31 Mayıs 2015 Pazar

Sağlıkta Şiddet Terörü

31 Mayıs 2015 Pazar
Sağlıktaki şiddet terörü dur durak bilmezken iki örnek vereyim sadece :

30 yaşlarında uzmanlığını yeni kazanmış bir doktor... Yakın zamanda ise çok sevdiği çocuklardan birine sahip olacak bir baba adayı... Gaziantep'te ise sıradan bir gün...

Hastanede 80 li yaşlarda bir hastanın ameliyatı yapılır. Ama hayatta kalma olasılığı belki de öte taraflara gitmekten daha az... Dr. Ersin ARSLAN elinden geleni hatta daha fazlasını yapar; fakat ecel vakti gelince durdurmak ne mümkün, hasta ahirete doğru yolculuğa başlar. Ah, ah... Şimdi bu kara haberi nasıl yakınlarına ulaştırabilir ki bir doktor ? Başınız sağolsun, hastanızı kaybettik demek nasıl bir felaket doğuracak kimbilir düşünceleriyle torununa haberi verir üzüntüyle.

saglikta-siddet-teroru-bitsin


Torunu ilk başta ağlayıp, sızlar; ama sonra nedense sinirlenmeye, dilinden belki de hakaretler dökülmeye başlar. Doktorluk sadece fiziksel sorunları tedavi etmek değil, ruhsal devinim yaşayanları da anlayabilmektir deyip hakaretlere göz yumar Dr. Ersin ARSLAN

Biraz zaman geçtikten sonra torun hâlâ sinirli, beni büyüten dedemi nasıl öldürdün naralarıyla hastanede fır döner. Ve haklılığına (!) çözümü de o gencecik doktora, baba adayına bıçağı saplamakta bulur. Hakettin doktor, dedemi öldürmekle ölümü hakettin sözleri belki de Dr. Ersin ARSLAN'ın duyacağı son sözler olur. Ve görevi başında şehitlik mertebesine yükselir.

Artık doktor efendi dönemi bitti deyip medyada birer hedef haline getiren söylemlerin ardı arkası kesilmeden 2 gün önce yeni bir ölüm haberi daha yankılandı ülkemizde. Ki duydunuz değil mi o çığlığı, yılın doktoru ünvanını alan Dr. Kamil FURTUN'un üç kurşunla ruhlar alemine göçmesinin çığlığını. Yoksa hangi elbiseyi giysem bana daha çok yakışır tartışmalarından ya da bugün adadan kim elenecek diye yapılan tahminlerden kulaklarınız duymadı mı ?

Ah canım ülkem, bir doktor kolay kolay yetişmiyor sözünü yoksay kısa süreliğine. Bir insanın ölümünü düşün. Hiç mi için sızlamadı, hiç mi nasıl kıydılar diye hüzünlenmedin ve bunu yapanlara içten içe hiç mi kızıp köpürmedin ? Ah be canım ülkem, ne oldu sana böyle ? Nerde insanlık diye savunduğun o koca kavram ?

Sağlık terörü kol gezdikçe doktorunu savundun mu hiç ? Yoksa, amann bana ne, dövülmüşse vardır bir kabahati. Yoksa durup dururken bir insan bir başkasını döver mi ? Hatta daha ilerisine gidelim, durup dururken bir insan bir başkasını öldürür mü ?

Canım ülkem, Dr. Kamil FURTUN'u öldüren adamın dilinden dökülen şu sözler mi haklılığı savundurtur :

Canım sıkıldı, arada böyle farklı zevklerim var. Hoşuma gitti ve ben de vurdum.

Bundan sonrası için diyecek söz var mıdır ?

***

Sağlık sisteminde ilerlemeler kaydedildiği halde doktor cephesinden baktınız mı hiç olaylara. Bağrılan, hakaretler edilen, dövülen ve hatta öldürülen o doktorların gözünden. Biraz bakalım hep beraber :

saglikta-siddet-kabul-edilemez

Muayeneye gittiğiniz bir doktoru düşünün. Kapı önünde olduğunca uzun bir kuyruk... Sıranızı beklerken girip de çıkmak bilmeyen o hastaların ardı arkası kesilmeyince bağrışmalar başlıyor içinizde. Sabır, sabır deyip beklemeye devam ediyorsunuz; ama o sırada bir bakıyorsunuz ki sırası sizden sonra olan biri önce içeri giriyor ve bu da yetmezmiş gibi doktor içeriden çıkıyor ve yüzünde eksik olmayan gülümsemeler, kâhkahalar... Yeter ulan artık. Ne biçim doktorsun sen ? Kaç saattir burada bekliyorum ağaç gibi, sen ise işin şamatasındasın. Benim vergilerimle maaşını kazanıyorsun. Bana hizmet etmeye mahkumsun sözleri dökülmeye başlıyor dilinizden birer birer. Dur yolcu, bir de doktorun gözünden bakalım mı ?

Hastaları almaya başlayalım artık. Evet ilk hastamızı çağırın .... hanım/bey. Hoşgeldiniz, şikayetiniz neydi ? Hocam başım ağrıyor, midem bulanıyor, hiç bir şey yiyemiyorum. Eklemlerim acıyor, ayağım kırılmış gibi hissediyorum. Midem delinmiş gibiyim. Ve arkası gelmeyen şikayetler... Bakın tüm bunlar siz de olabilir; ama asıl sorununuz ne ? Bu sefer yavaş yavaş anlatmaya başlıyor hasta. Bundan sonra gerekli tetkikler istenip hasta yönlendiriliyor.

İkinci hastada sıra. O da aynı şekilde ve bu sefer daha bilgili. Kalbindeki damar kopmasına benzer acının nedenini internette araştırınca Kawasaki hastalığı gibi bir tabir duymuş. Belirtilerine bakınca da tamam ben de kesin Kawasaki hastalığı var deyip doktora onaylaması için gelmiş. Hikayesini almaya başlıyor doktor ve ağrının 5 km koştuktan sonra ortaya çıktığını anlayınca anlatmaya başlıyor hastaya. Bu fiziksel bir şey, çünkü koştukça kalbiniz hızlanır ve kan akımı artar ona bağlı hissettiğiniz acı oluşabilir tıpkı siz de olduğu gibi; ama gel de bu bilgili hastaya anlat. Doktora ne gerek var, internet nimeti her şeye yeter de artar değil mi ?

Sonra bekleyen yaşlı bir hasta var. Sıra önceliği onda olduğundan o alınıyor içeriye üçüncü sırada. Ama yaşlı hasta hoş sohbet... Konuşmaya başlamasıyla insanı güldürmesi bir. Ah dede, hoşgeldin sayende biraz da olsa güldük deyip kapıdan uğurluyor gülümsemeler eşliğinde; ama dışarıda hakaretler başlıyor birden. Birileri dövmek amacıyla üzerine yürüyor. Ama halk zar zor zaptediyor.

Söyler misiniz doktorun ne suçu var burda. O da insan değil mi ? Gülemez mi, eğlenemez mi ?

***

Sen ey canım ülkemin sessiz kalan insanı, seni muayene eden ve hastalığından Allah'ın izniyle kurtaran doktorun hakaretler işittiğinde, dövüldüğünde neden susuyorsun. Neden savunmuyorsun doktorunu ? Zulme sessiz kalan, zulmü işleyen gibi sayılmıyor mu ? Öyleyse onlardan ne farkın kalıyor söylesene canım ülkemin sessiz kalan insanı, ne kalıyor ?

***

Son söz olarak : Sağlık terörü artık bitsin, kolay kolay yetişmeyen bir doktor, efendi olmak için değil sana hizmet etmek için çabalıyor o kadar uzun süre canım ülkem. Sağlıkta şiddeti sona erdirmek artık senin elinde. Dur demek senin elinde. Doktorunu savunmak senin elinde.

***

Bu yolda ölen tüm doktorlara, sağlık çalışanlarına Allah'tan rahmet diliyorum.

Bay Kefren  Yazar Hakkında:Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım. İşte yepyeni blogum Heybemdeki Yolcu... (Blog kapandığı için link kaldırılmıştır.)Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah...
Devamını Oku »

15 Nisan 2015 Çarşamba

Çocuklarda Korkunun Nedenleri - Korkuyu Yenmek

15 Nisan 2015 Çarşamba
Çocuklarda Korkunun Nedenleri Çocuklarda Korkuyu Yenmek

-"Anneciğim korkuyorum."
-"Neden korkuyorsun ki? Bak ben hiç korkuyor muyum?

Çocuğu avutmak mı amacımız? Yoksa söylediğimiz söze önce kendimizi inandırmaya çalışmak mı?
Bizim hiç korkularımız, kaygılarımız yok mu? Yetişkinler de korkmaz mı aslında? Peki ya çocukken... Çocukken korkularımız yok muydu? Vardı elbette.

Çocukları anlamak için, hayata onların gözünden bakmak gerekir. Veya kendi çocukluğumuzu hatırlamak. Çocukların da korkuları vardır; yetişkinlerin de. Sadece farklılık gösterir.

Çocuklarda Korkunun Nedenleri:

  • Çocuk bazen bir hayvandan korkar. Çünkü onun tepkilerini önceden pek kestiremez. (Anlamlandıramadığı davranıştan korkmak)
  • Çocuk bazen kuvvetli bir sesten korkar. Sesin nereden geldiği, o aletin, nasıl böyle sesler çıkardığı, veya neden böylesi ürkütücü bir ses çıkardığı konusunda bir fikri yoktur. (Anlamlandıramadığı nesneden korkmak.)
  • Bazen bir gölgeden korkar çocuk. Hatta belki kendi gölgesinden bile. O bir gölgedir ve hareketleri vardır.  Gölge, bir anne gibi, bir baba gibi güvenilir değildir. (Anlamlandıramadığı görüntülerden korkmak.)
  • Bazı çizgi film veya oyun karakterlerinden korkar çocuk. Çünkü o karakter, istediği anda, istediği yerde  var olabilir ve istediği her şeyi yapabilir.Hem de ulaşılmaz güçtedir. Saldırır ve yok eder. Televizyondaki, bilgisayardaki kurguları anlamayan çocuğun, "bu kahraman ya bana da bir şey yaparsa..!" korkusu taşıması normal değil mi? (Anlamlandıramadığı güçten korkmak.)
  • Dayaktan, şiddetten, azarlanmaktan korkar çocuk. (Dayak sözcüğünü burada kullanmak istemezdim. Ama kullanmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Bu durumu yaşayan çocuk sayısı pek de az değil. Her ne kadar yakıştıramasam da, çocuk ve dayak sözcükleri, şu anda aynı paragrafta.)
Ortalama yetişkin boyunun 175 cm olduğunu düşünürsek. Küçük bir çocuğun boyunu da 100 cm var sayarsak. Kendinden 3/4 oranda büyük bir birey. Daha iyi anlamak için: 175 cm boyundaki bir bireyden 3/4 oranda büyük bir varlık, ortalama (yuvarlama) 220 cm uzunluğundadır.
2 metre 20 cm uzunluğunda, sizden daha yapılı, güçlü bir birey tarafından azarlandığınızı veya şiddete maruz kaldığınızı düşünün.
Şimdi 175 cm' yi bir yana bırakın. 1 metre boyundaki o cılız, savunmasız yavrunun yerine koyun kendinizi. Şimdi bakın o azarlayan ve şiddet uygulayan yetişkine. Ne görüyorsunuz?
Çok kötü bir oranlama; çok kötü bir istatistik.

Bu manzarayla yalnızca 1 kere karşılaşması bile yeter çocuğun korku duyması için. Korkmasın da ne yapsın çocuk? Bunlar çocuklarda korkunun nedenleri için, sadece birkaç örnek. Peki ya çocuklarda korkuyu yenmek için neler yapılabilir? Çocuklarda korkuyu yenmek zor mudur?

Çocuklarda korkuyu yenmek:

  • Öncelikle çocuğun gözünden bakmak gerek dünyaya. Bizim gördüğümüz şeylerin, onların dünyasındaki görüntüsü nasıl?
  • Hayatımızda defalarca duyduğumuz, belki de hala duyduğumuz zaman ürperdiğimiz bir sesten; o sesle yeni tanışan ve anlayamayan çocuğun korkması normal değil mi? Ona o sesi açıklamak gerek. Görünmeyen bir ses ise, mümkünse göstermek gerek. Helikopteri, uçağı göstererek, güçlü motorlarını bu şekilde çalıştırdığını anlatabiliriz. Mutfakta çalışan bir robotun sesiyse korkulan ses; çalıştırmadan önce çocuğu bilgilendirebilir, birlikte çalıştırabiliriz. Ben, patatesleri kızgın yağa atarken çıkan sesten oğlumun korktuğunu fark edince, patatesleri yağa atmadan önce oğlumu uyarıp, birazdan ses çıkacağını söyledim. Çok faydası oldu. Çocuk anlamadığı şeylerden korkar.
  • Hayvan korkusunu yenmesi için ona küçük, evde bakılabilecek  (ama kesinlikle sorumluluğu alınabilecek) bir hayvan alıp beslemek; o hayvanın rutin hareketlerinin kendi doğasından kaynaklandığını anlamasını, gözlemlemesini sağlamak çözüm olabilir.
  • Televizyondaki, oyunlardaki karakterleri çocuklara izah etmek gerçekten zor. Bu yüzden mutlaka çocuğun yaşına uygun film ve oyunlar konusunda ısrarcı olmalıyız. Çocuklara uygun film ve oyunlar var. Yeter ki biz isteyelim. O zaman çocuğu iyi tercihlere yönlendirebiliriz. Biraz zaman alabilir. Ama mutlaka olacaktır.
  • Müziğin, ritmin, notanın çocuklarda korkuyu yenmek ve  kötü alışkanlıklardan uzaklaşmak konusunda çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Ritim, çocuğu sakinleştirir, huzur verir.
  • Çocuklarda korkuyu yenmek konusunda, yazması en zor konudayız şimdi: Şiddet. Şiddet görmüş çocuğa nasıl yaklaşmalıyız? Onun dünyasını tekrar nasıl yeşertmeliyiz? SEVGİ. Sevginin sıcaklığı en iyi ilaç. Korkan çocuğa açılacak bir kucak, sevgi ve sabır, tüm sorunların üstesinden gelecektir.
Unutmamalıyız ki; bu günün çocukları yarının büyükleri.

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mutfağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...

"Çocuklarda Korkuyu Yenmek" makalemi beğendiyseniz,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

28 Ocak 2015 Çarşamba

Çocukların Sağlıklı Beslenmesi

28 Ocak 2015 Çarşamba
Çocukların Sağlıklı Beslenmesi

Çocukların Sağlıklı Beslenmesi

Merhaba. Bu gün sizlerle Sosyal Medya Kafe aracılığıyla buluşmanın mutluluğu ve heyecanı içerisindeyim. Burada sizlerle kimi zaman türlü türlü yemek ve pasta tariflerini; kimi zaman ise güncel konulardaki makalelerimi paylaşır; yorumlarınızla fikir alış verişi yaparız.
İlk yazımın konusunu, “Çocukların Sağlıklı Beslenmesi” oluşturuyor. Bunun sebebi; en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın beslenmesinde gereken hassasiyet ve önemin gösterilmesi gerektiğidir.

Çocuklar dünyaya geldiklerinde, kendi yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli bilgilere sahip değildirler. Yeme-içmeyi bilmezler; kendi kendilerine yetemezler. Ancak onları kayıtsız şartsız seven, özverili ailelerin ellerinde, sevgi, şefkat ve tabi ki de sağlıklı beslenme teknikleriyle büyür ve gelişirler.

Bebekliğin ilk dönemlerinde, anne sütünün eşsiz besleyiciliği ve sağlık açısından önemi tarif edilemez. İlk altı ay boyunca anne sütüyle beslenen bebek, yavaş yavaş diğer gıdaları da almaya başlar. Yaklaşık olarak 2 yaşına kadar( bazen bebeklerde farklılıklar görülebiliyor.) alınan anne sütü, hastalıklara karşı vücudun direnç kazanmasını sağlar. Anne sütüne destek olarak çeşitli çorbalar, yoğurt ve besleyici püreler de ayına göre bebeğe yedirilebilir.

Bu gelişim sürecini atlattıktan sonra bebek, diş çıkartmanın da etkisi ile bulduğu her şeyi ağzına götürmeye başlar ve asıl sorun bundan sonra başlamaktadır. Hem ortalıkta bulduğu her şeyi ağzına götürmesi mikrop kapmasına sebep olacaktır. Hem de kendi elleri ile yemeği keşfedecek ve bazen onaylamadığımız yiyecekleri yemeye çalışacaklardır. Patates, makarna, havuç gibi yiyeceklerin bu dönemdeki desteğini inkar etmek olmaz. Çocuk bu yiyecekleri elleriyle yemekten zevk duyacaktır.

Peki ya hazır yiyecekler? 

Bakkaldan, marketten alınan rengarenk, şıkır şıkır ambalajlı şekerleme, cips gibi yiyecekler, çocuk seviyor diye verilmeye başlanırsa, çocukların sağlıklı beslenmesi hususunda gösterdiğimiz tüm hassasiyet boşa gitmiş demektir. Bazen bu masumca hata anne, baba, diğer aile bireyleri, eş-dost tarafından da yapılabiliyor. Çocuğu sevindirmek adına yapılan bu yanlışın dönüşü yok. İdrak yeteneği olmayan çocuk, bu cici, tatlı şeyleri pek seviyor. Elleriyle kavrayıp yiyebilme zevki, zaten farkında olmadığı sağlık bilgisinin önüne geçiyor.

Size tavsiyem; elleri ile yemek yemek isteyen çocuğun bu zevki tatmasına izin verin. Kirlenmesini göze alabileceğiniz birkaç parça giysiyi, bir naylon (veya benzeri) örtüyü bu iş için ayırın. Suyundan arındırdığınız bazı taneli yiyecekleri (barbunya, bezelye, fasulye, patates, makarna) elleriyle keşfetmesine izin verin. Hatta küçük bir kaşık verip pilavı bile döke saça yemesine izin verin. Böylece onaylamadığımız atıştırmalıklardan uzak tutmuş oluruz.

Çocukların sağlıklı beslenmesi

Söz konusu çocukların sağlıklı beslenmesi olunca, annelerin veya anneanne- babaannelerin hünerli ellerinin önemi bir kat daha artıyor. Evde pişmiş bir börek, kek, kurabiye, poğaça; hem çocuğun kendi kendine yeme ihtiyacını karşılar; hem de kendi ellerimizle hazırladığımız sağlıklı besinleri çocuğumuza yedirmenin huzur ve güvenini bize yaşatır.

Okul çağına gelmiş çocuğun beslenme çantasını da evde hazırlamak, en doğru tercihtir. Bir parça tost, meyveli kurabiye ve kekler, süt, bir taze meyve doğru bir seçim olacaktır. Bazen çocuk, özellikle de erken kalkıp okula gidiyorsa; evde pek fazla bir şey yemeye biliyor. Gözlemlediğim kadarıyla, değerli öğretmenlerimiz çocukların sağlıklı beslenmesi konusunda yeterince hassas davranıyor ve kahvaltı veya yemek saatleri düzenleyerek hem çocukların beslenmesine katkı sağlıyor, hem de çocukların güzel bir ortamda kaynaşmalarını ve paylaşımcı olmalarını sağlıyorlar.

En değerli varlıklarımız, çocuklarımız. Çocukların beslenmesi, sağlığı, barınması, korunması konusunda mükellef olan bizlere, yetişkinlere, ailelere çok iş düşüyor. Bu konuda yeterli hassasiyete sahip olunmalı, gelecek nesillerin sağlıklı bireylerden oluşması için gereken her şeyin el birliği ile yapılması gerekmektedir. Mutlu ve sağlıklı yarınlar dileğiyle…

Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...

Çocuklarda Sağlıklı Beslenme Yazımı Beğendiyseniz, Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."
Sosyal Medya Kafe Copyright © 2019 Tüm Hakları Saklıdır...