17 Aralık 2018 Pazartesi

Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları

17 Aralık 2018 Pazartesi
Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları
Güçlü bir hafıza, beyin sağlığınız için ne kadar yatırım yaptığınızla doğru orantılıdır. Zihninizi keskin tutmak, korumak ve iyileştirmek için yapabileceğiniz pek çok şey var ve biz de bu yazıda hafızayı güçlendirmek ve beyin gücünü arttırmak için uygulayabileceğiniz bazı basit ama etkili ipuçları derledik.

Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları


İnsan beyni, yaşlılık dönemindeki zihinsel değişimler de dahil olmak üzere, tüm değişim süreçlerine uyum sağlama konusunda şaşırtıcı bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek nöroplastisite olarak adlandırılır. Doğru bir uyarımla, beyin yeni sinirsel yollar oluşturabilir ve mevcut bağlantıları değiştirebilir.

Beynin kendini tekrar tekrar şekillendirebilme yeteneği, özellikle öğrenme ve hafıza geliştirmeye inanılmaz katkı sağlar. Bilişsel yeteneklerinizi arttırmak, öğrenme becerinizi geliştirmek ve her yaşta hafızanızı canlı tutmak için nöroplastisitenin doğal gücünü kullanabilirsiniz. Nasıl mı? Aşağıdaki ipuçlarını takip etmekle işe başlayabilirsiniz.

1. Beyin Egzersizi Yapmak


Her biriniz birer yetişkin olduğunuzda, beyniniz hızlı bir şekilde bilgiyi işleme ve hatırlama, sorunları çözme ve görevleri minimum zihinsel çaba ile yürütmeye yardımcı olan milyonlarca sinir yolu geliştirmiş olur. Fakat rutine saplanıp kalırsanız, beyninizin gelişmeye devam etmesi için ihtiyaç duyduğu uyarımı engeller ve tembelliğe itersiniz. Bu nedenle, bazen beyni zorlayan ve her zamankinden farklı yöntemler denemek hafızanızı dinç tutmanıza ve zihinsel performansınızı arttırmanıza yardımcı olacaktır.
Belleğinizi ne kadar çok zorlar ve kullanırsanız, bilgiyi o kadar iyi işleyebilir ve hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Beyni aktif tutmak için seçeceğiniz aktiviteler için her defasında aklınızda bulundurmanız gereken 4 temel unsur vardır:

  • Yeni bir şey öğrenmek: Zaten iyi olduğunuz bir işi sürekli tekrarlamak aslında iyi bir beyin egzersizi sayılmaz. Yeni ve sizi gerçekten zorlayan, hiç alışık olmadığınız beyin egzersizleri ile bellek sağlığınıza daha fazla yatırım yapmış olursunuz. Her zaman yeni beceriler geliştirerek etkili sonuçlara ulaşabilirsiniz.

  • Zorlu beyin aktiviteleri seçmek: Önemli olan sadece zor olan aktiviteyi bulmak değil, aynı zamanda zihinsel çaba gerektiren bir şey olmalı bu. Mesela, daha önce ezberlediğiniz oldukça zor bir müzik eserini tekrar denemek yerine, hiç denemediğiniz zor bir eser için çaba harcamak beyniniz için çok daha faydalı bir egzersiz olacaktır. 

  • Hep bir adım ileri bakmak: Bir konudaki becerileriniz arttıkça, devam etmenizi ve kendinizi daha çok geliştirmenizi sağlayacak ikinci, üçüncü .... adımlara yönelin. Sonraki performansınız hep daha fazla ilerlemeye yönelik olsun. 

  • Keyif almak: Her ne kadar zorlu da olsa, beyni geliştirmek ve hafızayı güçlendirmek için yapacağınız aktiviteleri zevk alacağınız ve sonunda sizi yeterince tatmin edecek olanlardan seçmeye çalışın. Yaptığınız işten keyif almanız beynin mutluluk hormonu (endorfin, melatonin, serotonin) salınımını arttırır ve bu da zihninizin gelişmesine ve canlı kalmasına yardımcı olur.

Beynin performansını ve dolayısıyla hafıza geliştiren en etkili faaliyetler hangileridir sorusu ile mi boğuşuyorsunuz? Aslında bunun belli bir cevabı yok. Bu tamamen sizin hayal gücünüze bağlı. Ancak fikir olması açısından bazı örnekler isterseniz buyurun:

  • Enstrüman kullanmayı öğrenmek (ya da yeni bir enstrüman denemek) 
  • Yabancı dil öğrenmek ve bunu tek dille sınırlamamak 
  • Satranç oynamak ve her defasında farklı stratejiler denemek 
  • Dans eğitimi almak (özellikle modern dans) 
  • Daha önce denemediğiniz bellek geliştiren bir sporla veya aktiviteyle ilgilenmek. 

Yukarıdakiler sadece basit örnekler. Siz, keyif alacağınız ve zihninizi zorlayacağına inandığınız herhangi bir beyin ve hafıza geliştirici faaliyet seçebilirsiniz.

2. Fiziksel Egzersiz


Zihinsel egzersiz beyin sağlığı için ne kadar önemliyse fiziksel egzersiz de beyin gelişimi için bir o kadar tamamlayıcı özelliğe ve öneme sahiptir. Fiziksel egzersiz beyne giden oksijen miktarını arttırarak, hafızayı zayıflatan diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Genel olarak kalp sağlığı için faydalı olan her şey beyin sağlığı için de faydalıdır. Yanı sıra fiziksel egzersiz stres hormonlarının da azalmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle düzenli olarak egzersiz yapmayı günlük yaşamınıza dahil etmekle kendinize büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

3. Sağlıklı Bir Uyku Düzeni


Yetişkinlerin günde 7 ila 9 saat arası uykuya ihtiyaçları olduğunu zaten biliyorsunuz. Yetersiz bir uyku (gece uykusu), hafıza, eleştirel düşünme, yaratıcılık ve problem çözme becerilerinizi zayıflatır ve beyin sağlığınızı olumsuz etkiler.

Eğer uyku probleminiz varsa, uykunuzu düzene sokmak için bazı yöntemler deneyebilirsiniz:

  • Uyku saatleri belirlemek ve bu saatlere mümkün olduğunca sadık kalmak. Örneğin sabah saat 08:00'de kalkıp gece saat 23:00'de uyumaya karar verdiyseniz. Ertesi gün de aynı saatte uyanıp yine aynı saatte uyumaya çalışın. 
  • Uyumadan en az 1 saat önce TV, telefon, bilgisayar gibi uyaranlardan kaçının. Bu tip ekranlardan yayılan mavi ışık uyanık kalmayı tetikler ve uyumanıza yardımcı olan melatonin gibi hormonların bastırılmasına neden olur. Öte yandan, bu tür cihazların yaydığı radyasyon beyin sağlığınıza, dolayısıyla hafızanıza zarar verir. 
  • İyi bir uyku için kafein alımınızı da sınırlamanızda fayda var.

Ayrıca okuyun: Yeterli Uykunun Önemi ve Uyku Kalitesini Arttırma Yolları 

4. Dostlarınızla Vakit Geçirin


Hafızayı güçlendirmenin etkili yollarından bir diğeri de keyif aldığınız dostlarınızla vakit geçirmektir. Bu anlamda, arkadaşlarınızla dolu dolu sohbet edebilir, bulmaca çözebilir, satranç gibi stratejik oyunlar oynayabilir, birlikte sinemaya-tiyatroya gidebilir veya eğlenceli başka aktiviteler yapabilirsiniz. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar, nitelikli arkadaşlığın ve eğlenceli bir yaşam tarzının sadece duygusal sağlığa değil, aynı zamanda bilişsel gelişime de fayda sağladığını gösteriyor.

Sağlıklı ilişkiler ve başkalarıyla etkileşim içerisinde olmak belki de en iyi beyin egzersizlerinden biridir. Yani, aktif ve kaliteli bir sosyal yaşam güçlü bir bellek için son derece faydalıdır.

5. Stres Yönetimini Öğrenin


Stres, beynin en zararlı düşmanlarındandır. Uzun vadede stres beyin hücrelerini yok eder ve hafıza kaybına bile yol açabilir. Bu nedenle stresten arınmak için bazı temel prensipler edinmeniz faydalı olacaktır. Aşağıdaki ipuçlarını yaşamınıza dahil ederek bu konuda ilerleme sağlayabilirsiniz:

  • Hayattan beklentileriniz her zaman gerçekçi olsun.
  • Duygularınızı saklamak yerine mutlaka uygun bir şekilde ifade etmeyi deneyin. 
  • Kendinize vakit ayırın.
  • İş ve sosyal hayat arasında mutlaka bir denge oluşturun.
  • Çok fazla sorumluluk ve görevi aynı anda yerine getirmek yerine, her defasında tek bir göreve odaklanmaya çalışın. ...
  • Ve kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri olan "Hayır" demeyi öğrenin. Bunun stresi nasıl hızla uzaklaştırdığına şaşıracaksınız.

6. Meditasyon Yapın


Meditasyonun zihinsel sağlık yararları hakkında yığınla çalışma mevcut. Bu çalışmalar, meditasyonun depresyon, anksiyete, kronik ağrılar, diyabet, hiper tansiyon ve daha bir çok konuda iyileştirici etkisi olduğunu göstermektedir. Dahası, konsantrasyon, yaratıcılık, pratik düşünme, hafıza güçlendirme, hızlı öğrenme ve muhakeme becerilerini geliştirme konusunda da son derece etkili olan meditasyon, beyninizin gerçek potansiyelini açığa çıkarmanıza yardımcı olur.

7. Kahkahanın Gücüne İnanın!


Kahkahanın en iyi ilaç olduğu ve zihni canlandırmakla birlikte tüm vücut sağlığınız için ne kadar önemli olduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. Kahkaha beynin sadece belli bir bölümünü değil, tüm beyin loblarını harekete geçirir ve zihinsel performansı arttırır. Bu nedenle gülmek ve kahkaha atmak için her fırsatı değerlendirin ve hatta bunun için fırsatlar yaratın.

8. Beyin Sağlığını Destekleyen Gıdalar Tüketin


Doğal meyve ve sebzeler, kepekli tahıllar, sağlıklı yağlar ve vitamin-mineral yönünden zengin diğer gıdaları içeren bir beslenme modeli, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan pek çok fayda sağlar. Beyin gücünü artırmak ve ilerleyen yaşlarda görülebilecek Alzheimer gibi hastalıkların riskini en aza indirmek ve için aşağıdaki beslenme ipuçlarını takip edebilirsiniz:

  • Omega-3 içeren gıdalar tüketin: Araştırmalar, omega-3 yağ asitlerinin beyin sağlığı için çok faydalı olduğunu göstermektedir. Özellikle somon, uskumru, sardalya ve ringa balığı gibi soğuk su balıkları, zengin bir omega-3 kaynağıdır. Yanı sıra deniz yosunu, keten tohumu, ceviz, böbrek fasulye, brokoli, ıspanak, kabak çekirdeği ve soya fasulyesi gibi bitkisel omega-3 (bunlar özellikle vejetaryen ve veganlar için harika omega-3 kaynaklarıdır) kaynaklarını da tüketebilirsiniz. 

  • Doymuş yağ tüketimini sınırlayın: Kırmızı et, tam yağlı süt, tereyağı, peynir, krema ve dondurma gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar zihinsel fonksiyonları zayıflatarak konsantrasyon ve hafızayı olumsuz etkiler. Ayrıca demans riskinin artmasına yol açar.

  • Daha fazla meyve ve sebze tüketin: Meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanlar, beyin hücrelerini hasra karşı korur. 

  • Kırmızı şarap deneyin: Aşırı alkol tüketimi beyin hücrelerine ciddi zararlar verebilir, ancak ılımlı bir şekilde tüketeceğiniz kırmızı şarap bilişsel gücü ve hafızayı geliştirebilir. Kırmızı şarap, resveratrol açısından zengindir ve beyindeki kan akışını hızlandırır. Ayrıca Alzheimer gibi hastalıkların riskini azaltan flavonoid açısından da en etkili alternatiflerden biridir. 

  • Yeşil Çay: Beyin hücrelerine zarar veren serbest radikallere karşı iyi bir koruma sağlayan polifenoller ve antioksidanlar içeren yeşil çay, pek çok faydayla birlikte, aynı zamanda hafıza güçlendirme ve zihinsel performansın artmasında son derece etkilidir. 

9. Zayıf Hafızaya Yol Açabilecek Hastalıkları Öğrenin ve Önlem Alın 


Belleği zayıflatan çeşitli hastalıklar ve ilaçlar vardır. Bunlar genellikle aşağıdakileri içerir:

  • Kalp hastalıkları, yüksek kolesterol ve hiper tansiyon gibi hastalıklar bilişsel bozukluklara yol açabilir. 
  • Bazı araştırmalar diyabetin hafıza ve bilişsel düşüş yaratma riskinin olduğunu göstermiştir. 
  • Özellikle hormonal dengesizlik yaratan menopoz, bu süreçteki kadınların genellikle düşük östrojen salınımından kaynaklı hafıza problemlerine neden olabilmektedir.Ayrıca tiroid dengesizliği de unutkanlık gibi problemlere yol açabilmektedir. 
  • Bazı ilaçların yan etkileri hafıza problemleri yaratabilir. Bunları antidepresanlar, alerji ilaçları ve uyku ilaçları şeklinde sıralayabiliriz. Bu tür ilaçlar kullanıyorsanız, olası yan etkiler hakkında doktorunuzla görüşmeniz faydalı olacaktır.

Beyin sağlığını ve hafızayı güçlendirmek için uygulayacağınız bu yöntemlerin mutlaka faydasını göreceksiniz. Ancak elbette yapabilecekleriniz bu okuduklarınızla sınırlı değil. Bunlara ek olarak daha pek çok yöntem olduğunu da hatırlatmış olalım.

Not: Okumak ve araştırmak beyni geliştiren en önemli faktörlerdendir. Bu nedenle bol bol okuyalım, araştıralım. 

Yazar Hakkında: Sağlık, güzellik, kişisel gelişim, anne-bebek, pratik bilgiler, şifalı bitkiler ve daha fazlası için xhayat.com bağlantısını tıklayarak sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca belirtilen kategorilerde içerik üretebilecek herkesi konuk yazar olarak sitemizde ağırlamaktan mutluluk duyarız.

Konuk yazarımızın; "Güçlü Bir Beyne ve Keskin Bir Hafızaya Sahip Olmanın Yolları" makalesini beğendiyseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

10 Aralık 2018 Pazartesi

Bloglar İçin Yorumların Önemi

10 Aralık 2018 Pazartesi
Bloglar İçin Yorumların Önemi
Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları🙋
Blog yorumları, başarılı bir blogun en önemli parçasıdır. Bloglar için yorumların önemi her zaman uzmanlar tarafından vurgulanıyor. Bana göre de Blog yazılarımız blogların kalbidir.Yorumlar ise blogları yaşatacak kalp damarı diyebilirim. O yüzden blogları blog yapan yorumlardır. Başarılı bir blog yazarı olmak istiyorsak blog yorumlarına da özen göstermeliyiz.

Kendi öz eleştirisini yapamayan, düşüncelere saygısı olmayan blog yazarları burada yazımı kapatabilir. Ya da kazana atıp kaynatanlar zaten hiç takip bile etmesin. Fitne, fesat çıkararak insanları birbirine düşürenlere de malzeme değildir. Onlar da kapatabilir!

Kendini geliştirmek isteyen, öz eleştirisini yapabilen, düşüncelere saygı duyan blog yazarları okumaya devam etsin lütfen... 


Bloglar Arası Yorumlaşma


Bu yazdıklarım sadece yazıları okumadan yoruma yorum yazan gruplar içindir.(Sen bana geldin, ben sana geleyim)

Bazı blog yazarları çeşitli gruplar açarak yorumlaşma etkinlikleri düzenliyor. Çok fazla kişi sayısı olan grupların yorumları,  bloglarda o kadar kendini belli ediyor ki bunu yazma ihtiyacı duydum. Bir blog yazısını okumak için açtığımda yazıyı okuduktan sonra yorumları da mutlaka okurum. Yorum yazdıysam mutlaka beni bilgilendir kutucuğuna da tik atarım. Ve en çok ziyaretlerimi samimi yorum yazan, blog yazarlarının profillerinden yaparım. Bu sayede farklı blogları ve blog yazarlarını keşfedebiliyorum.

Blog yazarlarının bu şekilde bir birbirlerine destek olmaya çalışmalarını anlıyorum. Fakat öyle yorumlar okuyorum ki yazı başka bir şey anlatıyor yorum başka bir şey.

Örnek 1;
Kozmetik ile ilgili bir yazıda blog yazarı memnun kalmadığını yazıyor.
Gelen yorum;
- Ruj deneyiminiz için teşekkürler. İlk fırsatta ben de alacağım.

Şimdi burada oturup on defa düşünmek gerekir. Yazının okunmadan yorum yazıldığı net belli.

Memnun kalınmayan bir ruj'u neden almak ister ki insan?

Örnek 2; 
Blog yazarı arkadaşımız en az 500 kelimelik bir yazı paylaşmış. Yazıda sebzeler, sağlık vs. Hakkında faydalı bilgiler veriyor.
Gelen yorum;
-Çok faydalı yazı

Bu yazıyı okuduğunuza emin misiniz?  Blog yazarı arkadaşımız emin değil. Samimiyetinizden şüphe duymaya başladı...

Blog yazarları sitem ediyor! Ben ona yoruma gidiyorum o bana gelmiyor! Oturun bir öz eleştirinizi yapın lütfen. Karşı taraf size neden geri dönüş yapsın? Yazısını okumadan sırf yorum almak için yazdığınız samimi olmayan yorum olabilir mi?

Yazılarıma okunmadan 50 yorum geleceğine, okunarak 5 yorum gelmesini tercih ederim. Blog yazılarına okunmadan yorum yazılması,  blog yazarına saygısızlıktır.

Yorum gruplarının bir diğer yorum yazma şekli;

Ellerinize sağlık, kaleminize sağlık, faydalı paylaşım olmuş, teşekkür ederim vb. Kısa kelimelerden oluşan cümleler. Konu ile alakası olmayan yorumlar. Çünkü nedeni basit! Yazı okunmadan yorum yazılmış! Okumadığınız bir yazı için kendi blog yazınızın okunmasını beklemek ne kadar doğru? Ve bloglarınıza yorum gelsin diye beklemek! Yorum gelmeyince de sitem etmek!

Oysa kendi bloglarımıza özen gösterdiğimiz kadar,  karşı tarafın blog yazısına ve yorumlarımıza özen göstersek inanıyorum ki doğal olarak kaliteli yorumlar gelmeye başlayacak. Hiç bu tarz gruplara bile gerek kalmadan.

Belki sizleri bu kısa cümleli yorumlar motive ediyor olabilir ama bloglarınız için hiç bir faydası olmadığını belirteyim. Yorumlar yazıyla bütünleşmeli ve birbirini tamamlamalı ki bloglara faydalı olsun. Bunlar boş zaman kaybı diyebilirim. Ne size ne de blog yazarı arkadaşımıza faydası olur.

İnstagram, Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda kısa cümleli yorumlar yapabilirsiniz. Hatta  emojilerle de iletişim kurabilirsiniz. Fakat Bloglar farklıdır. Farklı olmalı! Bloglarda yazılar için çok fazla emek veriliyor. Yazıları da tamamlayan okuyucuların yorumlarıdır. Blog yorumlarında çıkar ilişkisi olmamalı. Herkesin ilgi alanı farklı olduğu için blog yazarlarına baskı yapılmamalı.

Blog konularını kaleme alan bir blog yazarının film, dizi yazıları ilgisini çekmeyebilir. Şimdi film, dizi blogunuza bu yazar arkadaşımız gelmedi diye sizin ona gidip yorum yazmaması ne kadar doğru olur? Siz blog yazarlığı yaptığınız için o kişinin blog konuları direkt ilgi alanınızda değil mi? Bu yazarın sizin blogunuzu okumak gibi bir mecburiyeti yok ve olmamalı. Karşılıklı yorumlaşmalarda yapılan en büyük dayatmadır. Yeni blog yazarlarının modası diyelim!

Facebook'da bir bayan arkadaşımız yorumlaşma grubu kurmuş, ben de katılmıştım.(2014-2015) Belli süre sonra gördüm ki blog yazarları okumadan yorum yapıyor. Beni motive eden yorumların okunmadan yazıldığını görünce üzmeye başladı. Ve o gruptan uzaklaştım. Yazılarımın okunmadan yorum yazılmasını saygısızlık olarak görüyorum. Sırf yorum almak için yapmacık olmak, sahte ve çıkar ilişkileri kurmak benim kişiliğime ters. Bir daha da sırf yorumlaşma üzerine olan gruplara katılmadım. Bu deneyim ilk ve son oldu. Tabi bu grup sayesinde gerçekten okuyup, yorum yazan arkadaşlarım da oldu. Hâla birbirimizin yazılarını okumaya ve yorumlamaya devam ediyoruz.

Google Plus kapanacağı için Facebook'da "Blog Yazarları Ve Blog Okurları" adında grup açtım. Amacım blog yazarları ve blog okurlarını bir araya getirmek, ilgimizi çeken yazılara yorum yazmak, yazıları Facebook'da paylaşmak, grup içindeki paylaşımları beğendiğimiz de kendi arkadaşlarımızın da ilgisini çekmekti. Hatta ilgimi çeken, yorumladığım paylaşımların yorumlarına emoji ekleyerek arkadaşlarımın da görmesini sağlamaktı. Yoruma yorum gruplarına alışmış olan arkadaşlar bu grubu da bu şekilde düşünmüş olacak ki özelden sitemler başladı. Ben herkese gidiyorum herkes bana gelmiyor.  Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Herkes ilgisini çeken yazıyı okumalı, yorum yazmak istiyorsa yazmalı. Kimseye mahalle baskısı yapmaya hakkımız yok. Özellikle yazılarını okumadan yorum yazdığınız blog yazarlarını suçlamak yerine dönüp kendi öz eleştirinizi yapın lütfen...

Bu grubu Google Plus kapandığında daha aktif kullanacağım. Çünkü Google Plus sayesinde ben daha fazla blog yazarına ulaşabiliyordum. Kurduğum grupta benim için Google Plus'un yerini alacak. Yeni blog yazarlarını tanımış, ilgimi çeken yazılarını okumuş, yorumlamış olacağım. Yoruma yorum olarak düşünenler var ise gruptan çıkabilir. Çünkü böyle yapmacık, çıkar ilişkileri, samimi olmayan yorumları da beraberinde getiriyor. Yorumlarda gelinen nokta üzücü oluyor. Ciddi anlamda işin tadı, lezzeti kaçıyor...


Bloglara Nasıl Yorum Yapılmalı ? Blog Yazarlarına Nasıl Faydalı Olunur?


Blog yazılarına nasıl yorum yapılması gerektiğini yazmamı rica eden blog yazarı arkadaşlarımız oldu. Nasıl bloglara daha faydalı olabiliriz?  Sevgili Safiye Hanım'ın da daha önce yazmış olduğu Yasak Savar Yorumlar yazısında sevgili adaşım Sibel Hanım'da yorumlarında bazı ipuçları vermiş ama yazdıkları tam olarak anlaşılmamıştı. Şimdi gelen ricalar üzerine bunları anlatayım;

Öncelikle yazıyı okumanız blog yazarına verdiğiniz değerdir ve saygıdır. İlgi alanınızda değilse zaten zorla okumanız mümkün değildir. Okuduysanız ilgi alanınızdadır. Dolayısıyla yorumlar da doğal olarak kaliteli bir şekilde gelmeli...

Adaşım Sibel Hanım'ın değindiği nokta;  blog yazılarımızın yorumlarında SEO uygulayarak Google sıralamasında yükselmesini sağlamamız mümkün.

Örnek;
Yemek tarifi olsun. "Ispanak Yemeği Tarifi" başlıklı bir yazı ilgimizi çekmiş, okumuşsak ona uygun tamamlayıcı, samimi yorumlar yapmamız blog yazarı arkadaşımıza faydalı olur.
Yorumlarda ıspanak, ıspanak yemeği, ıspanak yemeği tarifi, pirinçli ıspanak yemeği, bulgurlu ıspanak yemeği vb. Kelimeleri yorum cümlelerimizde geçirmemiz Google botlarının ilgisini çeker. Ya da o tarif hakkında bildiğimiz püf noktaları, ipuçlarını yorumlarımızda yazabiliriz.

"Ispanak yemeği çok lezzetli görünüyor. Ellerinize sağlık"  vb. cümlelerimiz blog yazarına faydalı olur.

Google botları, konuyla ilgili yorumlar olduğunu daha net anlar ve blog yazarı arkadaşımızın yazısının sıralaması değişir. Fakat sadece "Ellerine Sağlık" yazmamızın blog yazarına hiç bir faydası olmadığı gibi zararı da vardır. Google botları bunun yazıyla alakası olmadığını düşünür ve spam yorum olarak görür. Google botları kullanıcılar için faydalı cümleleri Google arama açıklamasında gösterir. Unutmamanız gereken Google, kullanıcı deneyimine çok önem veriyor. Bloglarımızı gezen her okur Google gözünde bir kullanıcıdır.


Adsız (Anonim) Yorum Sorunsalı


11 yıldır blog dünyasındayım. Bu süre zarfında  bloglarıma binlerce Adsız yorum gelmiştir. Blogger platformunu kullanıyorsak Adsız(Anonim) yorumlara alışmalıyız. Bu tip yorumlara uzaylı görmüş gibi bakmak yerine mutlu olmalıyız. Nasıl mutlu olacağız? Saçmalayın Sibel Hanım dediğinizi duyar gibiyim.😊

Öncelikle blog yazarlığı yapıyorsanız herkese saygı duymayı öğrenin. Siz karşı tarafa saygı duyarsanız, karşı tarafta size saygı duyacaktır. Bunu şöyle açıklamak istiyorum;

Örnek;
Farklı bloglara yorum yazdığımda benim adım Sosyal Medya Kafe olarak görünüyor. Ama adım soyadım  Sibel Ordueri. Eğer bu blogda hakkımızda sayfamızı yazmasaydım, yorum yazdığım blog sahipleri benim gerçek adımı veya soyadımı bilmeleri mümkün mü? Evet Sibel Ordueri olarak Sosyal Medya Kafe'yi yorumlarımda temsil ediyorum. Ama yorum yazdığım Sosyal Medya Kafe benim adım değil. Blogumuzun adı. Buna benzer milyonlarca blog adı ile yorum yazan, blog yazarı var. Bazılarının bir hakkımda sayfası bile yok...

Ya da şöyle de düşünebiliriz. Blog dünyasında Anonim yazan blog yazarı arkadaşlarımız var. Onlara blog yazamazsın hakkın yok demek ne kadar doğru olur? İnternette herkes adı soyadıyla yorum yazmak istemeyebilir. Bu şekilde hiç kimseye mahalle baskısı, dayatma yapmaya hakkımız yok.

Adsız(Anonim) yorumlara yazılarımızda veya sağda solda hakaret etmek gerçek okuyucularınızı blogunuzdan soğutmaktır. Çünkü blog yazarları dışında gerçek okuyucularımız ta kendileridir. Sosyal Medya Kafe'de her zaman vurguluyorum. İster Adsız ister adınızla özgürce yorum yazabilirsiniz. Dürüstçe söylemem gerekirse Adsız gelen bir yoruma daha çok seviniyor ve mutlu oluyorum.

Çünkü biliyorum ki çeşitli arama motorlarından veya sosyal ağlardan takip ederek bizim blogumuza yolu düşmüştür. Ve gerçek okuyucularımızdır. Bu konuda benim gibi düşünen Adsız yorumlara son derece nazik davranan, olumlu/olumsuz tüm yorumları yayımlayan Nihal ablamın yazısını en belirgin örnek gösterebilirim;

Arama motorlarında iyi bir sıralaması olan Hüzün Sarısı blogun Hızlı Saç Uzatan Şampuan yazısının yorumlarına mutlaka bakmanızı rica ediyorum. 217 yorum var. Yarısı kendi cevabı diye düşünsek yaklaşık 108 yorum yapılmış. 108 yorumun yarısından çoğu Adsız olarak yazılmış.

Eğer Nihal ablam blogunda  Adsız yorumlara hakaret, istemediğini veya insan yerine koymayan cümleler kullanarak saygısızlık yapmış olsaydı bu yorumların gelmesi mümkün olabilir miydi?  Hakaret eden cümleler kurması Adsız(Anonim ) yorum yazan okurlarımızı kızdırıp, küstürüp kendine düşman bir yorumcu yapabilirdi. Nihal ablamın okuyucularına karşı saygısı ve samimi bir şekilde iletişimini sürdürmüş olmasından dolayı başarıların en büyüğünü hak ediyor. Kendisini tebrik ediyor. Başarılarının devamını diliyorum.

Adsız(Anonim) olarak yorumlarda saldırı veya olumsuz yorumlar geliyorsa blogunuzu tarayın mutlaka Adsız yorumlara karşı yazdığınız olumsuz bir cümleniz vardır.

Güncelleme Saat 16:35 : Yazımı yayına aldıktan sonra Nihal ablamdan 2. Bir yazı örneği daha geldi. Bu yazısını kaçırmışım. Oysa geçirdiği ameliyatı biliyordum. Özelden konuşuyorduk. Şimdi yazısını gönderince nasıl mutlu oldum, nasıl duygulandım anlatamam. İşte bu dedim! Bir blog yazarı böyle olmalı. Herkese örneksin, muhteşemsin, alkışların en büyüğünü hak ediyorsun.👏👏👏

Arama motorlarına ön sayfalarda olan Halluks Valgus Ameliyatım başlığı altında yine 187 yorum var. Çoğu Adsız olarak yazılmış. Ve Nihal ablam hiç üşenmeden her biriyle özel olarak ilgilenmiş, yorumlarına cevap vermiş. Sizce de Nihal ablam en güzel övgüleri hak etmiyor mu?  Ne dersiniz ?

Nihal ablamın yazılarını incelediyseniz şimdi Adsız yorumlar geldiğinde neden mutlu olmanız gerektiğini de anladığınızı düşünüyorum.😊

11 yıldır blog yazarlığı yapıyorum. Adsız olarak hiç hakaret eden, saldıran yorum almadım. Ama blog yazarlığımın 10. Yılında Psikolojik Danışman olduğunu öne süren, aynı zamanda blog yazarı bir hemcinsimden tüm sosyal ağlardan saldırı yorumları atıldı. Facebook özel mesaj, Google  Plus paylaşımlarım, Twitter, Blog yorumları ve yetmemiş aynı yere 2-3 kez kopyalamış yapıştırmış. 😊 Nasıl bir öfkeyse artık.😊 Aynı anda aynı yorumu kopyalayıp/yapıştırarak siber zorbalık diyebileceğimiz, saldırgan bir üslupla. Neden mi ? Düşüncelerime saygı duymaması! Özgürce yorum ve yazı yazmama saygısı olmadığından...

Uzman Psikolojik Danışman Y.Ç. 'den ilk saldırı yorumları aldığım için kendisini tebrik ederim.😊👏👏👏  Spam klasöründe hatıra olarak saklıyorum.😊 Uzaylı görmek işte böyle bir şey!

İsimlere takılmadan saygı çerçevesinde olumlu/olumsuz yazılmış tüm yorumları yayımlıyorum.

Bana pek çok blog yazarından olumsuz veya hakaret içeren adsız yorumları nasıl öğreneceğimiz konusunda sorular geliyor. Adsız yorumların sahibini bilmek ya da öğrenmek mümkün değil. Adsız yorumlar gelebilir bu çok doğal. Binlerce kişi Adsız olarak yorum yazmayı tercih ediyor. Adsız yorumlar için paranoyak olmaya gerek yok. Herkesin düşüncesine, tercihlerine saygı duyulması gerektiğini unutmayalım. Önemli olan isimler değildir. Önemli olan yorumların üslubu ve yazan kişinin samimiyetidir. Adsız (Anonim) olarak yazsa da karşınızda insan var. (Robot, uzaylı değil) Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Okurlarınızı kendinizden soğutmayın.

Yorumlara Cevap Vermeme Sorunsalı


Blog yazarlığında ilginç bir o kadar da üzerinde tartışılması gereken konulardan biri de yorumlara cevap vermemek. Hem yorumlar gelsin diye çeşitli gruplar kuruluyor hem de yorum geldiğinde yorumlara cevap verilmiyor. Size de okuduğunuzda tuhaf gelmiyor mu? Bana bu şekildeki blog yazarları kusura bakmasınlar ama samimi gelmiyor. Ben samimiyeti canımlı, cicimli cümlelerde aramıyorum. Benim için blog yazarının samimiyeti blog yazılarına gösterdiği özen ve gelen yorumlarla, okurlarıyla etkileşim/iletişim halinde olduğudur. Çok blog okuyor ve geziyorum. Okuduğum bir yazıya da mutlaka yorum yazarım. Defalarca yorum yazdığım bir blog yazarı bana cevap vermemişse o blogu takip etmeyi, yazılarını okumayı, yorumlamayı bırakıyorum. Sosyal ağlarda gördüğüm, ilgimi çeken blog yazılarını da okuyor, yorumluyorum. Firefox tarayıcımda çok sevdiğim yazılarını okumaktan keyif aldığım blog yazarlarını da tarayıcıma kayıt ettim. 9-10 blog yazarı favorim. Bu sayı bazen 20'lere de çıksa yukarıdaki sebeplerden dolayı favorilerimden düşüyor.

Hepimizin tüm dünyası elbette blog değil. Benim de bir ailem ve 2 çocuğum var. Dolayısıyla önceliklerim ailem, evim, arkadaşlarım, dostlarım. Elimden geldiği kadar yorumlara cevap veriyorum. Ama bazı durumlar olabiliyor. Yazımın tüm yorumlarını cevaplamış olduktan 2-3 ay sonra yeni yorum geldiğinde yayına alınca unutup arada kaynayan yorumlar. Yorum yazmış ama benim cevap yazmadığım okurlarımız var ise kendilerinden özür dilerim. Geçte olsa gördüğümde cevap yazmaya çalışıyorum. Yaz tatillerinde 3 ay kadar blog dünyasından uzak kaldığımda ise ne yazı paylaşıyorum ne de yorumları cevaplayabiliyorum. Kaldığım veya gezdiğim yerlerde PC interneti olmuyor. Mobilden de blog yazan, yorum yapan biri değilim.

Bu yazımı yazmaya başladıktan 3 gün sonra benzer düşüncelerde olan Mustafa Sönmez'in Blogger Ve Cevapsız Yorumlar: Yorum Fantezileri yazısına Google Plus paylaşımlarında denk geldim. Son günlerde olan düşüncelerime yakın olduğu için linkini tıkladım, okudum ve yorum yazdım.

Mustafa'nın da yazısında bahsettiği gibi saadet zincirleri ve bu saadet zincirleri ile kendini bir yerlerde sanan, burnu iki karış havada gezen, yüksek zirveleri mesken tutmuş blog yazarları. Önce ben merkezi sisteminizi değiştirmediğiniz sürece de başarılı bir blog yazarı olmanız mümkün değil. Gelen yorumlardan sonra 3-4 yazı paylaşıp yorumlara cevap vermeyen blog yazarlarını da samimi bulmuyorum.

İsteyen üzerine alınır, isteyen öz eleştirisini yapar, isteyen benim düşüncelerime saygı gösterir, isteyen saygı göstermez, isteyen de yazdıklarımdan kendine ders çıkarır kendini geliştirir. Seçim sizin!😊 Ben dürüstçe tüm duyduklarımı, gördüklerimi, tecrübelerim doğrultusunda da gerçekleri yazmak durumundayım. Acı ama gerçekler bunlar.👀


Son Sözler;  Çeşitli saadet zincirlerinde bulunmadığım için Sosyal Medya Kafe'ye gelen yorumlardan da okuyucularımızdan da memnunum. Blog yazarı arkadaşlarıma değer verip yazılarını okuyup, yorumladığım için geri dönüşlerde aynı samimiyetle oluyor. Ara sıra okumadan yorum yazanlar da var elbet ama benden geri dönüş almaları mümkün değil. Yazdıklarıma ve bana saygı duymayan bir yazarı ben neden okumak isteyim?  Bazı blog yazarı arkadaşlarımı da özelden uyarıyorum. Yaptığı yorumun alakasız olduğu bildiriyorum. Karşılıklı anlaşıp, yorumunu siliyorum.

Tüm yazdıklarıma rağmen herkes istediği şekilde yorum yazmakta özgürdür. Herkesin samimiyeti kendi kişiliğidir. Bu konu tartışmaya açıktır. İster Anonim ister adınızla saygı çerçevesinde konuyu değerlendirip, daha iyi bir  blog yazarı ve blog yorumcusu olma konusunda kendimizi geliştirebiliriz. Bu yazım toplam 2212 kelimeden oluşuyor ve yazıp bitirmek günlerimi aldı. Yazıyı okumadan yorum yapanlar uzak durabilir, isteyen takipten de çıkabilir. Özgürsünüz! 🙈🙉🙊 Bu üç maymunu oynayamıyorum özür dilerim.

Blog yorumlarının önemini anlayan herkese sevgiler.💕

Sibel Ordueri

"Blog Yorumlarının Önemi" makalemi beğendiyseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

6 Aralık 2018 Perşembe

Pankek Tarifi - Nutellalı, Meyveli Pankek Nasıl Yapılır?

6 Aralık 2018 Perşembe

pankek tarifi - nutellalı meyveli pankek tarifi
Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları🙋
Bugün sizlere oğlum ve eşimle birlikte yaptığımız pankek tarifi paylaşacağım. Biz pankeki sevdiğimiz çikolata olan nutella ile hazırladık. Üzerine de görüntü bakımından gözüme güzel gelen ve sevdiğimiz meyvelerden olan çilek, muz kullanarak nutellalı, meyveli pankek hazırlamış olduk. Nutellalı pankek görüntüsü ve lezzeti bakımından oldukça kolay ve lezzetli bir tatlı tarifi. Pankek özellikle kahvaltı sofralarımızda veya akşam çayının yanında servis edebileceğiniz bir lezzet. Bu muhteşem lezzeti mutlaka denemelisiniz.

Pankek nedir ? Pankek ile krep arasında ne fark vardır ? Öncelikle bu soruların cevabı olarak pankek  hamuru kalın ve şekerli bir hamurdur. Krep hamuru ise tavanın genişliğinde yayılan ince bir hamura sahiptir ve şekersizdir.


Pankek Malzemeleri

  • 1 bucuk su bardağı un
  • 1 su bardağı süt
  • 2 adet yumurta
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 1 paket vanilya
  • Yarım paket kabartma tozu
  • 1 cimdik tuz

Meyveli Pankek Üzeri İçin Malzemeler:

  • Nutella
  • Muz
  • Çilek
İsteğe bağlı olarak farklı meyvelerle de hazırlanabilirsiniz.


Nutellalı Meyveli Pankek Nasıl Yapılır ?


Pankek Tarifi:

Öncelikle karıştırma kabının içerisinde yumurtaları kıralım. Çırpma teli ile çırpalım. Üzerine toz şekeri ilave ederek çırpma işlemine devam edelim. Karışıma sıvı yağı ve sütü ilave edelim, karıştıralım. Un, tuz, vanilya ve kabartma tozunu da ilave ederek, iyice karıştıralım. Pankekin hamuru akıcı bir kıvamda ise pankek hamurumuz hazır olmuştur. (Kıvama göre un veya süt ekleyebilirsiniz)
Bir teflon tavayı bir defa hafifçe yağlayalım. Bir kepçe yardımı ile hazırladığımız pankek hamurundan 1 kepçe tavaya dökelim.Tavayı sağa, sola, aşağı, yukarı yaparak hamurun tavada yayılmasını sağlayalım.
pankek nasıl yapılır nutellalı meyveli pankek nasıl yapılır

Pankekin üzeri nokta nokta kabarmaya başlayınca çevirelim. Alt üst yaparak pankekin her iki tarafının da pişmesini sağlayalım. Pankek hamuru çabuk piştiği için sürekli alt üst ederek pişirmeye dikkat edelim. Büyük bir servis tabağına havlu kağıt koyalım. Üzerine pişirdiğimiz pankekleri koyalım.

Pişirdiğimiz pankeki bir servis tabağına alalım. Pankekin üzerine nutella sürelim. Nutellanın üzerine muz dilimleri ve çilek dilimleri ile süsleyelim. Nutellalı meyveli pankek servise hazır...
Herkese Afiyet Olsun.😊
Pişirme işi oğluma, süsleme işi eşime, hamuru karıştırma işi bana düştü.😊 Kendilerine yardımlarından dolayı tekrar teşekkür ederim.💕  Yaparken de yerken de ailecek çok keyifli zaman geçirdik.🙌
Fotoğraflar için de oğlumun emeklerine sağlık😚

Sibel Ordueri

Pankek Tarifi'ni Beğendiyseniz, Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

3 Aralık 2018 Pazartesi

Ev Yapımı Portakallı Jöle Tarifi

3 Aralık 2018 Pazartesi
Portakallı Jöle Tarifi

Ev Yapımı Portakallı Jöle Tarifi

Doğal meyve sularıyla, mis gibi taze sıkılmış portakal sularıyla jöle yapmak hoş olmaz mı?  Hem isterseniz sade jöle olarak hem de pastalarınızı süsleyerek de tüketebilirsiniz jölenizi. Suyu kolayca sıkılabilen meyvelerin suyunu sıkıp aynı anda jöleye çevirebileceğiniz gibi, suyunu sıkamadığınız meyveleri de kaynatarak suyunu elde edip soğuttuktan sonra da jöle yapabilirsiniz. (çilek, kiraz gibi)
Ben bugün portakallı jöle yaptım. Jöle yaparken şeker miktarını kullandığınız meyvenin tadını göz önünde bulundurarak ayarlarsanız iyi olur. Örneğin çilek kiraz gibi meyve sularının bir bardağına 1 yemek kaşığı yeterli olacakken, portakal gibi meyvelerin bir bardağına 1,5 kaşık şeker gerekebilir. Yok ben çok şekerli olmasını da istemiyorum derseniz şimdi vereceğim portakallı jöle tarifinin ölçüleri sizin için tam gelecektir.

Portakallı jöle malzemeleri:


  • 3 su bardağı (200 ml'lik bardak) taze sıkılmış portakal suyu
  • 1 su bardağı su
  • 6 tepeleme yemek kaşığı toz şeker
  • 4 yemek kaşığı nişasta
  • Dış kaplaması için hindistan cevizi veya toz şekerleme

Portakallı Jöle Nasıl Yapılır

Portakallı Jöle Nasıl Hazırlanır?


  • Portakal suyu, su, şeker ve nişasta bir tencereye alınıır. İyice karıştırılır.
  • Nişasta ve şeker iyice karışınca orta ateşte sürekli karıştırarak pişirilir. 
  • Göz göz olunca ateşten alınır.
  • Birkaç boş su bardağı suda durulanıp içerisine jöle doldurulur. Bardakların durulanması daha sonra jöleyi içinden çıkarabilmek için önemli.
  • Soğuyan jöleler birkaç saat dolapta bekletildikten sonra bir bıçak ile yanları nazikçe sıyrılarak bardaktan ters çevrilerek çıkarılır.
  • Dilimlenen jöleler hindistan cevizine batırılıp servis tabağına alınır.
  • Üzerini dilediğiniz gibi süsleyebilir veya sade de tüketebilirsiniz.
  • Birkaç gün buz dolabında kapaklı bir kapta muhafaza edebilirsiniz.
  • Afiyet olsun.
  • Kiraz Sulu Jöle Tarifi'ne de bakabilirsiniz.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...


Portakallı Jöle Tarifi'ni Beğendiyseniz, Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

30 Kasım 2018 Cuma

Blogger Yazılara Otomatik Kaynak Link Ekleme

30 Kasım 2018 Cuma
Kopyalanan Yazılara Otomatik Kaynak Link Ekleme
Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları🙋
Bu yazımda emek hırsızlarına karşı otomatik kaynak link ekleme kodu vereceğim. Bir çok Blogger'ın genel sorunu emek hırsızları tarafından yazılarımızın  copy/paste (kopyala/yapıştır) yapılmasıdır. Blog yazılarımızı kopyalan kişi, emeğe saygı gösterip yazımıza link vermeyi akıl etmez veya işine gelmez...

Eklenti sayesinde yazılarınızın en altına  otomatik kaynak linki  ekleyeceğiz. Böylece yazılarımız çalındığında otomatik olarak, kopyalayan blogun yazısında " kaynak linki : https:// ... " şeklinde  çıkmış olacak.

Ayrıca giriş cümlelerinizde blog isminizi geçirmeniz yazının size ait oluğunu belirtmek için güzel bir uygulamadır. Böylece otomatik olarak RSS kayıtları ile çalan hırsızların bloglarında " blog adınız " görülmüş olur ve yazının size ait olduğu da belli olmuş olur.

Örnek;
Sosyal Medya Kafe'de sıkça kullandığım "Merhaba Sosyal Medya Kafe Okurları" cümlem gibi.

Profesyonel olan hırsıza kilit olmaz ama en azından ufak  önlemler almakta fayda var.


Yazılara Otomatik Kaynak Link Nasıl Eklenir ?


1.Adım
Blogger kumanda panelimizde "Şablon " => " Html'yi Düzenle " tıklıyoruz.
Blogger Kaynak Linki Kodu Ekleme

2.Adım
"CTRL+F " yaparak arama kutusuna  </head>  kodunu yazıp arıyoruz. Bulduğumuz </head> kodunun hemen üzerine aşağıdaki kodları kopyalayıp,  yapıştırıyoruz.


Otomatik Kaynak Link Kodu Ekleme

Son olarak "Şablonu Kaydet" tıklıyoruz. Yukarıdaki adımları düzgün şekilde yaptığınızda, kopyalanan yazılarınızın en altında Kaynak : Site URL'si görünecektir.

Emeğe saygısı olan insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...

Sibel Ordueri

Kaynak link ekleme kodunu aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »

26 Kasım 2018 Pazartesi

Blog ve Web Sitesi Arasındaki Farklar

26 Kasım 2018 Pazartesi
Web Sitesi Ve Blog Arasındaki Farklar
Merhaba Sosyal Medya Kafe okurları🙋
Bugün Blog nedir? Web Sitesi nedir? Blog ve Web Sitesi arasındaki farklar nedir? Sorularınıza bu makalemde cevap bulacağınıza inanıyorum. Son yıllarda blog yazarlarının bloglarına Web Site, Web Sitesi, Web Sitem yazdıklarını gördüm. Özellikle "com", "net" gibi alan adı(domain) satın alındığında ve kullanılmaya başlandığında "Blogum Web Sitesi oldu" gibi yazılar okuyorum. Bu da demek oluyor ki Web Site ve Blog arasındaki farkı bilmeyenler var. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp demiş atalarımız. Öyleyse sizlerin de Blog ve Web Site konusunda kafanızda soru işaretleri var ise yazımı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

İnternette ilk öğrendiğim Web Site kurmak ve geliştirmekti.(2005-2006 yılları)İlk Web Site deneyimimle birlikte Web sitesi ve Blog kavramlarının aslında çok farklı olduğunu birebir uygulayarak öğrendim. Aslında yapmak istediğim Blog açmakmış. Tabii  o yıllarda Blog kavramı yeni yeni gelişiyordu. Web Site'nin daha kısıtlı paylaşımlardan ve kategorilerden oluştuğunu öğrenmemle birlikte blog açarak blog yazarlığına geçiş yaptım.(2007) O yıllardan bugüne bilgi, birikim ve tecrübelerimle;

Hadi gelin önce Blog Nedir ? sonra Web Site nedir? Arasındaki fark nedir?  Madde madde inceleyelim. Zira ikisinin birbirine karıştığı dönemdeyiz.

Blog Nedir?


Blog: İnsanların düşünceleri, tecrübeleri, deneyimleri, hikayeleri, şiirleri, kişisel yazıları vb. Konularda günlük olarak istediğimiz sayıda yazı yayımlayabileceğimiz platformlardır. Blogu birden fazla kişi yönetebilir. Hatta birden fazla yazar da olabilir. Sosyal Medya Kafe gibi. Eğer daha basit bir açıklama yapmam gerekirse bloglarda düzenli olarak yazılar yayımlanabilir ve yorum alabilir. "Web" ve "log" kelimelerinden oluşan Weblog zamanla günümüze kısaltılmış bir kelime olan Blog olarak gelmiştir.

Örnek;
Blogger bir Web sitesi ama üzerinde açtığımız tüm bloglar günlük, haftalık, aylık yazı paylaştığı için Blog'dur. Sosyal Medya Kafe bir blog! Google'ın blog yazarları için ücretsiz sunduğu Blogger'ı açtığımızda belli sabit sayfalardan oluştuğunu görebilirsiniz. Bloglar gibi düzenli yayın girilmemiş.

Blogger üzerinden de Web Sitesi açılabilir. Duyarlı tasarım, doğru kodlama ve profesyonel SEO desteği ile başarılı da olunabilir. Benzersiz ve marka olabilmeniz için belli bir bedeli ödemek de gerekir.

Bir blog oluşturmak için yazılım gibi CMS, kodlama, HTML, PHP, CSS, JAVASCRİPT bilmesenizde Blogger ve Wordpress gibi platformalar üzerinden kolaylıkla blog açabilir, yönetebilirsiniz. Kodlama bilginiz var ise blogunuzun performansını ve tasarımını çok iyi yapabilirsiniz.

Blogger üzerinden Blog açıp, "com", "net" vb. Domain kullanmak Web Sitesi olduğunuz anlamına gelmiyor.

Blog açmak isteyenler için çok sayıda ücretli ve ücretsiz platformlar mevcut.

Blog Açmak İçin Web Siteleri


  • Blogger/Blogspot
  • Wordpress
  • Blogcu
  • Tumblr
  • Wix
  • Weebly
  • Medium
  • Hostinger


Blog Özellikleri;


Bir Web Sitesi'nde bulunmayan özelliklerden bazıları Blog'da bulunur. Bir URL'yi ziyaret ettiğinizde aşağıdaki özellikler var ise Blog olduğunu anlayabilirsiniz.

  • Son yayınlanan makaleler blogun ana sayfasında yer alır.
  • Blog yazılarında etiketler ve kategoriler yer alır.
  • Bloglarda yorum sistemi vardır.
  • Çoğu blogda blog yazarı hakkında sayfası vardır.
  • Kodlama bilgisi olmadan kolayca blog yönetilebilir.
  • Bir blogun ana sayfasında yeni makaleden eski makaleye doğru sıralama mevcuttur.
  • Bir günde birden fazla makale yayımlanabilir.
  • Web Sitelerine göre daha güncel tutulur.
  • Bloglarda  yayınlarını takip edeceğiniz abonelik servisi bulunur.Feedburner bülten hizmeti gibi.
  • Bloglar isterse com, net vb. Domain satın alıp, kullanabilir.

Web Sitesi Nedir?


Web Site: Kodlama ile oluşturulan sayfa (html, php, css, javasscript) çevrim içi olarak çalıştırıldığında Web Sitesi olarak adlandırılır. Bu yüzden profesyonel bir Web Sitesi kodlama ile oluşur. Web Sitesi açmak için kodlama bilginizin olması gerekir. Kodlama bilginiz yoksa bir Web tasarımcı veya Web geliştirici ile çalışabilirsiniz. Aynı zamanda hazır duyarlı web tasarımları da kullanabilirsiniz. Web Siteleri belli sabit sayfalardan oluşur.Takip edeceğiniz bir abonelik servisi yoktur.

Örnek;
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Ürünlerimiz
  • Kayıt Ol
  • Giriş Yap
vb. Sayfalardan oluşur. Günlük makaleler yayımlayamazlar. O yüzden günümüze baktığımızda her Web Sitenin kendi alt alan adı ile açılmış farklı bir blogu vardır. Blog üzerinden Web Site'yi güncel tutmaya çalışırlar.

Çoğunlukla Web Siteleri iş, e-ticaret, ünlü isimler için kullanılmaktadır. Web Sitesi açarak internette E-Ticaret yapabilirsiniz.

Bir Web Site sahibi Google'da yer almak için SEO bilmesi ve hatta profesyonel bir SEO uzmanı ile çalışması gerekir. Bir Web Sitesi SEO olmadan arama motorlarında ilk sayfalarda yer alması bloglara göre daha zordur.

Web Sitesi Özellikleri


  • Web Sitesi üzerinde farklı site bağlantıları, ürünler, işle ilgili bilgiler bulunur.
  • Her Web Sitesi şirkete veya kişiye özel olarak tasarlanmıştır ve benzersizdir.
  • Web Sitelerini açtığınızda genellikle masa üstü sürümünde görüntülenir.(Son yıllarda duyarlı tasarım'a önem vermeye başladılar.)
  • Web Sitelerinde bülten servisi yok. Eğer kullanmak istiyorlarsa ücretli bir hizmet kullanmaları gerekiyor.
  • Web Sitelerinde iletişim ve canlı sohbet seçenekleri vardır.
  • Her Web Sitesi belli şartlar ve koşullara göre kullanılabilir.
  • Web Sitelerinin çoğu iş için kurulmuştur. Eğer ürün satışı var ise veya ünlü birinin öz geçmişi mevcutsa bu Web Site'dir.
  • Web Siteleri sadece com, net vb. Alan adı(domain) altında açılabilir.(Blogspot veya Wordpress uzantısı olmaz.)

  Blog ve Web Sitesi Arasındaki Farklar


  • En büyük fark, bloglar  her gün özgün içerik yayımlayabilir ama web siteleri sabit sayfalardan oluşur.
  • Web sitesi profesyonel olmak zorundadır ama bir blogun  profesyonel olması şart değildir. İsteğe bağlı blog yazarı kendini geliştirebilir.
  • Bloglar ticari amaç için açılmaz fakat para kazanabilir. Web siteleri ticari amaçla açılır.
  • Blog ücretsiz de açılabilir fakat web sitesi profesyonel olmak için belli ücret ödemesi gerekir.(Tasarım, logo, hosting, alan adı, SEO)

Yukarıda yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere her ikisi birbirinden çok farklı platformlardır. Umarım verdiğim bilgiler doğrultusunda Web Site ve Blog arasındaki farkları öğrenmenizi sağlamışımdır. Bir Web Sitesi veya Blog açmak istiyorsanız öncelikle kendinize şu soruyu sorun;

-Kodlama hakkında bilgim var mı? Bir Web Sitesi için ne kadar bütçe ayırabilirim.
Şuan bir Web Sitesi kurulumu 1500-3000 TL+ civarı. (hosting ve alan adı hariç)

Son Sözler: Amacınız ticaret yapmak değilse kesinlike sizin için en iyi seçim Blog açmak! Bir konu hakkında bilgi, tecrübe ve donanıma sahipseniz, blog açmak insanlarla bağlantı kurmanıza olanak sağlar. İnternette ticaret, iş tanıtımı veya ünlü biriyseniz sizin için en doğru seçim profesyonel bir Web Sitesi olacaktır.

Web Site ve Blog arasındaki farklar konusunda aklınızda soru işaretleri var ise aşağıdaki yorum formunu kullanarak yorum yazabilirsiniz.

Sibel Ordueri

"Blog ve Web Site arasındaki farklar" yazımı beğendiyseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşarak farklı kişilerin de bilgilenmesini sağlayabilirsiniz. 
💕⃕ 
Devamını Oku »

19 Kasım 2018 Pazartesi

Sağlıklı Yaşlanma Ve Omega 3

19 Kasım 2018 Pazartesi

Sağlıklı Yaşlanma Ve Omega 3

Sağlıklı Yaşlanma Omega 3

Boston'daki Tufts Üniversitesi Friedman Beslenme Bilim ve Politika Okulu'ndan Heidi Lai tarafından yönetilen yeni bir çalışmada, omega 3 açısından zengin deniz ürünleri tüketimi ve sağlıklı yaşlanma arasındaki bağlantıyı incelendi.

Lai ve meslektaşları "sağlıklı yaşlanmayı", "kronik hastalıklar olmadan, sağlam fiziksel ve zihinsel işlevlerle anlamlı bir yaşam süresi" olarak tanımlıyor.
Araştırmacılar makalelerinde açıkladıkları gibi, sağlıklı yaşlanma problemi giderek önem kazanmaktadır. Popülasyonlar dünya genelinde hızla yaşlanır ve bunlarla birlikte kronik hastalık oranları artar.

Dolayısıyla, daha fazla araştırma, sağlıklı yaşlanmanın neyi kapsadığını ve bunu başarmak için neler yapabileceğimizi incelemektedir.
Örneğin, Lai ve meslektaşları tarafından yapılan bazı çalışmalarda, omega-3 tüketimi ve kardiyovasküler hastalık arasında ters bir ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte, tuhaf olarak bazı çalışmalarda omega-3 alımının daha yüksek bir prostat kanseri insidansı ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Diğer çalışmalar, omega-3 yağ asitleri ve "kanser, diyabet, akciğer hastalığı, ağır kronik böbrek hastalığı, bilişsel ve fiziksel işlev bozukluğu" söz konusu olduğunda gayet iyi sonuçlar vermiştir.

Yaşlı toplumun arttığı bu günlerde şunu sormak gerekebilir: Sadece daha uzun yaşam sürmek için değil, aynı zamanda daha sağlıklı olmak için ne yapabiliriz? Bu soru üzerine uzmanların yeni ve etkileyici bir cevabı var. Daha fazla deniz ürünleri yiyin!

Omega 3 ve Sağlıklı Yaşlanma Arasındaki İlişki İnceleniyor


Ekip, Amerika Birleşik Devletleri Kardiyovasküler Sağlık Çalışmasına kayıtlı olan 2.622 erişkinin omega-3 yağ asitlerinin dolaşımdaki kan seviyelerini incelemiştir.
Bu çalışmanın başında katılımcılar ortalama 74 yaşındaydı. Omega-3'lerin kan düzeyleri 6 yıl sonra ve 13 yıl sonra ölçüldü.
Çalışmada göz önüne alınan omega-3 türleri, eikosapentaenoik asit (EPA), dokosaheksaenoik asit (DHA), doosapentaenoik asit (DPA) ve alfa-linolenik asit (ALA) idi.

Omega-3'lerin ilk üç türü için başlıca besin kaynakları şunlardır:
  • Somon
  • Uskumru
  • Ton balığı
  • Ringa balığı
  • Sardalye
  • Diğer deniz ürünleri

ALA içeren başlıca besin kaynakları şunlardır:

  • Fındık
  • Tohum
  • Bitkisel yağlar

(Alfa linolenik asit bir tür omega 3 yağ asidi türü ve diğerlerine göre daha çok bitkilerde bulunur.)

Sağlıksız Yaşlanma Riski Yüzde 24 Oranında Azalıyor


Genel olarak, 2015 yılındaki bir çalışma sonunda, katılımcıların yüzde 89'u yaşa bağlı kronik hastalıklar, zihinsel ya da bedensel işlev bozukluğu yaşarken, yüzde 11'i sağlıklı bir şekilde yaşadı.Yalnız kronik hastalık yaşayan yüzde 89'luk dilimdeki insanların bu durumu normalden daha hafif atlattığı tespit edilmiştir.

Analizde, en yüksek deniz mahsulü değeri olan doosapentaenoik asit (DPA) içeren besinleri tüketen insanların,tüketmeyen insanlara göre yüzde 24 oranında daha sağlıklı şekilde yaşlandığı ortaya koyulmuştur.Bu değer bir tedavi seçeneği oluşturacak kadar yüksek bir değer olmasa da azımsanacak bir değer değildir.

Son olarak, bitkilerden elde edilen deniz ürünü türevi olan omega 3 yağ asitleri, sağlıklı yaşlanma konusunda balıklardan elde edilene göre daha az etki gösterse de olumlu etkileri olmuştur.
Ancak, omega-3'lerin kan basıncını ve kalp atışını kontrol altında tutmanın yanı sıra inflamasyonu azaltmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Uzmanların bu konudaki yorumu şu şekildedir:
“Bu bulgular, sağlıklı yaşlanmanın sürdürülmesi için omega-3 yağ asitleri ile ilgili makul biyolojik mekanizmalar ve müdahaleler hakkında daha fazla araştırma yapılmasını ve yaşlı yetişkinler arasında balıkların diyet tüketiminin artırılması için destek kılavuzları yapılması gerektiğini desteklemektedir.”

Diğer Yaşlanma Engelleyici Besinler


1-)Kırmızı Biber
Kırmızı biber, anti-aging söz konusu olduğunda yüksek dereceli antioksidan içeren bir besindir. Kollajen üretimi için iyi olan yüksek C vitamini içeriğine ek olarak kırmızı biberler, karotenoidler olarak adlandırılan güçlü antioksidanları içerir.
Karotenoidler, birçok meyve ve sebzede gördüğünüz parlak kırmızı, sarı ve turuncu renklerden sorumlu bitki pigmentleridir. Çeşitli iltihap önleyici özelliklere sahiptirler ve güneşten zarar görmeye, kirlenmeye ve çevresel toksinlere karşı cildin korunmasına yardımcı olabilirler.

2-)Brokoli
Brokoli bir anti-inflamatuar, yaşlanma önleyicidir.
  • C ve K vitaminleri
  • Çeşitli antioksidanlar
  • Lif
  • Folat
  • Lutein
  • Kalsiyum içerir.
Vücudun C vitaminine, ciltte kuvvet ve elastikiyet veren ana protein olan kollajen üretimi için ​​ihtiyacı vardır.
Denemek için: Hızlı bir atıştırma olarak brokoliyi çiğ yiyebilirsiniz. Fakat zamanınız varsa, yemeden önce hafifçe buharda pişirebilirsiniz.

3-)Fındık
Fındık ve badem, cilt dokusunu onarmaya, cildin neminin korumasına ve cildin zararlı UV ışınlarından korunmasına yardımcı olabilecek büyük bir E vitamini kaynağıdır. Cevizler, yardımcı olabilecek anti-inflamatuar omega-3 yağ asitlerini bile içerir:
  • Cilt hücre zarlarını güçlendirir.
  • Güneş hasarına karşı korur.
  • Doğal yağ bariyerini koruyarak cilde güzel bir parlaklık verir.
  • Kalp hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltır.
  • Yaşı kişilerde bilişsel gerilemeyi azaltır.

4-)Avokado
Avokadolar, yumuşak ve esnek bir cildi destekleyen iltihapla savaşan yağ asitlerinden yüksek meyvelerdir. Bunlar ayrıca, yaşlanmanın olumsuz etkilerini önleyebilecek çeşitli temel besinleri içerir:
  • K, C, E ve A vitaminleri
  • B vitaminleri
  • Potasyum
Avokadodaki A vitamini , ciltteki ölü hücrelerin dökülmesine ve yerine parlak, ışıltılı bir cildin gelmesini sağlar.Karotenoid içeriği ayrıca toksinlerin engellenmesine ve güneş ışınlarından gelen zararın azalmasına yardımcı olabilir bu sayede cilt kanserine karşı koruma sağlar.

Yukarıdaki besinlere ek olarak;
Tatlı patates
Ispanak
Yaban mersini
Nar
sayılabilir.

Yazar Hakkında:İnsan vücudundaki mucizevi ve merak edilen olayları,sağlık konusunda faydalı bilgileri,tıp fakültesinde okuyan,kazanmak isteyen ve sağlık sektöründekiler için işe yarar bilgileri Fizyolojik Tıbbi Bilgiler blogumda bulabilirsiniz.
Devamını Oku »

12 Kasım 2018 Pazartesi

Tırtıl Kurabiye Tarifi - Tırtıl Kurabiye Nasıl Yapılır ?

12 Kasım 2018 Pazartesi

Tırtıl Kurabiye Tarifi

Bu kurabiyelerin tadı damağınızdan gitmeyecek. Lezzeti ve kıvamıyla pek çok kurabiyeden ayrı bir yeri vardır tırtıl kurabiyenin. Bu tarif ile yumuşacık, ağızda dağılan kurabiyeler yapabilirsiniz. Her an evinizde bulunan malzemelerle kolayca yapacağınız bu kurabiyeleri kapaklı kavanozda uzun süre saklayabilirsiniz.
Tırtıl Kurabiye Tarifi

Tırtıl kurabiye yapımı sırasında bir de tırtıl kurabiye kalıbı temin etmeniz gerekecek. Pasta araç-gereçlerinin satıldığı yerlerde bulabilirsiniz. Hazırladığımız hamuru bu kalıbın içinden sıkarak tırtıl kurabiyelerin şeklini veriyoruz.

Tırtıl Kurabiye Malzemeleri:

  • Yarım paket margarin
  • Yarım su bardağı sıvı yağ
  • 1 adet yumurta
  • Yarım paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • Aldığı kadar un

Tırtıl kurabiye nasıl yapılır?

Un, kabartma tozu ve vanilya bir kapta karıştırılır.Un gerekirse daha sonra tekrar eklenebilir.
Başka bir kapta margarin ve pudra şekeri iyice ezilene kadar karıştırılır. Yumurta ve sıvı yağ eklenerek tekrar karıştırılır. Un, vanilya, kabartma tozu karışımı da eklenerek yoğrulur. Ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde edilir.

Hamur 10-15 dakika kadar dinlendirilir. Fırın tepsisi yağlı kağıt serilerek hazırlanır. Hamurdan alınan parçalar kalıba doldurulup bastırılarak tırtıl şeklinde çıkan hamurlar yağlı kağıt üzerine dizilir. Bu işlem biraz zahmetlidir. Ama sonuç için gerçekten değer.

Tüm hamura şekil verildikten sonra tırtıl kurabiyeler 180 derecede ısıtılmış fırında 15 dakika kadar pişirilir. Fırından çıkan kurabiyeler soğuduktan sonra saklama kaplarında muhafaza edilerek tazeliği korunur. Nefis kurabiyeleri afiyetle yemenizi dilerim.

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...

Tırtıl Kurabiye Tarifi'ni Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

7 Kasım 2018 Çarşamba

Tıp Fakültesi Öğrencisinin Kaleminden

7 Kasım 2018 Çarşamba
Doktorluk...
Birçok gencin ve ailesinin gönlünde yatan meslek. Kimine göre hayat kurtaran kimine göre para basan bilim. Herkesin bilgi sahibi olduğu; ama içeriğinin birçoklarınca bilinmediği bu mesleği biraz yakından tanıyalım. Minimum 6 sene süren tıp fakültesi öğrencilik hayatını da ufak bir yazıdan ziyade parça parça anlatmak daha uygun olur.

Doktorluk, uzun bir bilgi birikiminin sonunda elde edilen bir kazanım olduğundan serüven olarak nitelendirilmesinde sakınca olmaz sanırım. Çünkü bu kadar meşakkatli bir yolculuğun yerine kullanılabilecek yegane kelimedir. Gelin hep beraber bu serüvene katılalım.
Tıp Fakültesi Ögrencisinin Kaleminden


Tıp fakültesini kazanmanın ne derece zor olduğunu anlatırlar da anlatırlar; ama asıl önemli olanın bu fakülteyi kazandıktan sonra devam ettirebilme olduğunu pek kimselerden duymazsınız. Çünkü üniversiteye kapak attıktan sonra illa ki üniversite bitirilir düşüncesi tıp fakültesini kazanmaya çalışan gençlerin de akıllarında yer edinen bilgidir. Ama işin aslının öyle olmadığını ilk sınavdan sonra farketmeleri de pek yakındır.

Tıp kazandım sözüyle başlar her şey. Ailedeki yeriniz ve ailenizin toplumdaki değeri bu sözle ani bir artış kazanır. O sözün sahibinde hafif bir göğüs kabarması, kolların vücuttan uzaklaştırılarak yürünmesi ilk dikkat çekici noktadır. Hatta bu grubun bir kısım üyeleri soluğu ömrünün çoğunu yaşayacağı o hastane koridorlarında alır. Tıp kazandım ben deyip doktorlar ile beraber ortamlara girmeye çalışır.

Kayıtlar yapıldıktan sonra okulun başlayacağı gün sabırsızlıkla beklenir. Nihayetinde o gün geldiğinde tıp fakültesine öyle bir giriş yapar ki kendisi bile inanmaz ilkin. Beyaz önlüklü, stetoskoplu büyüklerini görünce de Allaaah tam da hayallerimdeki gibi naralarını gizlice içine atar. İlk hafta içerisinde kendisine hediye edilen önlükle ettiği hekimlik andından sonraki havası 20 yıllık profesörlerde bile yoktur.

Dersler başlar ve en öndeki yerler kapılmaya çalışılır. İtina ile defterler kalemler çıkartılır ve hoca beklenir. Hoca gelip ders anlatmaya başladığında ise aklına bir şey takılır. Hocam her şeyi anladım da şu membran ne demek sorusunu sorduğunda ise hocanın yüzünde tarifsiz bir gülümseme oluşur. Oğlum onu anlamamışsan zaten hiçbir şey anlamamışsın demek, hücre zarı anlamına geliyor membran dedikten sonra sınıfın gülme odağı olduğunuz aşikâr olur :)

Günden güne ön sıralardaki doluluk oranı azalmaya ve arka sıralarda boş yer bulmak umuduyla erkenden okula gelinmeye/yahut hocalar anlatmasını bilmiyor diyerek derslere gelinmemeye başlanır. Sınav haftasında notların anlaşılamaması, önünde 50-60 adet notun olması, eski sorular ile konular arasında bir bağlantı kurulamaması gibi sebeplerden öğrencinin o eski havası yavaş yavaş sönmeye başlar. Sınavdan aldığı kötü nottan sonra da bir dahaki komiteye günü gününe [tıp fakültelerinde uygulanan sınav sisteminin adı] diyerek azimle sarılmaya başlar yeni derslere; ama çok zaman geçmeden yine aynı bahaneler üretilerek sonraki komiteye ertelenir hayaller ve bu sonraki komiteler de yıllarca devam eder, gider.

Tıp fakültesinde kadavra, kadavra sözü sürekli herkesin dilinde olduğu gibi aynı zamanda 1.sınıf öğrencisinin de dilinden düşürmediği sözlerden biridir. Nihayet sene sonu yaklaştıkça Anatomi denen dersin gelmesiyle öğrencileri güzel bir heyecan sarar. Kemiklerden başlanılarak vücudun her bir yeri öğretilmeye başlanacaktır; ama kadavra görmeye o kadar hevesli olanlar ya kadavranın o tıp fakültesi içinde olmayışından ya da kadavranın o halini gördükten sonra tekrardan görmek istemeyeceklerinden heveslerinden vazgeçerler. Zira kadavra görmenin eğitici olabilmesi için yeterli miktarda olması ve küçük öğrenci gruplarında gösterilmesi gerektiğinin bilinci yerleşmeye başlanmıştır.

Tıp fakültesinin olmazsa olmaz dersi Anatomi'nin en zevkli yanlarından birinin kullanılan dil olması, öğrenciye kaybettiği havayı yeniden sağlar. Hele ki 'sulcus tendinis musculi flexoris hallucis longi' sözünü diline dolamaya başlamışsa bilin ki artık o öğrenci eski havasına tekrardan kavuşmuştur.

İlk üç sene hasta görmeyen öğrencilerin yıllarca teorik bilgiyle kafalarına bir şeylerin sokulmaya çalışması da şunu gösterir ki, tıp kazanmak için gerekli matematik, fizik, geometri gibi sayısal derslerin; tıp okumak için neredeyse hiçbir öneminin olmadığı ve çoğu bilginin ezberci bir mantıkla öğrenildiği gün yüzüne çıkartılmayan bilgilerdendir. Öğrenci kafasına yüzlerce sınıflandırmayı sokmaya çalışırken en ufak bir rahatsızlıkta ne yapacağını bilememesi de düşündürücüdür. Neyse ki 4.sınıftan itibaren hastalar ile iletişime geçilmesi sebebiyle az çok bu sorunlar yine eskisi gibi kabuklarına çekilir ve öğrenci yine her ortama uymaya çalıştığı gibi bu ortama da kısa süre içinde uyar.

Tıp fakültesinin ilk üç senesi hakkında kısaca anlattığım Sosyal Medya Kafe'deki ilk yazımın sonuna geldim. Sonraki yazımda stajyerlik ve sonrasından bahsedinceye dek, hoşçakalın :) Sağlıcakla kalın :)

Bay Kefren  Yazar Hakkında:Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım.Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah...
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."