kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2018 Perşembe

Siber Zorbalık Klavye Kahramanlığı

21 Haziran 2018 Perşembe
Siber Zorbalık Klavye Kahramanlığı

Siber Zorbalık Klavye Kahramanlığı

İnternet çağındayız. Hayatımızın orta yerine ve belki de baş köşesine geldi oturdu internet. Seveni de sevmeyeni de, isteyeni de istemeyeni de bir şekilde tanıdı, alıştı ve bazı kavramları da onunla birlikte öğrenmeye başladı. Klavye kahramanlığı kavramı da internet sayesinde girdi hayatımıza. Bilgisayar başında oturup ahkam kesmek fakat iş icraata gelince hiç bir şeye yaramayan bir kahramanlık çeşidi bu.Daha fenası da var ki o da siber zorbalık. Siber zorbalığı klavye kahramanlığından daha vahim hale getiren şey ise, yerli yersiz atıp tutmak yerine direk olarak bir kişiyi veya kurumu hedef alıp dilediğince yazıp çizerek aşağılama, alaycılık ve hor görme, dışlama, hakaret etme, tehdit etme, iftira atma, sosyal medya hesaplarını ele geçirme, taciz etme gibi ciddi boyutlara varan saldırganlıklar içeriyor olması.

Sosyal medya hesaplarının yorumlar bölümünde ciddi derecede siber zorbalık örnekleri görmek mümkün. Hiç kimsenin başka bir kimsenin haklarına böylesi bir saldırganlık tutumu içerisine girmesinin, eleştiri kisvesi altında hakarete varan sözler sarf etmesinin akla uygun hiçbir tarafı yok. Maalesef ki bu zorbalığın mağduru çoğunlukla çocuklar veya kadınlar. İnternet ve sosyal medya kullanımı çocuklar arasında da oldukça yaygın. Ailelerinin gözetimi altında değilse çocuklar ciddi derecede suistimale açık hale gelebiliyorlar. Bazen iyi niyetle başlatılan bir yardım kampanyası, bazen moral bulmak için açılmış olan hesaplar bile bu suistimalin kurbanı olabiliyor.

Aklıma hemen gelen iki örnek var. Biri belki de pek çoğunuzun bildiği, yardım kampanyası sonucu yurt dışında kalp nakli gerçekleşen minik yavrucuk. Annesi yaşadığı üzüntü ve yorgunluğu yetmezmiş gibi bir de uğradığı haksız saldırılar ve yorumlara karşı ayakta durmaya çalıştı; hala da çalışıyor. Yavrusunun tedavisi için maddi-manevi açıdan canını dişini takmış bir aileyi üzmeye kimin hakkı olabilir.

Bir diğeri ise 11 yaşında bir kız çocuğu. Geçirdiği trafik kazası sonucu bir ayağını kaybetmiş, defalarca ameliyat olmuş, moral kazanmak için bir sosyal medya hesabı açmış, cıvıl cıvıl, umut dolu, hayat dolu bir güzeller güzeli. Onun ve ailesinin bu ayakta durma ve güçlü olma azmini, umudunu, neşesini kıskanıyor olabilir mi insanlar diye düşünüyorum. Ailenin o yaştaki bir çocuğun gözündeki ışığı söndürmeden yaşadığı zorlukları aşması için büyük gayret gösterdikleri belli. Ama yok işte! Siber zorbalara yaranamıyorlar. Haksız eleştirilere uğruyorlar zaman zaman. Ve o yaştaki bir kız çocuğu insanlara açıklama yaparken, ailesini savunmaya çalışırken buluyor kendini. Halbuki amacı evinde ve yatağındayken geçirdiği zamanları sevdikleriyle, sevenleriyle birlikte paylaşarak belki de daha kolay üstesinden gelmektir zorlukların.

Ailelere büyük görevler düşüyor bu noktada. Özellikle çocukları korumak gerek teknolojinin ve internetin zararlarından. Çocukluk ve ergenlik dönemleri oldukça hassas dönemlerdir. İnanıyorum getirilecek yasal düzenlemeler ile siber zorbalığın önüne geçilecektir günün birinde. Ama özellikle çocukların ve ergenlik çağındaki gençlerin içinde açılan yaralar daha uzun yıllar etkisini sürdürebilir. Veya şuursuzca insanların hayatları, yaşam biçimleri, hayat mücadeleleri, ailevi hassasiyetlerine karşı yapılan saldırılar büyük travmalara sebebiyet verebilir. İnternet ortamı, sosyal medya eli tuşlara basan herhangi bir kişinin dilediğini yapma, istediğini söyleme, kişilere saldırma hakkını vermiyor kesinlikle. İnsanlar fikirlerini elbette ki paylaşabilirler. Ama mutlaka başkalarının hassasiyetlerine, özel yaşam alanlarına, kişilik haklarına özen göstererek yapılmalıdır bu. Bu konuda toplum bilinci oluşması temennim. Özellikle pek çok ünlünün veya fazla takipçisi olanların bu konuya dikkat çeken paylaşımlar yaptığına şahit oldum. Gerekli yasal düzenlemeler getirilinceye kadar toplum bilincine katkı sağlamanın faydalı olacağı kanaatindeyim.
Ayrıca ebevynler için siber zorbalık hakkında daha kapsamlı bilgi almak isterseniz; Siber Zorbalık Rehberi sizler için faydalı olacaktır.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...


Siber Zorbalık Klavye Kahramanlığı Makalemi Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

25 Nisan 2018 Çarşamba

Zamanı Doğru Kullanmak

25 Nisan 2018 Çarşamba

Zamanı Doğru Kullanmak
Zamanı doğru kullanmayı başarabiliyor muyuz, ne dersiniz? Günler, haftalar, aylar koşarcasına kovalarken birbirini; sabun köpüğü gibi akıp giderken hayat ellerimizden, zamanı doğru kullanmak adına bir şeyler yapıyor muyuz veya yapabiliyor muyuz? Hayatın rutinlerinin dışına çıkmak bir yana dursun, bu kısır döngü içerisinde sıkışıp kalmışken hayatı anlamlandıracak çıkış noktaları bulabiliyor muyuz? Sevdiklerimize zaman ayırabiliyor muyuz? Onlarla kaliteli zaman geçirebiliyor muyuz? Dinlenecek vaktimiz var mı? Bir küçük nefeslik zaman dilimi ayırabiliyor muyuz kendimiz için?

Cevap hayır veya çok zor şeklinde olabilir. O halde bir şeyler yapmalıyız. Yarınlardan bugünlere dönüp baktığımızda geç kalmış veya kaybetmiş olmanın üzüntüsünü tatmamak için tam da bugünden başlamalı. Günler ardı ardına uçup giderken ellerimizden, işler güçler sorumluluklar bitmek bilmezken bir türlü, göz açıp kapayana kadar geçiyorsa hayat o halde kaybedecek vaktimiz yok. Akıp giden zamanı anlamlı kılmalı, içini doldurmalı, akreple yelkovanın yarışını ele alıp kendimiz yön vermeliyiz, tam da şimdi.

Zamanı doğru kullanmak için;
  • Program yapın: İşlerinizi önem derecesine göre sıraya koyun. "Bugünün işini yarına bırakma" demiş atalarımız. Ama yarının işini de bugünden yapmayın. Bugün kendinize ve sevdiklerinize ayırabileceğiniz zaman dilimleri bırakın.
  • Not alın: Yoğun tempo içerisinde bazı şeylerin unutulması ciddi aksaklıklara sebep olabilir. Sonrasında bu aksaklıkları gidermek için daha fazla zaman ve efor kaybetmek durumunda kalabilirsiniz. Bu yüzden önceden not alın.
  • İş bölümü yapın: Evde, işte, okulda ve hatta sokakta, etrafınızda iş bölümü yapın. Her şeyi siz yapamazsınız. Herkesin üstüne düşen sorumlulukları üstlenmesi daha adil bir yaklaşım olur.
  • Kendinize özel zaman dilimleri yaratın: Bu ister beş dakika olsun, isterseniz bir veya birkaç saat. Durumunuz ve şartlarınız hangisine müsaitse o olsun. Ama mutlaka olsun. Kendinize ayırdığınız bu küçük zaman dilimleri hem vücuda ve beyne -bir güncel tabirle- reset atar; hem de daha sağlıklı düşünmemize, daha doğru planlar yapmamıza, yol haritamızı çizmemize ve en önemlisi nefes almamıza yarar.
  • İsteyin: Bir şeylerin olmasını isteyin. İstemek, istenilen şeyin gerçekleşmesi için kapıyı açar. Ve tabi sonra devamı gelir. İstediğiniz şeyin olması mutlu ve huzurlu olmanızı sağlar. Motivasyonunuzu arttırır.
  • Kararlı olun: Yarınlara güzel imzalar atmak konusunda kararlı olun. Bu şekilde zaman sizi değil, siz zamanı yönetirsiniz. Olayların akışına yön verebilirsiniz.
  • Sebepler yaratın: Özellikle hayatınıza anlam katan insanlara vakit ayırmak için sebepler yaratın. Her şey uçup giderken bunlardır akılda kalacak olan.
  • Koşun: Hayır, yarış anlamında söylemiyorum bunu. Ne zamanla, ne de kendinizle yarışın. Bunun sonucu yorgunluk ve çoğu zaman da hüsrandan başka bir şey değildir. Yukarıda "isteyin" ve "kararlı olun" şeklinde başlıklar açmıştım ya, işte o istediğiniz şeylere ulaşmak ve yarınlara o imzaları atmak anlamında koşun. Bu yolda sarf edeceğiniz gayretin adı 'koşmak'. Harcanan zamanı boşa çıkarmayacak bir koşmak bu.
  • Sevin: Sevgiyle yapılan her şey zamanı doğru kullanmak adına atılmış bir adımdır. Severek yaptığınız her şeyden güzel meyveler alır, zamanınızı boşa harcamamış olursunuz.
Bunca şeyi saydım, yapın dedim ama en önemlisi bunları hatırınızda tutun ve yaşam biçimi haline getirin. alışkanlık edinin. Hayatınıza ve harcadığınız zamana yön vermek sizin için bir iş haline gelmesin. Bunları yaşam tarzınıza ekleyerek hayatınıza yön verin.
Zaman en değerli hazinedir!
Sibel Ordueri
"Zamanı Doğru Kullanmak" makalemi beğendiyseniz,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

18 Nisan 2018 Çarşamba

Ebeveynlerin Teknoloji ile İmtihanı

18 Nisan 2018 Çarşamba
Ebeveynlerin Teknoloji ile İmtihanı

Ebeveynlerin Teknoloji ile İmtihanı

Haydi kendimize bir soru yöneltip sonra da samimi bir şekilde cevap verelim: "Teknoloji bağımlısı olduk mu, olmadık mı?" Kendimden yola çıkarak ilk cevabı ben veriyorum. Her ne kadar yanlış olduğunu bilsem de, olumsuz taraflarını ve bizden götürdüklerini göz önünde bulundursam da "EVET" ben teknoloji bağımlısı oldum. Bizden götürdüklerini göz önünde bulundurmak derken de gayet ciddiyim. Biz teknolojiyi hayatımıza bize bir şeyler katması için aldık ilk başta. Teknoloji çağından teknolojiden uzak kalmamalı, bir anlamda hayattan kopuk yaşamamalıydık. Ama sanırım bir noktadan sonra ip koptu. Ve teknoloji bize bazı şeyler kazandırmasının yanında bazı şeylerimizi de götürdü. Mesela zaman. Zamanla yarışıyoruz farkında mısınız? Gün ne zaman doğdu derken akşam oluyor. Günler günleri kovalarken ne zaman hafta sonu gelip çattı diye şaşırıveriyorum. Büyükler der ki; "ömürden gidiyor". Büyükler ne derse doğru der.:) Evet, ömürden gidiyor. En kıymetli zamanlarımız, yaşlarımız ömürden gidiyor.

En büyük hassasiyet noktam olan çocuklardan da bahsetmeden edemeyeceğim bu noktada. Onlardan da çalıyoruz aslında. Hayallerinden, umutlarından, gülüşlerinden çalıyoruz. Teknoloji ile, sosyal medya ile gereğinden fazla vakit geçirerek aslında çocuklarımızın yarınlarına bırakacağımız güzel anılardan çalıyoruz. Benim en güzel anılarım çocukluk yıllarımdan kalma: Ailemle geçirdiğim, belki bir ağaca tırmandığım, belki çamur ile oynadığım, belki bir çiçeğin kokusunu derin derin içime çektiğim, bir ağacın nasıl filizlendiğini gözlemlediğim çocukluğumdan kalma benim bütün tatlı anılarım. Ben şimdi çocuklarımın yarınlarından bugünlere dönüp baktıklarında ne görüp ne hatırlayacaklarından ötürü kaygılıyım. Zaman zaman kendimi teknolojinin nimetlerinden faydalanmaya kaptırdığımda, "anne bırak şu telefonu elinden" sesiyle irkilip kendime geliyorum. Evet işte o an fark ediyorum teknoloji bağımlısı olduğumu ve ebeveynlerin teknoloji ile imtihandan sınıfta kaldığını.

Yine biraz eskilere gidip "ben telefonlar ve bu kadar üstün özellikleri!!! yokken ne yapıyordum" diye zihnimi yokladığımda teknolojinin  nimetlerinden bu kadar faydalanmazken!!! aslında daha üretken olduğumu hatırlıyorum. El işlerim vardı mesela. Ellerim tuşlara gereğinden fazla basmak yerine ilmek atıyordu.::) Çocuklarımla birlikte resim yapıyordum. Kızlarıma okul öncesinde resim yapma merak ve ilgisini kazandırmıştım. Ya boyayamazsam, ya taşırırsam, ya yapamazsam gibi kaygılarını benimle birlikte yaptıkları resim ve boyama etkinliklerinde aştılar.. Çok güzel resimler yaptılar. Şimdi küçük kızım müthiş derecede güzel kara kalem çalışmaları yapabiliyor. Büyüğü üniversiteye hazırlandığı için şimdilik bu işlere ara verdi. Saatler süren sohbetlerimiz vardı. Onlar sorar ben yanıtlardım. Hayatı böyle tanıdılar. Şimdi ise küçük oğluma bu kadar zaman ayıramadığımı fark ediyorum. Çünkü işim var. Teknoloji beni bekler.:)

Sözün özü ben teknolojik gelişmelere kendimi bu kadar kaptırmazdan evvel güzel şeyler yapıyormuşum. Teknolojiyi yerden yere vurmuş gibi olmayayam tabi. Elbette ki çok faydasını görüyorum. Öğrenmeyi çok severim mesela. Bir şeyler öğrenmek benim yaşam felsefem gibi bir şey. Aklıma takılan bir şeyi hemen araştırıp öğrenme ve siz okuyucularıma ulaşma imkanını bana sunan teknolojiye minnettarım. Ben fazla ve bilinçsizce kullanılan ve içimizdeki cevherleri öldürüp, dış dünyamızdaki cevherler ile bağımızı koparan teknolojiyi eleştiriyorum.

Sizler ne düşünüyorsunuz? Teknoloji ile imtihandan kaldınız mı? Yoksa denge kurabiliyor musunuz? Size kazandırdıklarının yanı sıra bir şeyler kaybettirdiğini düşünüyor musunuz? Teknoloji bu derece hayatımızda değilken neler yapıyordunuz? Teknoloji çocuklarınıza, sevdiklerinize veya kendinize ayırabileceğiniz zamanlarınızdan çaldı mı? Haydi gelin teknolojik aletlerimizi kullanarak teknolojiyi eleştirelim.:)
Sevgilerimle.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...


Ebeveynlerin Teknoloji İle İmtihanı Makalemi Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

20 Mart 2018 Salı

Çağın Hastalığı: Mükemmeliyetçilik

20 Mart 2018 Salı
Çağın Hastalığı Mükemmeliyetçilik

Çağın Hastalığı: Mükemmeliyetçilik

Mükemmel olmalıyım. Her şey kusursuz olmalı. Her şey mükemmel olmalı.
Mükemmel olmalı mıyım? Her şey kusursuz olmalı mı? Her şey mükemmel olmalı mı? Mükemmeliyetçilik...

Olmalı mı gerçekten? Her şey mükemmel olmalı mı? Yerli yersiz bir şeyleri mükemmel yapmaya çalışırken daha önemli, daha hayati şeylere yeteri kadar zaman ayırabiliyor muyuz? Kendimize, sevdiklerimize, çevremize neler katıyor mükemmeliyetçilik veya neleri götürüyor? Her şey mükemmel olmalı kaygısı ile boğuşurken neler uçup gidiyor avuçlarımızdan.

Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluk... Nereden çıktı geldi ki bu hastalıklar? Büyük küçük demeden herkesi nasıl da sardı. Peki ne oldu, hayatımızda neler değişti de bu hastalıklar yaygınlaştı? Belki geniş başlıklara yayabiliriz bu sorunun cevabını; belki de tek bir başlık altında toplayabiliriz:

MÜKEMMELİYETÇİLİK

Mükemmeliyetçilik Nedir
Şimdi tekrar soruyorum: Her şey mükemmel olmalı mı?
Mükemmel bir ev, mükemmel bir araba, mükemmel kıyafetler, mükemmel davranışlar, mükemmel yemekler, mükemmel koltuklar, mükemmel televizyonlar, mükemmel telefonlar. Gerçekten insan olarak ihtiyaç duyduğumuz şeyler mi bunlar yoksa bir duygusal açlığın madde ile dışarı yansıması mı? Daha fenası biblo gibi duran mükemmel çocuklar!! Paçasına çamur bulaşmamış, üzerine meyve suyu dökülmemiş çocuklar.

Mükemmel olarak sıfatlandırdığım bu kavramlar ve daha bir çoğu bu şekilde mükemmeli ifade etmiyor bana göre. Çünkü içerisinde his yok, duygu yok, gerçeklik yok, yaşanmışlık yok. Maddenin esir aldığı bir toplum olduk maalesef. Elbette ki insani isteklerimiz ve ihtiyaçlarımız var mutlaka. Daha iyiyi daha güzeli istemek insanoğlunun doğasında var. Ama içinde bulunduğumuz yüzyılın bize dayattığı mükemmeliyetçiliği, maddeciliği bir tarafa bırakıp insanın özüne dönmeli. Sahip olduğumuz değerleri bu kargaşa ortamında kaybediyoruz.

Mükemmellik sıfatı manayı kaybeder, duyguyu kaybeder, hissi kaybeder. Mükemmel görünmeye, mükemmelmiş gibi davranmaya çalışırken insan aslında kendini kaybeder. Ve oldukça da yıpranır. Evin her köşesi her daim mükemmel görünmeyebilir. Sürekli bir düzen kaygısı rahatsız eder insanı. Elbette ki her şeyin savruk-saçık olmasını savunmuyorum. Aslan yattığı yerden belli olur demiş atalarımız. Ancak bunu sürekli bir düzen kaygısı içerisinde yaşamak, evinde, işinde, sokakta, dolmuşta, her yerde hem kişinin kendisini, hem de etrafındakileri yorar ve sıkar.

Bir şeyleri illaki mükemmel yapmaya çalışırken, kaçırdıklarımız veya kaybettiklerimiz arasında bir denge kurmalı aslında. Hayatı anlamlandırarak yaşamak, mükemmeli yaşamaktan âlâdır. Özünde insanız ve mükemmel bir yaradılışa sahibiz. Bunu maddesel değerlerle kaybetmek yerine kendimize ve çevremize yansıttığımız enerji ve bilgi birikimi ile varoluş amacımıza da yaklaşmış oluruz.
Sevgiyle kalın.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...


Çağın Hastalığı:Mükemmeliyetçilik Makalemi Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

1 Mart 2018 Perşembe

Kitap Okumaya Başlamak

1 Mart 2018 Perşembe
Kitap Okumaya Başlamak
Merhaba dostlarım,
Uzun zamandır üstünde durmak istediğim "kitap okumaya başlamak" konusunu bugün kaleme almak istedim. Çoğu insan ki ben onlardan biriyim okumaya çocukluktan değil de lise çağına geldikten sonra başlıyor ki bu büyük bir sıkıntı çünkü küçük yaşta okumaya başlamak büyürken çoğu sorunu ve soruyu daha iyi anlamasına güçlü bir şekilde yardım eder.

İnsan okudukça bir şeyleri öğrenmeye başlar ve aslında ne kadar az şey bildiğini okudukça öğrenir. Bir gün karar verip “Artık kitap kurdu olacağım!” dedikten sonra daha kitabın ilk 10 sayfasında bırakıp kitabı bir kenara atmak olası bir durum. Bunun tek sebebi “kitap kurdu” olmak istemekte. Evet güzel bir istek ama işin içine girince kitapların pek kolay bitmediğini görüp vazgeçeriz. Peki nasıl mı başlayacağız? Cevabı işte bu; En başta geçmişte ne kadar kitap okudum sorusuna cevap verelim. Hiç mi? Veya “İlkokulda bir şeyler okudum işte ya!” mı? O zaman hemen bir kısa hikaye kitabı alalım. Aldık mı efendim? Tamamdır şimdi ilk hedefimiz başta da dediğim gibi “kitap kurdu” olmak değil elimizdeki kitabı bitirmek.

İlk kitabınızı ne kadar sürede bitirdiğinizi yarım saatte ne kadar sayfa okuduğunuzu gözlemleyin böylece bu sizin için ilerleyen günlerde bir motivasyon kaynağı olur. Öyle ilk kitabınızı çok uzun sürede bitirdiğinize yarım saatte 5-6 sayfa okuduğunuza bakmayın alışacaksınız. Zaten ilk kitabınızı bitirmiş olmanızın verdiği bir heyecan ile hemen aynı gün içinde diğer bir kitabı okumak isteyeceksiniz ki okuyun! O heyecanla biraz okuyun sıkılınca zorlamayın ve bir süreliğine bırakın hiç bırakmamak için. Aklınıza “Yahu insanlar neler neler okuyor ben hala 100 temel eser okuyorum” diye bir düşünce gelebilir ama unutmayın kitabın ne olduğu çok da önemli değil yeter ki okuyun biraz zaman geçince kitap kurdu arkadaşlarınızdan bir farkınız kalmayacak. Haftada en az iki hikaye kitabı bitirmeyi hedefleyin vee bir ayın sonunda 8 kitap bitirmiş olacaksınız. İlk ay böyle 8 kitapla bitti. İkinci ay böyle olmamalı tabi ki eğer okumaya alıştığınızı düşünüyor ve hızlandığınızın farkına vardıysanız biraz daha farklı ama yine sizi okumaktan soğutmayacak kitaplara göz atabilirsiniz. İlgilendiğiniz konuya göre değişiklik gösteren araştırma kitapları okuyabilirsiniz. İkinci ay hedefimiz haftada 3 kitap bitirmek olacak. Bu kolay çünkü okuduğumuz kitaplar ağır ve çok uzun olmayacak. İlk iki ay sadece kitap okumaya alışmak içindir.

Daha sonrasında Dünya Klasiği kitapları okuyup bitireceksiniz zaten. Okudukça büyük ihtimalle içinizde bir şeyler yazma isteği doğacaktır ve eski birikimlerinize dayanarak ve onlardan ilham alarak sizde bir şeyler yazabilirsiniz. Ne kadar çok okursak o kadar fazla değişiklik gösterir, konuşmamız ve duruşumuz. Arkadaşlar içinde okuduğun kitaplardan konuşmak kadar güzel bir şey daha yok sanırım. Okumaya alıştıkça tabi ki sadece roman hikaye tarzı kitap okumak dışında ansiklopediler dahi okuyabiliriz. Çok zor gibi görünen çoğu şey aslında biraz disiplin ile kolay hale gelebiliyor. Her gün okuyun az veya çok bunun bir önemi yok yeter ki okuyun ve öğrenin. Eğer sizde konuşurken aynı kelimeleri kullanıp durmaktan ve aynı kelime gruplarını kullanmaktan sıkıldıysanız okuma vaktiniz gelmiş demektir e okuyorsanız da biraz daha fazla okuyun. Unutmayın hiç bir şey için geç değil. “Şimdiden sonra başlasam ne olur kitap okumaya” gibi bir bahane uydurmayın. Kitap okuyarak geçirdiğiniz her zaman en kıymetli zamanınızdır. Ha bir de unutmadan ekleyeyim; Kitap okuyacağınız yer nasıl olmalı ? Elbette bir çalışma masasında okumak psikolojik olarak kitabı bir çalışma aracı olarak görmemize neden olur.

Çocukluktan beri gelen bir inançtır bir de bu kitabı ders olarak görmek. Evet kitaptan dersler çıkarırız bir şeyler öğreniriz falan ama okulda ki bize sıkıcı gelen dersler ile aynı değildir bunlar. Rahatça oturup veya isteğinize göre biraz uzanabileceğiniz rahat koltuk seçmeniz kitaba kendinizi kaptırmanız için çok faydalı olacaktır. İsteğe göre kitabı bir masaya koyup okuyabilirsiniz fakat benim tercihim rahatlıktan yana olduğu için masada okumayı pek tercih etmiyorum. Kitap okurken dikkatimizin dağılmaması da oldukça önemlidir bu yüzden biraz teknolojiden uzak kalmak kitap okumayı sevmemize yardımcı olabilir. Unutmayın sosyal medyada paylaşmak için okumuyoruz. Okumak için bilmek için okuyoruz. Keyifli okumalar dostlarım.

Okumuş olduğunuz makale www.yasinkoca.club yazarı tarafından, sosyalmedyakafe.com için hazırlanmıştır.

Konuk Yazarımızın " Kitap Okumaya Başlamak " Makalesini Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

18 Aralık 2017 Pazartesi

Nusret Mayın Gemisi Hakkında Bilgi

18 Aralık 2017 Pazartesi
Nusret Mayın Gemisi

Nusret Mayın Gemisi....

Tarihin şahidi. Gezip görmek nasip oldu. Bu duyguyu nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Çanakkale Savaşı'nda askerlerimizle birlikte bir tarih yazan bu geminin içini gezmek, askerlerin adımladığı merdivenlerden inmek, kolay anlatılır bir şey değil. İnsan ister istemez zihninde geçmişe yolculuk yapıyor. Bu yolculuk sırasında duygulanmamak mümkün değil.
Nusret Mayın Gemisi Nerede

Nusret Mayın Gemisi nerede

Bu soruyu yanıtlayayım öncelikle. Gemi Tarsus Belediyesi Kültür Parkı'nda ziyaretçilerini ağırlıyor. Adana- Mersin otoyolu üzerinde Tarsus ilçesinde al bayraklarla yerini belli ediyor bizlere. 1999 yılında yerini almış bu parkta Nusret Mayın Gemisi. Epey bakım görmüş olan geminin savaş sonrası kaderine terk edilmiş görüntüsünü burada paylaşmak istemedim. Nette yapacağınız küçük bir arama ile geminin eski halini görmeniz mümkün.
Nusret Mayın Gemisi Hikayesi

Nusret Mayın Gemisi Hikayesi:

1911 yılında Almanya'da üretilmiş olan gemiyi Osmanlı devleti 1914 yılında satın alıyor. 7-8 Mart 1915 tarihinde Nusret, boğazın sularına 26 adet mayını gömüyor. Bundan tam 10 gün sonra 17-18 Mart günü düşmanın saldırıları, Nusret'in döşediği mayınların görevini yerine getirmesi sonucu Çanakkale Zaferi ile sonuçlanıyor. Peki savaş sonrasında Nusret'in akıbeti ne oluyor?
Ordu malı olan gemi, 1955 yılında ordudan terhis edilmiş ve yük gemisi olarak faaliyet göstermiş uzun yıllar boyunca. Ta ki, 1989 yılında Mersin Limanından Kıbrıs'a yük taşırken batana kadar. Ve bu batık gemi hikayesi tam 10 yıl sürüyor. 1999 yılında bir grup gönüllü tarafından denizden çıkarılan gemi, Tarsus Belediyesi tarafından restorasyon çalışmaları yapılıp müze haline getiriliyor. Ve Tarsus Kültür Parkı'ndaki bu günkü yerini alıyor. Bir maketi de Çanakkale'de Çimenlik mevkiinde bulunan geminin aslı bu gördüğünüz gemidir.
Nusret Mayın Gemisi Hakkında Bilgi
Maket askerler tüylerimizi ürpertiyor değil mi? Ama gelin görün ki geminin içindeyken onlara bakarken her birinin yerine kahraman askerlerimizi koyup duygulanmamak mümkün değil. Orta resimdeki kapıların ardına bakmayı çok isterdim ama kilitlenmiş doğal olarak. Benim yavaş yavaş indiğim merdivenlerden kim bilir ne hızlı adımlar ardarda sıralandı. Vatanı, milleti korumak için atılan hızlı adımlar...
Eminim bu mayınları sürmek hiç de kolay değildi. Öyle bir heyecandı ki yaşanan; Nusret Mayın Gemisi'nin başkomutanı Hakkı Bey'in kalbi daha çok dayanamadı. Mayınların yerleştirildiğini müjdesini alamadan kalbine yenik düştü Hakkı Bey. Ama Nusret, Çanakkale Zaferine imzasını atmıştı 18 Martta. Ve Hakkı Bey de tüm şehitlerimizle birlikte anılır oldu bu zafer gününde.

Bu duyguyu satırlara sığdırmak mümkün değil. Yolunuz düşerse Nusret Mayın Gemisi'ni gezip görmenizi tavsiye ederim.
Sevgilerimle....
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...


Devamını Oku »

21 Ekim 2017 Cumartesi

Zaman Yönetimi Becerilerini Geliştirmenin 10 Yolu

21 Ekim 2017 Cumartesi

İş Dünyası
Sık sık iş temposunun aşırı yükü altında olduğunuzu hissediyor musunuz? Zaman geçtikçe, halletmeniz gereken daha fazla işiniz olduğunu düşünüyor musunuz? Peki, size verilen tüm bu işleri halletmek için yeterli zamanınız var mı? Hüner, görevlerinizi organize etmek ve her gün daha fazla iş yapmak için zamanınızı etkili bir şekilde kullanmaktır. Bu, stresi azaltmanıza ve iş yerinde daha verimli sonuçlar vermenize yardımcı olabilir. Zaman yönetimi, gelişmesi zaman alan ve her bir kişi için farklı olan bir beceridir. Sadece sizin için en iyi olanı bulmanız yeterlidir. Birkaç hafta boyunca aşağıda listelenen birkaç stratejiyi kullanın ve size yardımcı olup olmadığını kontrol edin.

İşte, zaman yönetimi becerilerinizi geliştirmek ve üretkenliğinizi artırmak için kullanabileceğiniz 10 yol:

1- Delege etmeyi öğrenin

Hepimizin arzuladığı şey, potansiyelden daha fazla görev alabilmektir. Bu sıklıkla stres ve tükenmeye neden olabilir. Delegasyon sizin sorumluluklarınızdan uzak tutmaz, ancak yönetimin önemli bir fonksiyonudur. Becerilere ve yeteneklerine göre astlarınıza iş devretme sanatı öğrenin.

2- İşlerinize öncelik sırası verin

Mesai başlamadan önce önemsiz görevlerinizin değerli zamanınızı tüketeceği için öncelikli olarak halledilmesi gereken görevlerin bir listesini yapın. Bazı görevlerin yalnızca o günde tamamlanması gerekirken, diğer önemsiz görevler bir sonraki güne taşınabilir. Kısacası, görevlerinizden daha önemli olanlara odaklanmaya öncelik vermelisiniz. Daha fazla kişisel gelişim yazısı için Kişisel Gelişim kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

3- Ertelemekten vazgeçin

İş Molası

Ertelemek, verimliliği kötü etkileyen şeylerden biridir. Bu, zaman ve enerjiyi kötü bir şekilde harcamaya neden olur. Her ne pahasına olursa olsun, bu davranıştan kaçınılmalıdır. Hem kariyerinizde hem de kişisel hayatınızda büyük bir sorun olabilir.

4- Görevleri programlama

Bir planlayıcı veya ajandayı yanınızda taşıyın ve aklınıza gelen tüm görevleri listeleyin. Günün başlangıcından önce basit bir 'Yapılacaklar' listesi yapın, görevlerin önceliğini belirleyin ve erişilebilir olduklarından emin olun. Zaman yönetimi becerilerinizi daha iyi yönetmek için 3 liste oluşturmayı düşünebilirsiniz: İş, ev ve kişisel zaman.

5- Stresten kaçının

Stres, çoğu zaman kabiliyetimizden daha fazla iş kabul ettiğimizde oluşur. Sonuç, bedenimizin verimliliğini etkileyebilecek kadar yorgun hissetmeye başlanmasıdır. Bunun yerine, görevleri gençlere bırakın ve rahatlamak için kendinize ve ailenize biraz zaman ayırdığınızdan emin olun.

6- İşleri bitirmek için kendinize “Son teslim günü” koyun

İş Ortamı

Elinizin altında bitirmeniz gereken işler olduğunda gerçekçi bir son teslim tarihi belirleyin ve ona bağlı kalın. Görevden bir kaç gün önce bir son teslim tarihi belirlemeye çalışın, böylece yoluna girebilecek tüm görevleri yerine getirebilirsiniz. Kendinize meydan okuyun ve kendinize koyduğunuz son teslim tarihinden önce veya son teslim tarihinde işinizi bitirin. Bu zor mücadelenin altından kalkarsanız, kendinizi ödüllendirin.

7- Çoklu görevlerden kaçının

Çoğumuz, çoklu görevin işleri başarmanın etkili bir yolu olduğunu düşünülüyor ancak gerçek şu ki, biz odaklanıp bir şey üzerinde yoğunlaştığımızda daha verimli iş yapabiliyoruz. Çoklu görev, üretkenliği engeller ve zaman yönetimi becerilerini artırmak için uzak durulması gereken bir şeydir.

8- Güne erken başlayın

Başarılı olan insanların çoğunun ortak noktası budur. Günlerine erken başlarlar ve zihinleri açıkken, enerjileri yüksekken ve zamanları yeterliyken işlerinin başlarına otururlar. Erken kalktığınızda daha sakin, yaratıcı ve netsiniz. Gün ilerledikçe, enerji düzeyleriniz düşmeye başlar ve bu da üretkenliğinizi etkiler ve siz de halletmeniz gereken işlerin büyük bir kısmını halledememiş olursunuz.

9- Belirli aralıklarla ara verin ve dinlenin

İş Planı

Eğer 10-15 dakikalık boş bir vakit bulursanız, ara verin. Çok fazla stres vücudunuzun zarar görmesine neden olur ve verimliliğinizi etkileyebilir. Yürüyün, müzik dinleyin ya da mağaza dolaşın. En iyi fikir iş yerinden ayrılmak, arkadaşlarınızla ve ailenizle vakit geçirmektir.

10- Hayır demeyi öğrenin

Üstünüze aşırı yük bindiğinizi düşünüyorsanız, size verilen veya verilmesi gündemde olan ek görevleri kabul etmeyin ve kibar bir şekilde reddedin. Ekstra bir görevi yapmayı kabul etmeden önce 'Yapılacaklar' listenize bir göz atın ve ondan sonra karar verin. Görevi kabul ettikten sonra, kendinizi çok daha zor bir durumda bırakmak istemezsiniz.

 Bu yazı sosyalmedyakafe.com için yasam.io tarafından hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

6 Ekim 2017 Cuma

Bu Yöntemlerle Çocuğunuzun Hafıza Becerisini Büyük Oranda Artırın

6 Ekim 2017 Cuma
Hafıza: Canlıların bilgiyi kayıt edebilme ve dilediğinde hatırlayabilme becerisidir. İnsan, yaşamı boyunca deneyim edinir ve bu deneyimler sayesinde hayatını kolaylaştırır. İşte hafıza becerisinin önemi tam da bu noktada öne çıkıyor. Eğitim, gelişim ve toplumsal fayda için hafıza becerisi olmazsa olmaz yeteneklerimizden biridir. Elbette, bu yetenek kişiden kişiye farklılık gösterir. Farkların doğum öncesi, doğum sonrası veya kalıtsal sebepleri olabilir ama unutmamak gerekir: Hafıza yeteneği her zaman geliştirilebilir.
Peki,
eksikliğinde, unutkanlık ve benzeri problemlere de sebep olan hafızamızı nasıl güçlendirebiliriz? Bu soruyu özellikle anne-baba ve eğitmenler için cevaplayalım.

“Unutkanlık zayıf bir hafızanın değil, ihmal edilmiş bir hafızanın ispatıdır” Donald A. Laird


Çocuklarda Hafıza Geliştirme Yöntemleri

Çocukların Hafızasını Güçlendirme Teknikleri

Hafızayı güçlendirmenin birden fazla yöntemi var. Bu yüzden her bir yöntemi ayrı ayrı, mini paragraflar şeklinde açıklamakta fayda var.
  • 1-Besinlerle Hafızayı Güçlendirmek: Günde birkaç adet ceviz ve bir avuç kadar fındık tüketmek unutkanlığı önler, hafızayı güçlendirir. Ceviz ve fındık vücuda e vitamini ile birlikte omega-3 yağ asidi sağlar. Aynı şekilde hamsi, somon gibi balıklar da omega-3 bakımından zengin besinlerdir ve hafızayı güçlendirirler. Ispanak, brokoli, böğürtlen, süt ürünleri, yumurta ve tam tahıllar da hafıza geliştirici diğer besinlerdir.
  • 2-Beyin Egzersizleriyle Hafızayı Güçlendirmek: Zihinsel gelişiminin uzmanlar tarafından sık sık kas gelişimine benzetildiğine dikkat etmişsinizdir. Evet, zihinsel beceriler de egzersiz ve kontrollü zorlama ile gelişebilmektedir. Şiir ezberlemek, şarkı sözleri ezberlemek gibi rutin egzersizlerin yanında oldukça eğlenceli hafıza oyunları oynamak da hafızayı geliştirir. Örneğin, şu sayfadaki hafıza oyunlarını inceleyebilirsiniz: https://www.mentalup.net/hafiza-oyunlari
  • 3-Spor Yaparak Hafızayı Güçlendirmek: Bir önceki maddede beyin egzersizleriyle hafızayı geliştirmekten bahsettik. Peki, fiziksel egzersizlerin yani spor yapmanın hafıza gücü üzerindeki etkisini hiç düşündünüz mü? Spor yapmak, sadece bedensel gelişime değil; beyin gelişimine de oldukça katkı sağlar. En basit açıklamasını şu şekilde yapabiliriz: Spor, vücudun kan akışını hızlandırır. Bu da beyde daha fazla oksijen taşınacağı anlamına gelir. Beynin fiziksel gelişimi, zihinsel işlevler üzerinde de etkilidir. Çocuğunuzu sevdiği spor faaliyetlerine yönlendirin.
Özetle:
Hafıza gücü, hayatımızı kolaylaştıran en önemli zihinsel becerilerimizden biridir. İnsanın sosyal yaşamını, eğitim hayatını, iş hayatını olumlu veya olumsuz yönde etkileme gücü olan bu beceri ihmal edilmemeli; daima geliştirilmelidir. Hafıza zayıflığında birçok problem açığa çıkmaktadır. Genç yaşta unutkanlık, ileri yaşlarda alzaymır gibi hastalıklara dönüşebilmektedir. Yukarıdaki hafıza geliştirme yöntemleri ile hem yetişkinler, hem de çocuklar hafıza becerilerini güçlendirebilirler.

Dikkat İle Hafıza Arasındaki İlişki

Dikkat, bir bilginin deneyim edinilmesine rağmen hafızaya alınıp alınmamasına etki eden diğer bir zihinsel becerimizdir. Bazen gördüğümüz herhangi bir görüntüyü hatırlamamızı engelleyen en önemli faktör dikkatsizliktir. Tam tersi, önemsiz bir detayı hafızaya almamızı sağlayan da dikkat etmiş olmamızdır. Sadece görüntü değil; ses, olay, duygu veya genel olarak kayıt edilebilir bütün bilgiler için aynı şeyi söylemek mümkün.

Dikkatli insanların hafızası daha güçlüdür çünkü deneyim edindikleri her olayı dikkatle inceler/yaşarlar. Bu da bilginin daha uzun ömürlü olacak şekilde hafızaya alınmasını sağlar. Bu nedenle, hafıza geliştirme tekniklerini dikkat geliştirme teknikleriyle pekiştirmek isabet olur. Bu iki kavram (dikkat & hafıza) özellikle eğitimde çok önemli olduğu için bütün okullarda öğrencilerin dikkat ve hafıza düzeyini artırma çalışmaları yapılır/yapılmalıdır.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte Türk bilim insanları dünyada bir ilk olan online dikkat&hafıza egzersizlerini geliştirdiler. İlk olması, hitap ettiği yaş aralığı ve içeriğinin oldukça geniş olmasıyla ilgili. Dünya genelinde kullanılan bu beyin egzersizleri, Türkiye’de okullar ve bireysel kullanıcılar tarafından oldukça ilgi görüyor. Yıldız Teknik Üniversitesi akademisyenleri, doktorlar ve oyun tasarımcıları tarafından geliştirilen uygulamanın adı MentalUP.

Yardımcı Kaynak: MentalUp 

Sibel Ordueri

Devamını Oku »

27 Ocak 2017 Cuma

Kadına Şiddet İstatistikleri

27 Ocak 2017 Cuma
kadına şiddet istatistikleri
Kaleme almakta tereddüt yaşadığım bir konuydu kadına şiddet. İnsanın yüreği kaldırmıyor maalesef. Ancak gün geçmiyor ki bir kadına şiddet haberiyle karşılaşmayalım. Bu gerçekler beni kadına şiddet istatistiklerini araştırmaya itti. Ve maalesef gördüm ki; her 10 kadından 4'ü fiziksel şiddete maruz kalıyor. Yani neredeyse kadın nüfusunun yarısı kadar. Bu fiziksel şiddet oranı... Peki ya psikolojik şiddet. Onun adı bile yok, anılmıyor nedense. Ama biz biliyoruz ki kadınlarımız gerek ev ortamında, gerek iş ortamında, gerekse sosyal ortamda toplumsal baskı görerek psikolojik şiddete de maruz kalıyorlar. Bunun etkileri ise en az fiziksel şiddet kadar tahribat yaratabiliyor kadının benliğinde.

Yine bir araştırma sonucu gösteriyor ki; 145 ülke arasında yapılan değerlendirmede kadın-erkek eşitliğinde Türkiye 130. sırada. 21. yüzyılda bu rakamlarla karşı karşıya olmak ne kötü. Erkek egemen bir toplumuz maalesef. Kız çocuklarının okutulmadığı, kadınların eşit şartlarda iş imkanı bulamadığı, baskı gördüğü bir toplumda bu rakamları nasıl değiştirebiliriz bilemiyorum. Aslında zaman zaman umut verici projelerle karşılaşıyoruz. Özellikle kız çocuklarının okutulması konusunda sivil ya da kamusal açıdan ciddi çalışmalar yapılıyor. Gönüllülerin destek verdiği çalışmalar umut verici. Yine de yer yer kız çocuklarının okutulmasında eşitlik sağlanamaya biliyor. Görünen o ki; bu konuda daha yürünecek çok yolumuz var. Ama kesinlikle kız çocuklarının okutulması, mutlaka meslek sahibi konumuna getirilmesi, kadınların çalışıp ayaklarının üzerine sağlam basabilecek duruma gelmesi gerektiği kanaatindeyim.
kız çocuklarının okutulması

Peki kadınların gördüğü, neredeyse nüfusun yarısına tekabül eden fiziksel şiddet. Evde, sokakta, çocuklarının önünde vs... Cezasız, yaptırımsız karşılıksız kaldığı sürece korkarım böyle kadına şiddet istatistikleri almaya devam edeceğiz. Gönlümüz kadının hak ettiği değeri görmesinden yana. Mutlu, huzurlu, sağlıklı, eşit haklara sahip, değer gören, saygınlık kazanan kadın, topluma değer katar; iş yaşamına katkı sağlar, yenilikler getirir; gelecek nesillere mutlu, sevgi dolu, üretken, başarılı, doğru dürüst çocuklar yetiştirir.

Bunun için kamusal alanda daha fazla sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verilirken; bireysel olarak da herkes üstüne düşeni yapmalı.Bazen küçük bir çocuğa uzanan el, umut olur, filizlenir, dal olur, meyve verir. Güzel yarınların inşası, bugünü doğru kullanmakla başlar. Kadının toplumda hak ettiği yeri alması dileğiyle...
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

21 Eylül 2015 Pazartesi

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Cennet Cehennem Mağaraları 3

21 Eylül 2015 Pazartesi
Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Mağarası

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Mağarası

Bu gezi benim oldukça keyif aldığım, anlata anlata bitiremediğim bir gezi oldu. Önceki yazılarımı aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz.

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Cennet Cehennem Mağaraları 1
Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Cennet Cehennem Mağaraları 2

Bu günkü yazımda ise insana gerçekten de cennet bahçelerinde olduğunu hissettirecek kadar güzel olan Cennet çöküğü mağarası gezimizi anlatacağım. Resimde gördüğünüz mağaraya ulaşmak için baya yol katetmek gerekiyor. Oldukça uzun ve güç bir yoldan gelerek hem yoldaki güzellikleri görmek, hem de bu mağaradaki huzuru hissetmek gerçekten de çok güzeldi. Çekilen zahmetlere değdi doğrusu. Bu mağaraya gelene kadar neler gördük, neler yaşadık. Yolun uzun olduğunu söylemiştim. Tam 452 basamak.
Bir yeraltı akarsuyunun sebep olduğu erozyon sonucu meydan gelen bu çökük, iyi ki de olmuş hissi veriyor.
Cennet Çöküğü Merdivenleri

Cennet Çöküğü Merdivenleri

452 basamak dile kolay. Ama inmesi de çıkması da pek o kadar kolay değil. Merdivenler dik, kaygan ve bazı yerlerde oldukça deforme olmuş. Bazı yerlerde oldukça yüksek basamaklarla karşılaşıyoruz. Basamakların orjinal yapısına pek dokunulmamaya çalışılmış. Bu da işleri biraz zorlaştırıyor tabi. İniş sırasında birkaç mola ile inmek mümkün olsa da, çıkarken 8-10 basamakta bir mola verip soluklanmak gerekiyor. Ara sıra karşımıza çıkan merdivensiz, birkaç adımlık patikalar, en güzel mola yerleri.

Bu doğa harikasının içinde insanın şikayet edesi gelmiyor ama merdivenler zorluyor insanı.

Molalar sırasında yeşilin ve sessizliğin verdiği huzuru tatmak çok keyif verici. Sessizliği bozan tek şey, yerli ve yabancı turistlerin aşağıdaki mağaradan yankılanan sesleri. Bu da heyecenla mağaraya inme arzusu uyandırıyor.
Cennet Çöküğü Doğası

Cennet Çöküğü Doğası

Mağaradaki gezisini tamamlayıp yukarıya çıkanların "inmeyin, geri dönün" tavsiyeleri de pek dikkate alınmıyor. Bu doğa harikası bırakılıp dönülür mü hiç?

Ağaçlar dile gelmiş konuşuyor sanki. Tarih gizli dallarının altında veriyoruz ilk molamızı. Bir tarafımız biraz daha kalmak isterken, bir tarafımız mağaraya varmak istiyor. Devam ediyoruz tabi ki zorlu patikalardan, merdivenlerden inerek.

Kaymamak büyük beceri istiyor bu zorlu yollarda. Aşağıya indikçe hava serinliyor ve nefes almak kolaylaşıyor. Cennet çöküğü mağarası oldukça temiz ve rahatlatıcı bir havaya sahip. Zaten buraya yakın bir de Astım Mağarası var. O da astım hastalarının şifa bulduğu bir mağara. Yani yerin derinliklerinde insanlar için sağlık gizli. Ama kalp rahatsızlığı olanların bu zorlu yokuşu inmesi ve çıkması oldukça zor olacaktır. Dikkatli olmakta fayda var.
Cennet Cehennem Mağarası Cennet Obruğu
Cennet Obruğu
Bu büyüleyici ortama doymak mümkün değil. Bu yüzden olsa gerek inişte 300. basamağa denk gelen yerde Meryem Ana Kilisesi'nin yanında uzun soluklu bir mola veriyor herkes. Kiliseden sonra aşağıya inmek oldukça zorlaşıyor. Mağaranın tavanından akan damlalar zaten düzensiz ve zorlu olan basamakların daha fazla kayganlaşmasına sebep oluyor. Dibe inmek pek az cesur insanın yapabileceği bir iş. Cennet obruğu gezimizi dibe varmadan, dipteki insanların kaymaktan ötürü attıkları çığlıklar eşliğinde sonlandırıyoruz.
Cennet Cehennem Meryem Ana Kilisesi
Cennet Cehennem Meryem Ana Kilisesi
Paulus isimli bir dindar tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış. İçinde Hz. İsa ve havarilerin betimlenmiş olduğu fresk süslemeleri bulunmakta. Bu da doğal yollarla meydana gelmiş olan çöküntüden sonra buradaki yaşam izlerini bize göstermiş oluyor. Burada uzunca soluklandıktan sonra ortama veda ediyoruz. Cennet Çöküğü-Cehennem Çukuru gezisinde Cennet Cehennem Mağaralarını gezmeye doyamadık.
Yolunuz düşerse bir uğrayın derim. Bu gezintiden, tarihin ve doğallığın yıpranmamış dokusunu hissetmekten keyif duyacağınızı düşünüyorum.

Sevgi ve huzur dolu bir yaşam diliyorum.

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »

4 Eylül 2015 Cuma

Seyit Onbaşı Kimdir Seyit Onbaşı Hikayesi

4 Eylül 2015 Cuma
Seyit Onbaşı Kimdir

Seyit Onbaşı.....

Gücüne, azmine hayranlık duyduğumuz, Çanakkale Savaşının ölümsüz isimlerinden Seyit Onbaşı kimdir? 275 kiloluk top mermisi ile düşman gemisini patlatarak Çanakkale Zaferin'e imza atan Seyit Onbaşı'nın hikayesi nedir? Eşine az rastlanır bir yiğitlik hikayesi bu.

Tarsus Belediyesi Kültür Parkı'ndan söz edeyim sizlere. Adana-Mersin otoyolu üzerinde bulunan bu parkta Nusret Mayın Gemisi'nin bakım görmüş orjinal halini de görebilirsiniz. Aynı park, Seyit Onbaşı'nın anıtına da ev sahipliği yapıyor.... Seyit Onbaşı, olanca heybeti ile duruyor orada.. Bir başka yazımda Nusret Mayın Gemisi'ni de gösterip, Onun yaşanmışlıklarını da anlatacağım ama şimdi Seyit Onbaşı hikayesine bakalım.

Seyit Onbaşı Kimdir?

1889 yılında Balıkesir'de dünyaya geldi Seyit Ali. Ailesiyle birlikte ormandan odun kesip satarak, kömür çıkartarak geçimlerini sağlarlardı. 1909 yılında askere alınan Seyit Ali, 1912'de Balkan Savaşları'nda da görev aldı. 18 Mart Çanakkale Savaşı'nda gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdırdıktan sonra döndü köyüne. Ormancılıkla ve kömürcülükle sürdürdü hayatını. 1934 yılı soyadı kanunu ile "Çabuk" soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki verem rahatsızlığı nedeni ile hayata veda etti.
Seyit Onbaşı Hikayesi

Seyit Onbaşı Hikayesi:

18 Mart 1915'te  donanma, Çanakkale Boğazı'nı geçme azmindeyken Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevli idi. Mecidiye Bataryası'ndan atılan mermi, düşman sancak gemisi Queen'e isabet edince gemi tüm namlularını Mecidiye Bataryası'na çevirir. Ve artık sessizlik hakimdir.

Komutan askerlerini kaybetmenin hüznü içindeyken bir askerin "Komutanım beni kurtarın." çığlığını duyar. Ses Niğdeli Ali'ye aittir. Komutan ve Niğdeli Ali şehitlerimiz ve yaralılar arasında gezerken yarı bedeni toprağa gömülü olan askerin üzerinden toprakları kaldırdıklarında Seyit Onbaşı yarı baygın haldedir. Bir süre sonra kendine geldiğinde etrafta gördüğü manzara yürek yakıcıdır.

Asker arkadaşlarının etrafa saçılmış bedenlerini gören Seyit Onbaşı, bu dayanılmaz acı karşısında bir kahramanlık öyküsüne imza atar. Komutana topların nerede olduğunu sorar. Gözü sağlam kalmış tek topa takılır. Yerde duran 275 kg ağırlığındaki mermiyi Niğdeli Ali yardımıyla kaldırır. İki metre yüksekteki topun merdivenlerinden çıkıp mermiyi namluya koyar ve Ocean gemisine tam isabet ettirerek patlatır. 18 Mart Deniz Savaşları'nda batırılan üç gemiden biridir Ocean. Bu zafer coşkuyla kutlanır.

Çanakkale Savaşı'ndan bir gün sonra Seyit Onbaşı'dan fotoğrafının çekilmesi için mermiyi tekrar sırtlaması istenir.. Fakat çok çabalasa da Seyit Onbaşı o mermiyi bir daha sırtlayamaz. Fotoğrafının çekilebilmesi için tahtadan maket bir mermi verildi Seyit Onbaşı'ya.. Seyit Onbaşı'nın sözleri, o mermiyi savaş vakti, yarı baygın haldeyken nasıl sırtlayıp topa sürdüğünü özetler şekildeydi: "Yine savaş çıksın, yine kaldırırım."
Çanakkale Temsili Şehitliği
Çanakkale Temsili Şehitliği
Yine aynı park içerisinde bulunan Çanakkale Temsili Şehitliği'nin bir kısmı görülüyor yukarıdaki fotoğrafta. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bu destan anlatmakla bitmez. Nice kahramanlar, nice destanlar yazdı bu zaferde. Ruhları şad olsun.

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »

21 Ağustos 2015 Cuma

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Cennet Cehennem Mağaraları 2

21 Ağustos 2015 Cuma
Cennet Çöküğü Cehennem Mağaraları

Cennet Çöküğü Cehennem Mağaraları

Cennet Çöküğü-Cehennem Çukuru başlıklı ilk yazımda sizlere bu güzel atmosferi anlatmaya çalıştım. Bu gün ise Cehennem Çukuru Mağarasına biraz daha yakından bakalım.

Yeraltı akarsuyunun etkisiyle oluşan bu obruk dik yapıda olduğu için içine inmek mümkün değil. Ancak deneyimli kişiler merdiven veya ip yardımıyla inebilir. Yaklaşık 110-120 metre derinliğindedir.

Geçiş yolu ağaçlarla kaplı, son derece güzel bir doğa harikası. Cehennem girişi tabelasının altından biletleri okutup cehenneme geçiş yapmak, hoş esprilere de konu oluyor tabi. Bu turistik geziye hoş bir hava katıyor. Herkes cehenneme gülerek geçiyor. Yol da o kadar güzel ki; zeytin ağaçları yolun iki yanını kaplamış. Bu güzel yoldan yürürken insan buraya verilen Cehennem ismini sorgulamadan edemiyor. Güzel, hafif yokuş bir yürüyüşten sonra Cehennem çukuruna varıyor yol.
Cehennem Çukuru Mağarası

Cehennem Çukuru Mağarası

Bu noktada bizleri demir parmaklıklı bir balkon karşılıyor. Bu balkona aşağıda ne göreceğimizin merakıyla vardığımızda cehennem çukuru mağarası tüm soğuk çehresiyle bizi karşılıyor. Gelirken sergilenen o esprili hava bir süre soğuyor bu ıssızlığın, soğukluğun karşısında. Sonra birkaç foto aldıktan sonra dönüş yoluna koyuluyoruz.

Bir de hikayesi var Cehennem çukuru mağarasının. Antik dönemden kalma bu hikaye gerçek mi, rivayet mi bilinmez.

Cehennem Çukuru Hikayesi:

Typhon (yüz başlı, alev püskürten dev bir ejdarha), Yunan mitolojisine göre tanrılar tanrısı olan Zeus ile zaman zaman savaşmaktadır. Bir savaş sırasında Zeus'u yenilgiye uğratır ve Cehennem mağarasına hapseder. Bir diğer tanrı Hermes ise Zeus'u buradan kurtarır. Zeus özgür kaldıktan sonra, ejderha Typhon'un peşine düşer. Onu gördüğünde, bu gün de aktif olan Etna Yanardağı'nı ejderhanın üzerine kapatır. Böylece yüz başlı, alev püskürten bu ejderha yerin derinliklerine hapsolur.

Kim bilir? Belki de Cehennem çukuru mağarasının adını almasında ve ürkütücülüğünde bu hikayenin de etkisi vardır. Cehennem çukurunu arkamızda bıraktığımızda bizi karşılayan manzara oldukça güzel. Yeşil ve mavinin birleştiği ufuk çizgisi oldukça güzel ve derin. Cennete doğru yol almadan bu manzaraya bakarak Cehennemin soğukluğunu üzerimizden atıyoruz. Bu manzara bana olduğu gibi size de "Cehennem böyle ise, kim bilir Cennet nasıldır" dedirtebilir. Kısaca özetleyeyim: Doyulmayacak kadar güzel. Öyle ise bir sonraki yazıda Cennet Çöküğünü tanıtmak üzere sizlerden ayrılırken, yeşil ve mavinin buluştuğu, orman, deniz ve gökyüzünün birleştiği bu ufuk çizgisiyle sizi baş başa bırakıyorum.
Görüşmek üzere.
Cehennem Çukuru Hikayesi

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »

7 Ağustos 2015 Cuma

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru Cennet Cehennem Mağaraları 1

7 Ağustos 2015 Cuma
Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru

Cennet Çöküğü Cehennem Çukuru

Bilemeyenler için bu başlık merak uyandırıcı, ilgi çekici, hatta ürkütücü bile gelebilir. Cennet Çöküğü-Cehennem Çukuru, ismiyle bile merak uyandırmaya yetiyor. Öteden beri merak edip görmek istemişimdir ben de. Güney illere yolu düşenlerin görmesini tavsiye ederim.

Yer altından geçen bir derenin, kimyasal erozyonla tavanın çökmesine sebep olması sonucunda Cennet Çöküğü-Cehennem Çukuru meydana gelmiştir. Cennet Cehennem Obrukları da denir. İsminin oluşumunda ise yöre halkının etkisi büyük. Mağaraların birbirine zıt görünümleri yüzünden sanırım böyle adlandırılmışlar. Cennet mağarasına giden yol Cenneti andırırken, cehennem çukuru ürperti veren bir yapıya sahip. İşte ismin ortaya çıkış sebebi bu.

Tarihi ve turistik önemi büyüktür. Her yıl pek çok yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir. Gerçekten de görülmeye değer bir yer. Ortama ayak basar basmaz atmosferin etkisine girmemek, uçsuz bucaksız bu manzara karşısında etkilenmemek mümkün değil.

Müze kategorisindeki bu ortamı gezmek için bilet almak gerekiyor. Biletler makul fiyatta. 18 yaş altı için ise Cennet Cehennem Mağaraları gezisi ücretsiz.

Uçsuz bucaksız bu manzara bir an önce gezme isteği uyandırsa da insanda, biraz durmakta fayda var. Çünkü yol uzun. Deve turları oldukça ilgi çekici. Soluklanmak için deve turu yapabilirsiniz. Ben mi? Yok o kadar cesur değilim. Ama bu cesareti sergileyenleri imrenerek izledim. Bu hoş gezintiye gülümseyerek başlamak için develerin yanında bir süre durabilirsiniz.

Soluklandıktan sonra Cehennem Çukurunu görmeye gidin. Lakin Cennete yol uzun. Bir mola da hediyelik eşyaların satıldığı yerde verebilirsiniz. Bu gezinin bir hatırasını yanınızda götürmek veya sevdiklerinize armağan etmek isteyebilirsiniz.
Cennet Cehennem Mağaraları Nerede

Cennet Cehennem Mağarası Nerede?

Cennet Çöküğü-Cehennem Çukuru Mersin'nin Silifke ilçesinin, Narlıkuyu mevkisinde bulunan, görülmeye değer bir yer. Yol boyunca sizi karşılayan kafelerde köy kahvaltısı yapabilir, sıcak sıkma-gözleme yiyerek bu yolculuğu küçük bir ziyafete dönüştürebilirsiniz. Bu ziyafet sırasında kuş bakışı deniz manzerasını da unutmamak gerek.

Cennet Cehennem Mağaraları ile ilgili anlatacağım o kadar çok şey var ki; bir yazıya sığdırmam mümkün değil. Bu yazıda anlattıklarım ilginizi çektiyse eğer, konuyla ilgili 2. ve 3. yazımı da mutlaka takip edin derim. Karşılaşacağınız güzelliklerin ruhunuzun derinliklerinde hoş izler bırakacağına eminim.
Şimdilik hoşça kalın.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »

27 Mayıs 2015 Çarşamba

İnternetin Bize Yaptıkları- İnternet Bağımlılığı!

27 Mayıs 2015 Çarşamba
internet-bagimliligi Merhaba
Bugün toplumca yaşadığımız bir sorundan bahsetmek, bu konuda dertleşmek istedim sizlerle. İnternetin bize yaptıkları ve internet bağımlılığı!
İnternet hayatımıza gireli ne kadar zaman oldu bilmiyorum ama son yıllarda ciddi sorunlara yol açmaya başladı. Ben yine size örneklerle açmak istiyorum konuyu.
Geçen gün facebook haber kaynağıma bir video düştü, izledim. Videoda bir kadın elinde telefon, diğer elinde küçük bir kız çocuğu yolda yürüyorlar. Kadının gözü ve parmakları telefonda sürekli bişeyler yazıp gülümsüyor. Çocuk ise sağa sola bakınarak yürüyor, annesi olduğunu tahmin ettiğim kadının elinde. Sonra kadın öyle bir coşuyor ki diğer elini de telefon için kullanınca çocuk boşta kalıyor başlıyor gelişi güzel yürümeye. Anne hala telefonla samimi. Bir tabela görünüyor karede, çocuk tehlikeli bir alana girdi. Ve ben kapattım videoyu sonunda herşey olabilirdi. Bu elbette bir kurgu ama bunu yapan insanlar olduğunu görüyoruz biliyoruz. Dolayısı ile internet bağımlısı olmuş ebeveynlerin çocukları ciddi risk altında.
Hemen kendimden bir örnek vereyim. Diyelim ki evde yemek yapıyorum mesaj bildirimi geldi. Facebook,whatsapp veya sms. Yemeği tek elle yapmaya devam eder o mesaja cevap veririm. Kim olursa olsun bekletmem "aman sonra yazarım, beklesin" demem. Başkaları bunu keyfi yapıyor ama ben yapamıyorum. Bu da benim kusurum olsun.
İnternet yüzünden dağılan evlilikleri de görüyoruz değil mi? Okuyoruz dinliyoruz. Buna ailece eski bir komşumuzun oğlu ve gelininde şahit olduk.. Kadının eşi alkol alıyor, bazen çalışıyor bazen çalışmıyor. Karısına karşı inanılmaz ilgisiz. Kadın boşlukta. Bu durumda bir kadının ne yapması gerekir? Mücadele edebilir mesela. Şu internette konu ile ilgili ne yazılar var açar okur vs. Mücadele ile olmadı mı? Ya bu şekilde kabul eder, sindirebiliyorsa veya boşanır. Sonra da ne hali varsa görür. Ama bu hanımefendi başka bir yol seçti. Hani şu aşklı meşkli facebook grupları var ya, onlardan birine katılmış orada kadın erkek arkadaşlar edinmiş ama hepsi yazışma ile yani sanal. Grubun ekran görüntüleri geldi bana. İnanmazsınız bütün üyelerin profil fotoğrafı çiçek, böcek manzara taraftar amblemi. İşte bu hatun onlardan biri ile özel sohbet edip aşık oluyor! Ne kadar empati kurmaya çalışsam da, insanın görmediği birine aşık olma ihtimalini düşünemiyorum. Belki ruh, fiziksel görüntüden daha önemli ama sadece yazılanlara bakarak, hakkında hiç bir şey bilmediği birine nasıl aşık olur insan? Hikayeye dönelim bahse konu kadın başlıyor telefonuna şifre koymaya ve telefonunu sürekli cebinde taşımaya. En sonunda bir akşam eşi eve geliyor, evde perdeler dahil tek eşya yok. Kadın almış herşeyi kaçmış internetten tanıştığı daha evvel hiç görmediği bir adama. Üstelik başka bir şehire. İşin sonu mu? Gittiği şehirde neler oldu neler yaşadı bilemeyiz ama çantası ile tek başına geri döndüğünü duyduk. Eşi onu boşadı ama çocukları affetti. Şimdi memleketinde bir fabrikada işçi olarak çalışıyormuş. Elbette kimsenin yüzüne bakacak durumda değil. İşte buna benzer olaylar yüzünden bir çok erkek eşinin internet kullanmasını istemiyor hatta direkt yasak koyuyor.
Çocukların, merakları yüzünden uygunsuz sitelere girişi kontrolu zor ama çok önemli bir hadise. Kontrolü zor diyorum; bu kontrolü onlara hissettirmeden sağlamak önemli olan.
Başkasının fotoğrafı ile kadın avına çıkmış erkekler. Çok açık saçık giyinip, o şekilde çektirdiği fotoğrafları profiline koyup başka hikaye peşinde olanlar, dolandırıcılar... Yani her model insan bir tık ötemizde. Dolandırma hikayelerini de okuyoruz bol bol. Teknik bilgisi ile profilleri ele geçirenleri. Mesela benim aile hesabımda bir belediye başkanının yardımcısı ekli. Bir gün ondan mesaj geldi. "Şu hesaba yatırabildiğin kadar para yatır" gibi bir mesajdı, metni tam olarak hatırlamıyorum. Çok şaşırdım "Anlayamadım .... Bey" yazdım. Yine aynı mesaj geldi. Gecenin bir yarısı arayamadım da. Ertesi gün hesabının ele geçirilmiş olduğunu öğrendim.
Bu örnekleri elbette çoğaltabiliriz gördüklerimizle, duyduklarımızla. Peki çözüm ne? Bilinçlenmek değil mi? Farkında olmak değil mi?
Örneklerle hazırladığım bu yazıyı okuyup, bir iki dakika düşünmek bile özeleştiri yapıp silkelenmek anlamına gelir mesela.
Kimseyi işaret etmeden şunları eklemek isterim: Eğer hiç bir görüşmeniz, muhabbetinizin olmadığı birine sırf internet aracılığı ile bir şeyler hissediyorsanız bir oturup düşünün! Tercihiniz kaybettiklerinize değecek mi? Veya "şu muhabbeti kaçırmamalıyım, çocuk iki dakika ağlasın" diyorsanız oturup bir düşünün, uğrunda çocuğunuzu ağlattığınız insanlar buna değecek mi?
Bir gün köşe yazdığım gazeteye yazı hazırlarken küçük oğlum yanıma geldi ne yaptığımı sordu. İşimi yaptığımı söylediğimde bana şu cevabı verdi "anne sen para kazanma benle oyun oynamanı istiyorum" O kadar etkilendim ki. Ve o günden sonra o uyanıkken, bırakın muhabbet için olmasını iş için bile bilgisayarı açmamaya çalışıyorum.
İnternet bizim hayatımızı kolaylaştırmalı o kadar. Görünen o ki bir çok aile için faciaya yakın olayların yaşanmasına sebep oluyor. Sizlerinde konu hakkında fikirlerinizi, önerileriniz duymak isterim.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

30 Nisan 2015 Perşembe

Bilgisayar Oyunları Bilgisayar Oyunlarının Zararları

30 Nisan 2015 Perşembe
Bilgisayar Oyunları

Bilgisayar Oyunları

Çocuğa oyunun faydaları çok elbette. Psikolojik, zihinsel ve bedensel faydaları, göz ardı edilemez. Peki oyun oynamak her zaman faydalı mıdır? Açık alanlarda birlikte oynanan oyunların yeri doldurulamaz elbette. Ama maalesef ki yaşamımızda teknoloji öyle bir yer edindi ki kendine, bilgisayar oyunları, hem çocukların hem de yetişkinlerin vazgeçilmezi haline geldi. Peki nedir bilgisayar oyunlarının zararları? Bizlere neler kaybettirdi?

Teknoloji, hayatımıza bu derece girmeden önce bizler ne yapıyorduk? Zamanımız nasıl geçiyordu? Çocuklar nasıl oyunlar oynardı?

Doğayla daha çok iç içe idik. Oyunlar açık alanlarda, arkadaş guruplarıyla birlikte oynanırdı. Mahallenin tüm çocukları birlikte oynardı. Oyundan keyif alınırdı. Çocuklar gülerdi. Çok fazla çocuk parkı da yoktu aslında. Ama bahçeler yeterliydi yaratıcılığımızı kullanarak yeni oyun fikirleri yaratmaya. Yakalamaç, saklanbaç, yakan top çok sevilir, çok oynanırdı. En sevilen oyuncaklar (zaten sınırlı sayıda oyuncak vardı.) bir araya getirilir, hepsiyle birlikte oynanırdı. Meyve toplanan ağaçların dallarına salıncak kurulur, sırayla sallanılırdı. Açık alanlarda kendine yaşama şansı tanıyan otların arasından biten serpme çiçekler, gelincikler, papatyalar toplanıp, bir de başlara taç yapılırdı.
Bilgisayar Oyunlarının Zararları

Bilgisayar oyunlarının zararları

Bilgisayar oyunlarının zararları, bize kaybettirdiklerine bakınca daha net görülebiliyor. Mesela erkek çocuklar futbolu sahalarda değil, sokaklarda gördü, tanıdı, sevdi, oynadı. Torbalar misket dolana kadar, misket atılırdı.

Vardır daha pek çok örnek. Şu anda aklıma gelenler bu kadar. Peki ya şimdi öyle mi? Çocukların ve hatta yetişkinlerin oyun arkadaşları bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları, internet kafeler oldu artık. Bilgisayar oyunlarından ayrılamaz oldu çocuklar.

Bilgisayar oyunlarının arasında iyi olanlar, keşfetmeye yönelik olanlar da var elbette. Ama şiddete dönük, devamlılık arz ederek oyuncuyu kendine bağlayan ve hatta seviye elde edip satışa yönelik olduğu için, ciddi anlamda bağımlılık yaratan oyunlar var.

Bilgisayar oyunlarının zararları yalnızca bu kadar mı? Hayır. Ölümü, öldürmeyi, öldürerek zafer kazanmayı teşvik eden oyunlara ne demeli? Çocukların gözünde kahramanlaştırılan karakterler, öldürerek zafer kazanıyorlar. Ve çocuk baş başa kaldığı bilgisayar oyununda kendini o kötü karakterin yerine koyuyor. Daha da kötüsü, bir zaman sonra o karakterin yerini alabiliyor.

Bazı bilgisayar oyunları da tek düze, sıradan ve aynı tekrarlara dayalı. Bu oyunların, çocukta dikkat yeteneğini artırabileceğini düşünsek bile, beyine sürekli olarak aynı mesajları göndermesi, beynin yaratıcı, öğrenmeye açık tarafını baskı altına alması, olumlu taraflarını gölgede bırakmaya yetiyor. Yaratıcı insan beyni bu özelliğini kaybedip, mekanik hale, robot haline geliyor.

Bilgisayar oyunlarının zararları saymakla bitmiyor. Ben, kendimce en zararlı bulduklarımı özetlemeye çalıştım. Birkaç maddeyle sıralayacak olursak;

Bilgisayar oyunlarının zararları:

  • Çocukları veya bireyleri yalnızlaştırır.
  • İnsanı, olması gereken çevreden koparır.
  • Bağımlılık yaratır. Bağımlılığın hiç bir türü tercih edilmez.
  • Bireyi, kendini zamanla kötü karakterin yerine koymaya teşvik eder. Bu sırada kahramanlaştırma karakterini işler.
  • Yaratıcı, yenilikçi, öğrenmeye açık olan insan beynini, mekanik, robot bir yapıya dönüştürür.
  • Birey, gerçek dünyaya döndüğünde artık yalnızdır. O dünyaya adapte olmakta zorlanır.
  • Gerçek hayatta yaratıcılık, yenilikçilik sergileyemez.
Tüm bunların farkına varıp, tedbirli olmakta fayda var. Yasak koymak fayda etmeyecektir. Çünkü çocuk tv'den, çevresinden, arkadaşlarından gördüğü şeyleri yapmak isteyecektir. Bu şekilde merak duygusunu bastırmaya çalışacak çocuk. Bu sırada yasaklar koymak, tam tersi sonuç verebilir. Bunun yerine, gözlemci bir ebeveyn olup, gerektiği yerde müdahale etmek daha faydalı olur. Çocuk da, yasaklamalardan, engellemelerden uzak, yapıcı, öğretici, dengeleyici bu tutumunuzu anlayıp; uyarılarınıza olumlu tepkiler verecektir.

Bu yazımda, bilgisayar oyunlarının zararları konusunu işledim. Eklemek istediğiniz, gözlemlediğiniz fikirlerinizi, yorumlarda bekliyor olacağım.
Sevgilerimle...
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »

2 Mart 2015 Pazartesi

Misafir Ağırlamak Hüner İster!

2 Mart 2015 Pazartesi
misafir ağırlamak
Merhaba
Son günlerde gördüklerim karşısında kendi kendime sorup kendi kendime yanıtladığım sorular oldu. Misafir ağırlama nasıl olur? Misafir ağırlamak sadece ikramlarla mı alakalıdır? Misafirimizi ağırlayacağımız yer sadece evimiz mi olmalıdır gibi sorular oluştu kafamda. Sizlerle de kendimden örnek vererek bu endişe, sorun ve açmazları paylaşmak istedim.
Peki neden endişe, sorun ve açmaz diye bahsettim bu durumdan? Çünkü misafir ağırlamayı herkes farklı algılıyor farklı biliyor. Belki buraya yazacaklarım bazılarına hiç uymadığından karşı çıkacaklar, kırıcı konuşacaklar hiç önemli değil. Linki tıkladıysanız ve bu yazımı okuduysanız siz benim misafirimsiniz nasıl gerekiyorsa öyle karşılarım yazınızı:) Millet olarak misafir geldiğinde, hele ki uzun yoldan geliyorsa veya nadir gelen bir konuksa ya da dedikoducu bir akrabaysa o ev kalkar kıyı köşe temizlenir çeşit çeşit ikramlar hazırlanır. Evin küçük çocuklarına tembih etmeler başlar "aman ha yaramazlık yapma" diye. Hatta küçük yollu tehdit ederler, "beni rezil edersen kötü yaparım seni" şeklinde. Misafir gelir hoşgeldin merasimi, biraz sohbet havadan sudan ve masalar kurulur, görsel şölen yani. Yenir içilir, bazen gerçek bazen sahte gülüşmelerle dedikodular yapılır. Ev sahibi o ana kadar çok memnun, misafirini ağırladığnı sanıyor. Evi temiz karnını da doyurdu ya hünerlerini sergileyerek.Yemeğin tadına tuzuna, evinin kirine tozuna gösterdiği titizliği acaba davranışlarında gösterdi mi? Mesela samimi bir gülümsemesi oldu mu? Veya çocuğuna yaramazlık konusunda tembihte bulunurken, gelen misafire hoşgeldin demesini öğütledi mi? Misafir yatıya geldiyse yatakları hazırlarken yüzünden düşen bin parçayı misafirinden gizleyebildi mi? Misafirin kalış süresi uzadığında ilk gün gösterdiği misafir perverliği gösterebildi mi? Eğer bu son soruların cevabı 'evet' ise misafirini tam anlamı ile ağırlayabildi. Sadece evlerimize gelenler mi bizim misafirlerimiz? Asla! Benim ofisime gelen kim olursa olsun ayağa kalkarım. Geliş sebebi ne olursa olsun, orası benim mekanım. Ben ofisine biri geldiğinde, arkasına daha çok yaslanıp yer göstererek "buyur otur" diyeni gördüm. Kalkıp elini uzatacağı yerde bunu yapan modeller var bu da aşamamışlığın bir simgesi bana göre. Hatta şunu söyleyeyim, iş yerime gelen babam, annem veya ciddi anlamda saygı duyulması gereken biri ise o geldiğinde ben yerimden kalkar onun karşısında bir başka koltuğa otururum. Böyle detaylara önem veren biriyim, siz bunu fazla görebilirsiniz hoş karşılarım.
Benim bir blogum var, bir çok blogger arkadaşım ve tanıdığım var. Blog yazılarımı tıklayarak yorum yapan, blogumda gezenler de benim misafirim. Gelip benim yazımı okuyup yorum yaparak vaktini harcıyorsa benim de onun yorumuna cevap verecek bir kaç saniyem olmalı. Bu konu ile ilgili bir konuşma esnasında bir blog sahibi şöyle bir cümle kullandı "benim o yorumlara dönecek vaktim yok, ben de onun bloguna gidip yorum yapıyorum iade-i ziyaret olarak" dedi. Böyle bir cevabı kabul etmiyorum! Önce bloglarımıza yorum yapan herkes blogger değil, bir daha onu bulma şansımız yok. Teşekkür edilirse orada edilecek. Ayrıca; yorum yapan kişi blogger bile olsa gittiği yerde bir sıcaklık görmezse bir daha gelmez (bu kaç kişinin umurunda onu bilemem). Blogların amacı şahsi platformlar olduğundan birebir ilişkiye yakın olmasıdır, bana göre tabi. Ameliyat olacağım zaman sorunumla ilgili araştırmaya girdim. Benim ameliyatımı olmuş bloggerlar buldum yorumlar yazdım, soru sordum ve dönüş olmadı! Bunların burnunu kaf dağından kim indirir bilmiyorum ama zaman her şeyin ilacı. Bir gün zayıflama ile ilgili bir yazımda istediğiniz herşeyi sorabilirsiniz notuma karşılık bir mail aldım. Diyet hakkında bilgiler istiyordu, dönüş yapıp sorularını yanıtladım. Gelen ikinci mailde hemen dönüş yapmama çok şaşırdığını, daha evvel sorduğu birkaç kişinin cevapsız bıraktığını anlattı. Yanıtlayacağımdan ümidi yokmuş yani. Ben bu durum karşısında ondan daha mutlu oldum Bana göre ben görevimi yapmıştım ama o çok özel davranmışım gibi teşekkür etti bana defalarca. İşte yukarıda anlattığım ve verdiğim örneklerle açıklamaya çalıştığım olay son günlerde gittiğim bir misafirlikte veya blog ziyaretlerinde yaşadıklarımın yazıya dökülmüş hali. Ve tabi benim konu ile ilgili düşüncelerim. Yazımın başında da belirttiğim gibi kimse benimle aynı fikirde olmak zorunda değil. Sadece 1 doğru vardır ama herkesin yaptığı kendine doğrudur. Benim yaptığım, yazdığım uyguladığım da benim doğrularım!
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Devamını Oku »

17 Şubat 2015 Salı

Toplum Olarak Erkeğe Bakış - Kadın Erkek Eşitliği

17 Şubat 2015 Salı
kadın erkek eşitliği- toplum olarak erkeğe bakış
Kadın-erkek eşitliğini savunurken acaba buna göre davranıp çocuklarımızı gerçekten kadın-erkek eşittir çizgisinde yetiştirebiliyor muyuz ? Gelin hep birlikte Facebook ana sayfamda gördüğüm,toplum olarak erkeğe bakışımızı çok doğru ifade eden yazı ile devam edelim ;
Kadın hamile.
Bebek erkekmiş.
Aile mutlu, çok mutlu.
Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
Amcalarda bayram sevinci. Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi. Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
Bebek biraz büyüdü. Sünnet olacak. Davullar, zurnalar, hediyeler... Çocuk düşündü:
"Sanırım bu çok önemli bir organ.."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
"Hangisini alayım oğlum sana?"
Çocuk düşündü:
"Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var." Dedi
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı. Yemek bitince topladılar.
Çocuk düşündü:
"Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü." Dedi
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak. Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu. Çocuğu da masaya oturtturdular. Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
Çocuk düşündü:
"Sanırım önemli olan erkeklerin konforu." Dedi
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
Çocuk düşündü:
"Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması." Dedi
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuğun kız arkadaşı oldu.
Bütün sülale duydu. Herkesin ağzı kulaklarında. Densiz bir amca:
"Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
Çocuğun anne ve babası:
"Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
Çocuk düşündü:
"Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim." Dedi
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi. Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı. Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
Genç düşündü:
"Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
Annesi, babası:
"Koçum benim, helal olsun" dedi.
Genç düşündü:
"Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Genç büyüdü.
Ama bir türlü bir türlü adam olamadı.
Ve aklının karanlık köşesine yazdıklarını uygulamaya koyuldu...
Yazı Facebook kapalı bir grupta alıntı yapılarak paylaşıldığı için kimin yazdığını bilemiyorum.Bu güne kadar toplumda gözlemlediğim, düşüncelerime tercüman olduğu için sizlerle paylaşmak istedim.
Paylaşan: Sibel Ordueri
Toplum Olarak Erkeğe Bakış Yazısını Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

26 Eylül 2014 Cuma

Motivasyon ve Başarı İçin 20 İpucu

26 Eylül 2014 Cuma

Motivasyon Ve Başarı İçin Sözler
Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayati öneme sahiptir. Aşağıdaki ipuçları, kendi kendinizi motive etmenize ve bunu sürdürebilmenize yardımcı olacaktır.Motivasyon ve başarı sözleri de kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamadığınız takdirde, genel kültürden öteye geçmeyeceklerdir.

Motivasyon Ve Başarı İçin 20 İpucu


1.Hikâyenizi Yazın


Temiz bir kâğıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikâyesini yazın. Gelecekte yapmakta olduğunuz şeyi, yaşadığınız yeri ve sahip olduklarınızı yazın. Bu sizi, hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir.

2.Geleceği Gözünüzde Canlandırın


Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir iş yeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz.

3.Geçmişi Gözünüzde Canlandırın


Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, en az şoförün dikiz aynasına bakması kadar yararlıdır.

4.Büyük Düşünün


Geleceğiniz ile ilgili büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Engeller, sizi durduramayacaktır. Çünkü sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuşacağınızı düşünün, onu tren garından almaya giderken, bardaktan boşanırcasına yağan, sizi sırılsıklam eden yağmur, rahatsız eder mi?

5.Kendinizi Eğitin


Hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, atölye çalışmalarına katılın.

6.Kendinize Bir Model Bulun


Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa ünlü bir lideri, sanatçıyı ya da bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz.

7.Başarı Hikâyelerini Okuyun


Etrafınızdaki insanların başarı hikâyelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikâyeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar.

8.Motive Edici Filmler İzleyin


Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ’su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu.

9.Motive Edici Alıntıları Okuyun


Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve aranın çiçeklerden bal topladığı gibi bilgileri toplayın. Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayacak hikâyeler bile çok işinizi görecektir.

10.Sürekli Öğrenin


En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya "bilmiyorum" demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır. Hedefler olmadan, hayatınızda kalıcı değişiklikler yapmanız oldukça zordur. Aşağıdaki ipuçlarını kullanarak etkili ve verimli hedefler belirleyebilirsiniz.

11.Hedeflerle Çalışın


Hedefler ile ilgili en önemli ipucu bu. Hedeflerle çalış! Hedefler, hayatınızın tüm alanlarındaki gelişiminiz için önemlidir, eğer hedefsiz çalışırsanız, gelişiminizde güçlükler ile karşılaşırsınız. İstediğinizi elde etmek için, işinizi şansa bırakmanız hiç de iyi bir yol değildir. Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki : “Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır. İnanmazsanız başarısız insanlara sorun!” Hedeflerle çalışın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan mutluluğu getireceklerdir.

12.Beyin Fırtınası Yapın


Temiz bir kâğıt ve kalem alın. Uygun bir ortama geçin. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, telefondan uzak. Sonra, düşünün, düşünün ve tekrar düşünün. Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Parasal hedefler, kişisel hedefler, İlişkisel hedefler, sağlığınız ile ilgili olanlar vs. Tüm fikirleri yazın. Bitirdiğinizde, üzerinde çalışmak için gereğin fazla hedefiniz olacak. Bunlar arasından sizin için önemli olanları seçin.

13.Büyük Hedefler Seçin


Hedeflerinizin etkili olabilmesi için, ulaşılabilir-zor olmalıdır. Eğer hedefiniz başarılması kolay ise, motivasyonunuz düşer. Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı, ancak aynı zamanda sizin mevcut yetenek ve becerilerinizi geliştirmenizi gerektirecek kadar da zor olmalıdır.

14.Kendinizi Ödüllendirin


Kendiniz için ödüller belirleyin. Hedefinize ulaştığınızda ya da küçük de olsa bir adım attığınızda kendinizi ödüllendirin ve bunu kutlayın. Çok çalıştınız ve bunu hak ettiniz. Ailenizle dışarıda yemek yiyin, kısa bir seyahate çıkın ya da sizi mutlu edecek başka şeyler yapın.

15.Doğru Kelimeleri Kullanın


Günlük konuşmalarınızda, ‘Bunu başarabilirim’ ya da ‘Bir çözüm buluruz’ gibi olumlu cümleler kullanmaya dikkat edin. Kurduğunuz, cümlelerin sizin psikolojiniz ve davranışlarınız üzerinde son derece önemli etkileri olduğunu unutmayın.

16.Ara Vermesini Bilin


Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın. Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Mesela, eşinizle problem mi yaşadınız ya da amiriniz sizi demoralize edecek şeyler mi söyledi, ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin.

17.Harekete Geçmeden Önce İki Kere Düşünün


Harekete geçmeden önce, nedeniyle birlikte hareketiniz hakkında düşünün. Eğer bir çalışanınız, sizi de etkileyebilecek bir yanlış yaptıysa, hemen bağırıp çağırmayın. En iyi karşılık (yanıt) üzerinde düşünün. Bunu iki kere yaptıktan sonra harekete geçin. İki kez dinleyip, bir kez konuşmamız için, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmayın.

18.Tepki & Yanıt (React vs. Respond)


Bu iki kelime, mutlu, istekli, pozitif insan ile üzgün, bitkin ve negatif insan arasındaki farktır. Hayatınızda sizi direkt ya da dolaylı olarak etkileyecek şeyler olduğunda, buna yanıt verin. Yani, üzerinde düşünün, çözüme odaklanın. Eğer tepki verirseniz, nedenleri atlamış ve o andaki duruma odaklanmış olursunuz. Sonuçta, daha fazla sıkıntı ve hayal kırıklığı dışında elinize bir şey geçmez. Tepki değil, yanıt verin.

19.Sahip Olduğunuz Şeylerin Değerini Bilin


Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz ya da başka herhangi bir şey. Bu bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Kötü şeylerin hayatımıza nasıl girdiğinin önemi yok, biz sahip şeyler için şükretmeliyiz.

20.Her Zaman Mutlu Olmak Zorunda Değilsiniz


Bazen, kendinizi kötü hissetmenizin hiçbir kötü yanı yok. Her zaman, dışa dönük, heyecanlı, enerji dolu olmak zorunda değilsiniz. Bir şeylerin yolunda gitmediği, kendinizi iyi hissetmediğiniz günler olacaktır. Dert etmeyin, problemler geçer.


Dip Not; Bu makale yaklaşık 8 yıl önce not defterime kayıtlı bir yazıydı.Çok sevdiğim ve beğendiğim için paylaşmak istedim.Yazının gerçek sahibinin kim olduğunu bilmiyorum.Yazının gerçek sahibinin eğer blogu veya web sayfası varsa yazı linkini iletişim sayfamızdan göndermesi durumunda memnuniyetle bu makaleye kaynak gösterebilirim.
Sibel Ordueri
Motivasyon Ve Başarı İçin İpuçlarını Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."