

O kurumların herhangi birinde bir cinayet işlense bile durum aynen böyle olabilir. Gereken soruşturma açılır ve gerekli o kurum cezalandırılabilir; ama tüm hepsine bu suç isnad edilemez.

Ama bundan çok daha vahim bir durum var. Pedofili.. Sübyancılık.. Ya da günümüz tabiriyle çocuk tacizciliği..

Bu durum öylesine bir mesele değildir. EN İĞRENÇ SAPKINLIK PEDOFİLİ öyle örtbas edilecek, sadece bir kere yapılmışsa sorun değildir denilecek bir mesele değildir. Çünkü orada atlanan iki unsur vardır :

Biri mağdurun çocuk olduğu

Ötekisi de o kurumların İslami (!) kurumlar olduğu.

Mağdur eğer bir çocuksa artık o çocuğun geleceği bitmiştir. Bu travmayı atlatabilmesi çok ama çok zordur. Hırçınlaşacak, tertemiz o canlı günah işlemiş gibi hep kendini aşağılayacak, utanacak ve yitip gidecektir. Siz bir çocuğa taciz suçunu işlemekle o çocuğun, arkadaşlarının tüm yaşam umudunu elinden almışsınız demektir.

Psikiyatrik vakalara bakın. Çoğunda çocukken yaşadığı travmalar söz konusudur. Kimine dayak atılmış, kimine taciz/tecavüz suçu işlenmiştir. Yani sadece bir kere diyen bir zihniyet aslında çocuğun o umudunu, yaşama umudunu, yok edip gittiğinin farkında dahi değildir.

İkinci mesele ise kendi düşüncelerine göre İslâm'ı kötülemeleri, iğrençleştirmeye çabalamaları. Yetişen çocuklar dinin nasıl bir afyon gibi kullanıldığını göreceklerdir böyle bir yerde. Hakikat buymuş gibi, din ve Allah böyleymiş gibi addedeceklerdir. Siz anlamazsınız belki bir çocuğu; ama çocuk sözünüz ile yaptığınız davranışın uyuşmadığını farkedebilecek kadar mükemmel bir canlıdır. Sözlerinizdeki gerçeklikle yaptığınız arasındaki uçurumu görünce her şeyi yanlış anlayacaktır. Siz o genç nesli kurtarmak, çağın tehlikelerinden korumak isterken aslında tam tersi bir şekle sokmuş olacaksınız. İslâm'a düşman bir nesil yetiştiriyor olduğunuzu farkedemeyeceksiniz.

Kısacası Ensar Vakfı'nda yaşanan o olaylar öylesine olaylar değildir.

Masum canlılara yapılan bir hata değildir.

Örtbas edilecek, tek seferlik bir şey olmaz dedirtecek olaylar ise hiç değildir.

Böyle bir suç tüm kurumların kapatılmasını dahi gerektirecek bir meseledir. Bunu yapan, yapmaya teşebbüs gösteren, göz yuman, örtbas eden herkese en ağır cezayı vermeyi gerektiren bir meseledir.

Sayın okur sakın sen de sessizliğe bürünme. Onların çıkaramadığı ses ol ve onlara destek çık. Yoksa onlardan ne farkın kalır. Ensar Vakfı meselesine benim bakışım bu, ya senin ?
Bay Kefren  Yazar Hakkında:Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım. İşte yepyeni blogum Heybemdeki Yolcu... Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah...
Devamını Oku »

18 Mart 2016 Cuma

Bloggerların İnstagram Kullanımı

18 Mart 2016 Cuma
bloggerların instagram kullanımı
Merhaba
Bugün instagram kullanıcıları ve instagram kullanım alışkanlıklarından bahsetmek istiyorum. Özellikle blog yazarları hangi ortamlarda ne şekilde instagramda olmalı anlatmak istiyorum.
İnstagram takipçi sayısı nasıl yükselir biraz da o konuya dokunacağım. Yazacaklarımın tamamı gözlemlerim ve deneyimlerim sonucu sizin karşınızda, bunu belirtmek istiyorum yoksa ben otorite değilim.
Yaklaşık 2.5 yıldır bir instagram hesabına sahibim ve 1 yıldır aktif kullanıyorum, bloguma da bağladım.
Önce İnstagram'ın bloggerın hayatının neresinde olması gerektiğinden bahsedeyim: İnstagram bir sosyal paylaşım sitesi biliyorsunuz. Nasıl facebook, twitter hesaplarımız varsa onun gibi yani. Blogumuza tıpkı onlar gibi bağlantı linki verir blog yayınlarımıza instagram takipçilerimizi yönlendiririz. Biz bloggerler için amaç budur bu olmalıdır. Hüzün Sarısı olarak uzun zamandır ‪#‎önceblog‬ veya ‪#‎bloglarımızasahipçıkalım‬ tagleri ile yazdığım yazı ve yaptığım paylaşımlarda bunu bolca belirtiyorum. Blogumuzda bir yayın yaparız, linkini instagram profilimize yapıştırırız, yayınla ilgili bir fotoğrafla "falanca başlıklı yazım şu an blogda, link profilimde" şeklinde yazar paylaşırız. İnstagram bloggerlar için görevini yapmıştır. Elbette bu paylaşımı, konu ile ilgili tagleri etiketleri kullanarak yapmamız gerekmektedir. Takipçimiz olmayanlar ve etiket ile paylaşım arayanlar için.
Bir bloggerın profili kesinlikle kapalı olmamalıdır onu vurgulamam gerekiyor. Kapalı olursa yapılan taglerin hiç bir anlamı kalmaz, profilinize ulaşamazlar.
Şimdi şöyle bir soru sorabilir bazı okurlar "makyaj göstermek için şahsi fotoğrafımızı paylaşıyoruz, çirkin mesajlar geliyor" Evet doğru, gelir. O zaman ne yapıyoruz şahsi fotoğraflarımızı dikkat çekecek kadar yüklemiyoruz. Zaten blogger olduğumuz için instagrama böyle bir fotoğraf yüklemeye gerek yok. Tanıttığınız bir maskara ise o maskaranın fotoğrafını kullanıp blogunuza uygulama sonucunu gösterirsiniz. Gezinmesi kolay olduğundan instagramda ipsiz sapsız insan çok var ama bloglarımıza sadece ilgili olanlar gelir ve rahatsız etmez.
Bir de instagramı blog zanneden bir kesim var. Gerçekten bilmiyorlar da mı bu eylemi yapıyorlar acaba? "Falancanın blogu" şeklinde bir profil açmışlar DM gönderip "blogumu takip eder misiniz" diyorlar. Blog göremedim soruma aldığım yanıt ise "insta blog!" Defalarca söyledim instagram blog değildir sadece sosyal medya hesabıdır. O halde facebook sitesinde paylaşım yapanlar kendinde faceblog desinler, twitter kullanıcıları twittblog nasıl? Üstelik sürekli ürüyorlar, neden? Bunun sebebi onları gerçekten blogger olarak gören blog yazarları, onları blogger olarak gören markalar okumayı sevmeyen üşengeç takipçi. İşte bunlar yüzünden hala her gün bir çok insta blog(!) ürüyor ortalarda.
Oysa; bizler bloglarımıza sahip çıksak, blogger arkadaşlarımızı her anlamda desteklesek böyle bir karmaşa yaşamayız. En azından bireysel görevlerimizi yapmış oluruz.
Başka önemli bir konu; takipçileriniz varsa siz varsınız. Sorulan sorulara lütfen cevap verip mümkün olduğunca, incitmeyin. "Burası benim profilim ne istersem onu yaparım" diye hönküren birini takipten çıktım geçen akşam.
Son olarak instagram takipçi sayısı sorunsalı; bunun çözümü takipçi satın almak değil gerekli sıklıkta, gerekli tagler ile paylaşım yapmak. Düşünsenize 20 bin takipçiniz var, sahte olanından paylaşım beğenileriniz 20-30 oldu mu şimdi? Siz en iyisi bırakın bu düşünceleri organik takipçi edinmek için çalışın. Sürekli çekiliş fotoğrafı, sürekli flaşlı fotoğraf, sürekli çocuğunuzun hamlelerini paylaşmayın (anne-çocuk ağırlıklı yazan blogloarı tenzih ediyorum). Günde 38 paylaşım yapmak takipçi getirmez götürür. Profilindeki fotoğrafların çoğunun çekiliş ise bir bloggerın kim takip eder onu? Öyle bir ironi var ki, kendi sürekli çekilişlere katılıp, çekiliş yaptığında "çekiliş hesapları dahil değildir" der.
Daha yazacak çok şey var aslında ama en önemlileri ve başlıkları böyle:)
Yeni bir yazıda görüşmek dileğimle.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

4 Şubat 2016 Perşembe

Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor? Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz?

4 Şubat 2016 Perşembe
Sosyal Medya Bağımlılığı

Merhaba
Uzun bir aradan sonra yine burada sizinle buluşmak çok güzel.
Sosyal medya üzerine bir şeyler yazmak istedim bugün.  
Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor? Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz?
 Hayatımızın tam da ortasında olan, bazen hoş vakit geçirmemize bazen ise üzülmemize sebep olan sosyal medya.
Daha önce yine bu köşede İnternetin Bize Yaptıkları-İnternet Bağımlılığı başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu defa sizlerin huzurunda kendi sosyal medya kullanıcılığımı eleştireceğim, sizler de okurken eminim kendinizi arayacaksınız. Bu arada belirteyim; kendini yerden yere vurmaktan, kıyasıya eleştirmekten çekinmeyen biriyim.

Başlayalım mı?
Sosyal medya hayatımızın ilklerinden Facebook ile başlayalım. Neler paylaşıyorum veya neleri doğru paylaşıyorum? Blog yazılarımı paylaşmayı normal buluyorum mesela veya toplumu ilgilendiren bir haberi gördüğümde paylaşmalıyım. Sevdiğim şarkıları paylaşırım, bunu da normal buluyorum "paylaşım" adına. Peki, annemden eve gelmişim evden anneme gitmişim! Bu kimi, neden ilgilendirsin? Bilmem kaç yüz kişinin bunu görüp okuma mecburiyeti ne? Ayrıca olayın farklı bir boyutunu geçen gün yaşadım. Ben benzer bir yazı yazıyorum, altına "özleyecek olsan da bir annen var" gibi bir yorum geliyor ve ben dağılıyorum. Şimdi annesini kaybetmiş birini bilmeden üzdüm, bu vicdan azabı üzerimde bir yük. Ne yaparım nasıl yaparım da helallik alırım diye düşünüyorum.

Yine Facebook grupları var malum. Oraya yazılanlar amaç dahili mi sizce? Ben yine önce kendi yanlışımdan bahsedeyim. Biri bana uymayan bir fikir beyan etmiş geçen gün. "her erkek aldatır, dayağı yoksa aç bırakmıyorsa onu da görmeyiver" gibi bir yorum yazmış. Bana ne oluyorsa artık, girdim cevap verdim. Sonra düşündüm; ne gerek vardı? Kocaman bir kadın, oraya yazacak kadar da fikri sabit. Ben mi değiştirecektim? Boşu boşuna stres yaşandı o gün. Yine benzer gruplarda bazı paylaşımlar var ki dehşet! Hasta yatağında, serumu kolunda burnunda havası bitip tükenmiş yaşlı bir amcanın fotoğrafı paylaşılıyor "amcama/babama dua edin lütfen" diyen bir yazı ile. Söyleyecek söz bulamıyorum. Dua istemesini anlarım ama o iç acıtan fotoğrafı asla anlamam.

Bir instagram var ki, dillere destan takdire şayan. Yine kendimle başlayayım. İşimle ilgili paylaşımlar tamam da, benim çocuğumun halleri kimin umurunda? Ordan atlamış burdan zıplamış, kimi ne kadar ilgilendirir? Bir anne-çocuk blogu olmadığımdan bir süredir çok önemli olmazsa çocuklarımı paylaşmıyorum. Ben Cemal Süreya sevdalısı biriyim. Ne çok Cemal Süreya şiiri paylaşmışım bir ara. Onları da azalttım. Gittiğim yerde içtiğim çay kimin umurunda olabilir sizce? Sadece hatır için beğeniler gelir veya benim gibi çay düşkünleri atlamaz, beğenir.

Bir de benim yapmadığım ama yapanı çok defa gördüğüm fotoğraf kirliliği. Bu her platformda mevcut. Gelişi güzel hazırlanmış, çatal bıçak kaşık tepsiye öylesine atılmış, kocaman domatesler bir tabağın için doğranmış, salata niyetine. Parmak izleri ile dolu bir yer sofrasının fotoğrafı çıkıyor karşımıza. Burada hemen bir noktayı belirteyim. Karşı olduğum yer sofrası veya yemek çeşidi değil temiz ve düzenli görünmeyişi. Veya tam tersi olanlar; sanki her akşam yemeğini 3 tabak üst üste, üçer kaşık bıçak çatal, servis takımları çiçekli böcekli, bilmem kaç bardaktan oluşan sofralarda en az 3 çeşit salata ile yerlermiş gibi tamamen sahte paylaşımlar. Kimsenin bol filtreli, makeup programı kullanılmış fotoğrafları beni ilgilendirmiyorsa benim de ilgilendirmez öyle değil mi? Zaten o programı kullanmayı da bilmiyorum:)
Aslında bu konu ne kadar uzar gider biliyor musunuz? İnternet ve sosyal medya hesapları uçsuz bucaksız. Elbette hepsinden örnek verip sizi bunaltmayı düşünmüyorum. Amacım sadece paylaşımlarımızı yaparken ne kadar düşünüyoruz bunu irdelemekti. Kimin canını acıtıyoruz? Kimin kafasını karıştırıyoruz? Kimi ne kadar donatıyoruz, bilgilendiriyoruz? Eğlencemiz dozunda mı?

Sizlerin bu konudaki düşünceleri neler? Merak ediyorum doğrusu:)
Yeni bir yazıda tekrar görüşmek dileğimle.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Uyuyan Vicdanlara Çağrı!

17 Ağustos 2015 Pazartesi
vicdanli-olmak
Son günlerde sıkça eksikliğine rastladığım kişisel bir özellikten bahsetmek istedim bugün; "vicdan"!

Vicdanın sözlük anlamı neydi? Kişinin kendi ahlaki değerlerini baz alarak, niyeti ve davranışlarını tartma, ölçme biçme özelliği değil mi? Peki neden bu kişisel özelliği kullanmıyor bir çoğumuz? Kulağımız kapalı, gözümüzde at gözlüğü kalplerimiz simsiyah neden? Bu durumu neresinden irdelersek irdeleyelim hep menfaat planına çıkıyor yol. Yaşadıklarımızdan örneklerle açalım isterseniz konuyu. Yan dairede kavga olmuş, sesler mahalleyi inletmiş kadın hıçkırasıya ağlıyor. Bu durumda kaç kişi kapıyı çalıp "ne oluyor kardeşim" diye sorar veya polisi arama zahmetinde bulunur? Odasına çekilip uyumayı tercih eder; ölen ölsün umurunda değildir. Müdahale ederse bir ihtimal başı belaya girer. Kulağını kapar, duygularını sessize alıp yatar.

Kendi yaşadığımdan bir örnek vermek isterim; Darülaceze kurumuna bir organizasyon hazırlarken bir yakınıma ayak üstü yapılan masrafları anlattım, bir kaç gönüllü bu masrafları yapıyoruz dedim. Durumu iyi olan bu yakınımın faydalı olabileceğini düşündüğümden anlatmıştım. Bana, maddi sıkıntıda olduğunu yoksa bu oluşumun içinde muhakkak bulunmak istediğini söyledi. Sadece 10 dakika sonra bulunduğum alışveriş merkezinde elemanı ile karşılaştım koşturuyordu. Telaşının neden olduğunu sorunca patronunun 450 liraya bir pantalon aldığını ancak mağaza dolar kabul etmediği için döviz bürosu aradığını söyledi bana. Bahsettiğim olay 2007 de yaşandı. Bundan 8 yıl önce bir giyim eşyasına 450 lira veren kadın üç kuruşluk yardımı ihtiyaç sahiplerinden esirgedi. O da kulağını kapatmış, duygularını karartmış nefsine müdahale edememişlerden. Sosyal medya paylaşımlarında sürekli gördüğüm bir cümle var "vicdan en iyi yastıktır". Bir çok insan bunu paylaşıyor, yüzlerce binlerce beğeni alıyor bu paylaşımlar. Çoğunun samimiyeti yok bundan eminim. Millet olarak severiz tabiri caizse dekor yapmayı.

 Lafı daha fazla uzatmak istemiyorum; buradan vicdanını susturmuş milyonlara sesleniyorum. Hani başkası huzursuzken, yapabileceğin şeyler varken yapmayıp uyuyorsun ya, hani birilerine kötülük yapıp arkana bakmadan gidiyorsun ya, paran pulun varken imkanı olmayana yardım etmiyorsun ya sana bir önerim var! En azından bir iki defalığına bundan vazgeç ve dene. Yardıma ihtiyacı olana bir el uzat, bir fakirin karnını doyur, sana güvenen kişiye ihanet etme nankör olma. Sonra yat yastığına bakalım o an bulduğun huzuru başka bir şeyde bulabilecek misin? İnsan olduğunun farkına varacaksın, yaşadığını anlayacaksın. Uykuya dalmadan yardım ettiğin insanların teşekkür eden bakışları gelecek gözlerinin önüne kaybettiğin zaman üzülmekten başka hiç bir huzursuzluk yaşamayacaksın. Vicdanımızın uyumasına izin vermeyelim. Çünkü dünyada iç huzurundan daha büyük bir mutluluk yok. Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

2 Ağustos 2015 Pazar

Tatilde Dikkat Edilmesi Gerekenler

2 Ağustos 2015 Pazar
tatilde dikkat edilmesi gerekenler
Tatil rehberi içerikli bir önceki yazımda tatile giderken dikkat edilmesi gerekenler konusunu işlemiştim. Hazırlık sürecinde nelere dikkat etmemiz gerektiği konusuna daha yakından bakmak için bağlantıya giderek yazımı okuyabilirsiniz.

Bu günkü yazımda ise tatilde dikkat edilmesi gerenler konusundan bahsedeceğim. Hazırlık sürecini en iyi şekilde atlatıp, iple çektiğimiz tatilimiz başladıktan sonra sıra bu tatili en iyi şekilde, doya doya yaşayıp, en iyi şekilde sonlandırmaya gelmiştir. Tatil süresinin kısa veya uzun olması hiç fark etmez. Önemli olan bu süreyi nasıl geçirdiğiniz. Birkaç noktaya dikkat ederek tatilinizi en iyi şekilde geçirmeniz mümkün. Bu tatili sene boyunca nasıl da beklediğinizi düşünün. Ve şimdi vakti geldi.

Tatilde dikkat edilmesi gerekenler:

Kim istemez ki tatilin keyfini doya doya çıkarmayı? Tüm sene boyunca evde, işte, okulda, trafikte yorulan vücudumuzun ve zihnimizin artık dinlenme zamanı geldi. Öyle ise haydi tatilde dikkat edilmesi gereklere bir bakalım.
  • Tatilde iş yükünü mutlaka paylaşın. Herkes yaşına ve gücüne göre bir şeyler yapmaktan uzak durmasın. Böylece tatilde gezip eğlenmeye daha çok vakit kalır.
  • Aşırı kurallarla ve aşırı disiplin sağlayarak tatili hem kendiniz, hem de çevreniz için zorlaştırmayın. Belirli çerçeveler içinde bırakın herkes tatilin tadını çıkarsın.
  • Planlı olmaya gayret edin. Gideceğiniz, gezeceğiniz yerleri belirleyin. Yeni yerler görmek için zaman yaratın. Planlı olursanız, kısa zamanda çok yer görüp keşfedebilirsiniz.
  • Küçük çocuklarınızla tatile çıkıyorsanız eğer, onun ihtiyaçlarının ön planda olacağı gerçeğini göz ardı etmeyin.
  • Deniz tatilinde güneşlenme saatlerine özellikle dikkat edin. Öğle vakti güneş ışınlarına fazla maruz kalmamak, koruyucu krem kullanmak çok önemlidir. İhmal etmeyin.
  • Yüzmeye açık, güvenilir bölgelerde denize girin.
  • Hafif beslenmeye çalışın. Ağır beslenmek tatil enerjini alıp götürebilir. Sağlık sorunları yaşamayın.
  • Tatil yöresindeki sağlık kurumlarının yerini mutlaka öğrenin.
  • Deniz tatili yapıyor dahi olsanız, gittiğiniz bölgenin tarihi ve turistik yerlerini mutlaka gezin. Yeni yerler keşfetmek tatile renk katar.
Gördüğünüz gibi kaliteli bir tatil geçirmek hiç de zor değil.  Bugünkü tatil rehberi içerikli yazımda tatilde dikkat edilmesi gerenler konusunu birlikte incelemiş olduk. Sıcak yaz günlerinde sağlıklı, huzurlu, güvenli bir tatil geçirip, dinlenmiş olarak dönmenizi diliyorum.
Devamını Oku »

24 Temmuz 2015 Cuma

Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

24 Temmuz 2015 Cuma
tatile giderken dikkat edilmesi gerekenler
Koca bir yıl boyunca kurulan tatil hayallerinin gerçekleşme zamanı gelmiştir artık. Kış boyunca, tatilde yapılacakların hayali kurulmuştur. Şimdi bu hayalleri gerçeğe dönüştürme zamanıdır. Sıcakların bastırması, okulların kapanması, birikmiş yorgunluklar, farklı yerler görme merakı, uzak akrabaların görülecek olması...Tatili daha da özlenen, beklenen bir hale getiren o kadar çok sebep var ki... Tatile giderken unutulmaması gerekenler de var elbette. Amacımız en iyi şekilde tatilimizi sürdürmek ise, planlı davranmakta fayda var.

Kısıtlı zamanlardır tatil günleri. "Sayılı gün tez geçer" derler ya hani, tam da bunu anlatıyor olmalı. Yıl boyunca beklenen o tatil günleri de tez geçer, gider. Tatilden mutlu dönebilmek için birkaç ipucu yeter. İster tek başınıza tatil yapın, İster bir arkadaş gurubuyla, isterseniz ailenizle. Ne şekilde olursa olsun şu sayılı günlerin tadını en iyi şekilde çıkarmanızı öneririm.

Tatilden dinlenmiş bir vücut ve zihinle dönmek, tatil dönüşünde motivasyonu arttırmak açısından çok iyi olacaktır. Sonuçta tatil dönüşü bizi bekleyen ne çok işimiz olacak.

Tatilde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz tatilimizin en iyi şekilde sonuçlanması için?

Bu günkü tatil rehberi konumuz, deniz tatiline giderken nelere dikkat etmemiz gerektiği. Yaz tatili deyince akla sanırım ilk olarak deniz tatili geliyor. Ailemizle deniz tatili yapmaya karar verdikten sonra neler yapmalıyız, birlikte bakalım.

Deniz Tatili İçin Hazırlık:
  • Öncelikli olarak çalışan eşlerin kesinlikle göz önünde bulundurması gereken en önemli konu, izin günlerini aynı döneme denk düşürmektir. Önceden plan yaparak tatil günlerini aynı tarihe ayarlamaları, ailece çıkılacak tatilin kilit anahtarı. Deniz tatiline giderken yapılacak ilk işimiz bu olmalı.
  • Tatile çıkılacak tarih belli olduktan sonra, erken rezervasyon fikirlerinden yararlanmak en akıllıca yoldur. Böylece en uygun fiyata, en iyi tatil rezervasyonunu yatırabiliriz.
  • Tatilde gideceğimiz yeri de belirlediğimize göre, şimdi sıra ihtiyaç listesi hazırlamaya geldi. Neler eksikmiş diye bir bakıp liste hazırlarsanız eğer, doğru bir alışveriş ile ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz.
  • Güneş kremleri, koruyucu kremler, böcek ısırmalarına karşı koruyucu losyon, Sürekli kullanılan ilaçlar, çocuklar için doktorun önerdiği bir ağrı kesici-ateş düşürücü ilaç, temizleme mendilleri, yeteri kadar giysi, şapka ve gözlük şu anda benim aklımda oluşan ihtiyaç listesi. 
  • Deniz tatiline giderken ihtiyaç duyacağınız ürünlerin alışverişini tamamladıktan sonra, sıra valizleri, çantaları doldurmaya geldi. Sanırım en dikkat edilmesi gereken konulardan biri de bu. Yeteri kadar eşya hazırlayın. Ne eksik, ne fazla.
  • Deniz tatili için hazırlık aşamasında çocuklarla iş bölümü yapmanızı tavsiye ederim. Kendi eşyalarını seçip hazırlamalarına fırsat tanıyın. Sonra siz bir gözden geçirin eksik kalmasın diye. Böylelikle hem sizin iş yükünüz azalır. Hem de çocuğunuz kendi eşyalarını hazırladığı için mutlu olur.
  • Deniz tatili için hazırlık aşamasında ve tatil süresince iş bölümü yapmayı ihmal etmeyin. Aksi halde hazırlık süreci de tatil süreci de size yorgunluktan başka bir şey ifade etmeyecektir.
Bu yazımda tatile giderken dikkat edilmesi gerekenleri anlattım. Başka bir yazımda tatilde dikkat edilmesi gerenler konusuna değineceğim.
Herkese keyifli tatiller dilerim :)
Sibel Ordueri
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."