sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2018 Pazartesi

Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları

17 Aralık 2018 Pazartesi
Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları
Güçlü bir hafıza, beyin sağlığınız için ne kadar yatırım yaptığınızla doğru orantılıdır. Zihninizi keskin tutmak, korumak ve iyileştirmek için yapabileceğiniz pek çok şey var ve biz de bu yazıda hafızayı güçlendirmek ve beyin gücünü arttırmak için uygulayabileceğiniz bazı basit ama etkili ipuçları derledik.

Hafızayı Güçlendirmek ve Beyin Gücünü Arttırmak İçin İpuçları


İnsan beyni, yaşlılık dönemindeki zihinsel değişimler de dahil olmak üzere, tüm değişim süreçlerine uyum sağlama konusunda şaşırtıcı bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek nöroplastisite olarak adlandırılır. Doğru bir uyarımla, beyin yeni sinirsel yollar oluşturabilir ve mevcut bağlantıları değiştirebilir.

Beynin kendini tekrar tekrar şekillendirebilme yeteneği, özellikle öğrenme ve hafıza geliştirmeye inanılmaz katkı sağlar. Bilişsel yeteneklerinizi arttırmak, öğrenme becerinizi geliştirmek ve her yaşta hafızanızı canlı tutmak için nöroplastisitenin doğal gücünü kullanabilirsiniz. Nasıl mı? Aşağıdaki ipuçlarını takip etmekle işe başlayabilirsiniz.

1. Beyin Egzersizi Yapmak


Her biriniz birer yetişkin olduğunuzda, beyniniz hızlı bir şekilde bilgiyi işleme ve hatırlama, sorunları çözme ve görevleri minimum zihinsel çaba ile yürütmeye yardımcı olan milyonlarca sinir yolu geliştirmiş olur. Fakat rutine saplanıp kalırsanız, beyninizin gelişmeye devam etmesi için ihtiyaç duyduğu uyarımı engeller ve tembelliğe itersiniz. Bu nedenle, bazen beyni zorlayan ve her zamankinden farklı yöntemler denemek hafızanızı dinç tutmanıza ve zihinsel performansınızı arttırmanıza yardımcı olacaktır.
Belleğinizi ne kadar çok zorlar ve kullanırsanız, bilgiyi o kadar iyi işleyebilir ve hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Beyni aktif tutmak için seçeceğiniz aktiviteler için her defasında aklınızda bulundurmanız gereken 4 temel unsur vardır:

  • Yeni bir şey öğrenmek: Zaten iyi olduğunuz bir işi sürekli tekrarlamak aslında iyi bir beyin egzersizi sayılmaz. Yeni ve sizi gerçekten zorlayan, hiç alışık olmadığınız beyin egzersizleri ile bellek sağlığınıza daha fazla yatırım yapmış olursunuz. Her zaman yeni beceriler geliştirerek etkili sonuçlara ulaşabilirsiniz.

  • Zorlu beyin aktiviteleri seçmek: Önemli olan sadece zor olan aktiviteyi bulmak değil, aynı zamanda zihinsel çaba gerektiren bir şey olmalı bu. Mesela, daha önce ezberlediğiniz oldukça zor bir müzik eserini tekrar denemek yerine, hiç denemediğiniz zor bir eser için çaba harcamak beyniniz için çok daha faydalı bir egzersiz olacaktır. 

  • Hep bir adım ileri bakmak: Bir konudaki becerileriniz arttıkça, devam etmenizi ve kendinizi daha çok geliştirmenizi sağlayacak ikinci, üçüncü .... adımlara yönelin. Sonraki performansınız hep daha fazla ilerlemeye yönelik olsun. 

  • Keyif almak: Her ne kadar zorlu da olsa, beyni geliştirmek ve hafızayı güçlendirmek için yapacağınız aktiviteleri zevk alacağınız ve sonunda sizi yeterince tatmin edecek olanlardan seçmeye çalışın. Yaptığınız işten keyif almanız beynin mutluluk hormonu (endorfin, melatonin, serotonin) salınımını arttırır ve bu da zihninizin gelişmesine ve canlı kalmasına yardımcı olur.

Beynin performansını ve dolayısıyla hafıza geliştiren en etkili faaliyetler hangileridir sorusu ile mi boğuşuyorsunuz? Aslında bunun belli bir cevabı yok. Bu tamamen sizin hayal gücünüze bağlı. Ancak fikir olması açısından bazı örnekler isterseniz buyurun:

  • Enstrüman kullanmayı öğrenmek (ya da yeni bir enstrüman denemek) 
  • Yabancı dil öğrenmek ve bunu tek dille sınırlamamak 
  • Satranç oynamak ve her defasında farklı stratejiler denemek 
  • Dans eğitimi almak (özellikle modern dans) 
  • Daha önce denemediğiniz bellek geliştiren bir sporla veya aktiviteyle ilgilenmek. 

Yukarıdakiler sadece basit örnekler. Siz, keyif alacağınız ve zihninizi zorlayacağına inandığınız herhangi bir beyin ve hafıza geliştirici faaliyet seçebilirsiniz.

2. Fiziksel Egzersiz


Zihinsel egzersiz beyin sağlığı için ne kadar önemliyse fiziksel egzersiz de beyin gelişimi için bir o kadar tamamlayıcı özelliğe ve öneme sahiptir. Fiziksel egzersiz beyne giden oksijen miktarını arttırarak, hafızayı zayıflatan diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Genel olarak kalp sağlığı için faydalı olan her şey beyin sağlığı için de faydalıdır. Yanı sıra fiziksel egzersiz stres hormonlarının da azalmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle düzenli olarak egzersiz yapmayı günlük yaşamınıza dahil etmekle kendinize büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

3. Sağlıklı Bir Uyku Düzeni


Yetişkinlerin günde 7 ila 9 saat arası uykuya ihtiyaçları olduğunu zaten biliyorsunuz. Yetersiz bir uyku (gece uykusu), hafıza, eleştirel düşünme, yaratıcılık ve problem çözme becerilerinizi zayıflatır ve beyin sağlığınızı olumsuz etkiler.

Eğer uyku probleminiz varsa, uykunuzu düzene sokmak için bazı yöntemler deneyebilirsiniz:

  • Uyku saatleri belirlemek ve bu saatlere mümkün olduğunca sadık kalmak. Örneğin sabah saat 08:00'de kalkıp gece saat 23:00'de uyumaya karar verdiyseniz. Ertesi gün de aynı saatte uyanıp yine aynı saatte uyumaya çalışın. 
  • Uyumadan en az 1 saat önce TV, telefon, bilgisayar gibi uyaranlardan kaçının. Bu tip ekranlardan yayılan mavi ışık uyanık kalmayı tetikler ve uyumanıza yardımcı olan melatonin gibi hormonların bastırılmasına neden olur. Öte yandan, bu tür cihazların yaydığı radyasyon beyin sağlığınıza, dolayısıyla hafızanıza zarar verir. 
  • İyi bir uyku için kafein alımınızı da sınırlamanızda fayda var.

Ayrıca okuyun: Yeterli Uykunun Önemi ve Uyku Kalitesini Arttırma Yolları 

4. Dostlarınızla Vakit Geçirin


Hafızayı güçlendirmenin etkili yollarından bir diğeri de keyif aldığınız dostlarınızla vakit geçirmektir. Bu anlamda, arkadaşlarınızla dolu dolu sohbet edebilir, bulmaca çözebilir, satranç gibi stratejik oyunlar oynayabilir, birlikte sinemaya-tiyatroya gidebilir veya eğlenceli başka aktiviteler yapabilirsiniz. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar, nitelikli arkadaşlığın ve eğlenceli bir yaşam tarzının sadece duygusal sağlığa değil, aynı zamanda bilişsel gelişime de fayda sağladığını gösteriyor.

Sağlıklı ilişkiler ve başkalarıyla etkileşim içerisinde olmak belki de en iyi beyin egzersizlerinden biridir. Yani, aktif ve kaliteli bir sosyal yaşam güçlü bir bellek için son derece faydalıdır.

5. Stres Yönetimini Öğrenin


Stres, beynin en zararlı düşmanlarındandır. Uzun vadede stres beyin hücrelerini yok eder ve hafıza kaybına bile yol açabilir. Bu nedenle stresten arınmak için bazı temel prensipler edinmeniz faydalı olacaktır. Aşağıdaki ipuçlarını yaşamınıza dahil ederek bu konuda ilerleme sağlayabilirsiniz:

  • Hayattan beklentileriniz her zaman gerçekçi olsun.
  • Duygularınızı saklamak yerine mutlaka uygun bir şekilde ifade etmeyi deneyin. 
  • Kendinize vakit ayırın.
  • İş ve sosyal hayat arasında mutlaka bir denge oluşturun.
  • Çok fazla sorumluluk ve görevi aynı anda yerine getirmek yerine, her defasında tek bir göreve odaklanmaya çalışın. ...
  • Ve kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri olan "Hayır" demeyi öğrenin. Bunun stresi nasıl hızla uzaklaştırdığına şaşıracaksınız.

6. Meditasyon Yapın


Meditasyonun zihinsel sağlık yararları hakkında yığınla çalışma mevcut. Bu çalışmalar, meditasyonun depresyon, anksiyete, kronik ağrılar, diyabet, hiper tansiyon ve daha bir çok konuda iyileştirici etkisi olduğunu göstermektedir. Dahası, konsantrasyon, yaratıcılık, pratik düşünme, hafıza güçlendirme, hızlı öğrenme ve muhakeme becerilerini geliştirme konusunda da son derece etkili olan meditasyon, beyninizin gerçek potansiyelini açığa çıkarmanıza yardımcı olur.

7. Kahkahanın Gücüne İnanın!


Kahkahanın en iyi ilaç olduğu ve zihni canlandırmakla birlikte tüm vücut sağlığınız için ne kadar önemli olduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. Kahkaha beynin sadece belli bir bölümünü değil, tüm beyin loblarını harekete geçirir ve zihinsel performansı arttırır. Bu nedenle gülmek ve kahkaha atmak için her fırsatı değerlendirin ve hatta bunun için fırsatlar yaratın.

8. Beyin Sağlığını Destekleyen Gıdalar Tüketin


Doğal meyve ve sebzeler, kepekli tahıllar, sağlıklı yağlar ve vitamin-mineral yönünden zengin diğer gıdaları içeren bir beslenme modeli, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan pek çok fayda sağlar. Beyin gücünü artırmak ve ilerleyen yaşlarda görülebilecek Alzheimer gibi hastalıkların riskini en aza indirmek ve için aşağıdaki beslenme ipuçlarını takip edebilirsiniz:

  • Omega-3 içeren gıdalar tüketin: Araştırmalar, omega-3 yağ asitlerinin beyin sağlığı için çok faydalı olduğunu göstermektedir. Özellikle somon, uskumru, sardalya ve ringa balığı gibi soğuk su balıkları, zengin bir omega-3 kaynağıdır. Yanı sıra deniz yosunu, keten tohumu, ceviz, böbrek fasulye, brokoli, ıspanak, kabak çekirdeği ve soya fasulyesi gibi bitkisel omega-3 (bunlar özellikle vejetaryen ve veganlar için harika omega-3 kaynaklarıdır) kaynaklarını da tüketebilirsiniz. 

  • Doymuş yağ tüketimini sınırlayın: Kırmızı et, tam yağlı süt, tereyağı, peynir, krema ve dondurma gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar zihinsel fonksiyonları zayıflatarak konsantrasyon ve hafızayı olumsuz etkiler. Ayrıca demans riskinin artmasına yol açar.

  • Daha fazla meyve ve sebze tüketin: Meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanlar, beyin hücrelerini hasra karşı korur. 

  • Kırmızı şarap deneyin: Aşırı alkol tüketimi beyin hücrelerine ciddi zararlar verebilir, ancak ılımlı bir şekilde tüketeceğiniz kırmızı şarap bilişsel gücü ve hafızayı geliştirebilir. Kırmızı şarap, resveratrol açısından zengindir ve beyindeki kan akışını hızlandırır. Ayrıca Alzheimer gibi hastalıkların riskini azaltan flavonoid açısından da en etkili alternatiflerden biridir. 

  • Yeşil Çay: Beyin hücrelerine zarar veren serbest radikallere karşı iyi bir koruma sağlayan polifenoller ve antioksidanlar içeren yeşil çay, pek çok faydayla birlikte, aynı zamanda hafıza güçlendirme ve zihinsel performansın artmasında son derece etkilidir. 

9. Zayıf Hafızaya Yol Açabilecek Hastalıkları Öğrenin ve Önlem Alın 


Belleği zayıflatan çeşitli hastalıklar ve ilaçlar vardır. Bunlar genellikle aşağıdakileri içerir:

  • Kalp hastalıkları, yüksek kolesterol ve hiper tansiyon gibi hastalıklar bilişsel bozukluklara yol açabilir. 
  • Bazı araştırmalar diyabetin hafıza ve bilişsel düşüş yaratma riskinin olduğunu göstermiştir. 
  • Özellikle hormonal dengesizlik yaratan menopoz, bu süreçteki kadınların genellikle düşük östrojen salınımından kaynaklı hafıza problemlerine neden olabilmektedir.Ayrıca tiroid dengesizliği de unutkanlık gibi problemlere yol açabilmektedir. 
  • Bazı ilaçların yan etkileri hafıza problemleri yaratabilir. Bunları antidepresanlar, alerji ilaçları ve uyku ilaçları şeklinde sıralayabiliriz. Bu tür ilaçlar kullanıyorsanız, olası yan etkiler hakkında doktorunuzla görüşmeniz faydalı olacaktır.

Beyin sağlığını ve hafızayı güçlendirmek için uygulayacağınız bu yöntemlerin mutlaka faydasını göreceksiniz. Ancak elbette yapabilecekleriniz bu okuduklarınızla sınırlı değil. Bunlara ek olarak daha pek çok yöntem olduğunu da hatırlatmış olalım.

Not: Okumak ve araştırmak beyni geliştiren en önemli faktörlerdendir. Bu nedenle bol bol okuyalım, araştıralım. 

Yazar Hakkında: Sağlık, güzellik, kişisel gelişim, anne-bebek, pratik bilgiler, şifalı bitkiler ve daha fazlası için xhayat.com bağlantısını tıklayarak sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca belirtilen kategorilerde içerik üretebilecek herkesi konuk yazar olarak sitemizde ağırlamaktan mutluluk duyarız.

Konuk yazarımızın; "Güçlü Bir Beyne ve Keskin Bir Hafızaya Sahip Olmanın Yolları" makalesini beğendiyseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

19 Kasım 2018 Pazartesi

Sağlıklı Yaşlanma Ve Omega 3

19 Kasım 2018 Pazartesi

Sağlıklı Yaşlanma Ve Omega 3

Sağlıklı Yaşlanma Omega 3

Boston'daki Tufts Üniversitesi Friedman Beslenme Bilim ve Politika Okulu'ndan Heidi Lai tarafından yönetilen yeni bir çalışmada, omega 3 açısından zengin deniz ürünleri tüketimi ve sağlıklı yaşlanma arasındaki bağlantıyı incelendi.

Lai ve meslektaşları "sağlıklı yaşlanmayı", "kronik hastalıklar olmadan, sağlam fiziksel ve zihinsel işlevlerle anlamlı bir yaşam süresi" olarak tanımlıyor.
Araştırmacılar makalelerinde açıkladıkları gibi, sağlıklı yaşlanma problemi giderek önem kazanmaktadır. Popülasyonlar dünya genelinde hızla yaşlanır ve bunlarla birlikte kronik hastalık oranları artar.

Dolayısıyla, daha fazla araştırma, sağlıklı yaşlanmanın neyi kapsadığını ve bunu başarmak için neler yapabileceğimizi incelemektedir.
Örneğin, Lai ve meslektaşları tarafından yapılan bazı çalışmalarda, omega-3 tüketimi ve kardiyovasküler hastalık arasında ters bir ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte, tuhaf olarak bazı çalışmalarda omega-3 alımının daha yüksek bir prostat kanseri insidansı ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Diğer çalışmalar, omega-3 yağ asitleri ve "kanser, diyabet, akciğer hastalığı, ağır kronik böbrek hastalığı, bilişsel ve fiziksel işlev bozukluğu" söz konusu olduğunda gayet iyi sonuçlar vermiştir.

Yaşlı toplumun arttığı bu günlerde şunu sormak gerekebilir: Sadece daha uzun yaşam sürmek için değil, aynı zamanda daha sağlıklı olmak için ne yapabiliriz? Bu soru üzerine uzmanların yeni ve etkileyici bir cevabı var. Daha fazla deniz ürünleri yiyin!

Omega 3 ve Sağlıklı Yaşlanma Arasındaki İlişki İnceleniyor


Ekip, Amerika Birleşik Devletleri Kardiyovasküler Sağlık Çalışmasına kayıtlı olan 2.622 erişkinin omega-3 yağ asitlerinin dolaşımdaki kan seviyelerini incelemiştir.
Bu çalışmanın başında katılımcılar ortalama 74 yaşındaydı. Omega-3'lerin kan düzeyleri 6 yıl sonra ve 13 yıl sonra ölçüldü.
Çalışmada göz önüne alınan omega-3 türleri, eikosapentaenoik asit (EPA), dokosaheksaenoik asit (DHA), doosapentaenoik asit (DPA) ve alfa-linolenik asit (ALA) idi.

Omega-3'lerin ilk üç türü için başlıca besin kaynakları şunlardır:
  • Somon
  • Uskumru
  • Ton balığı
  • Ringa balığı
  • Sardalye
  • Diğer deniz ürünleri

ALA içeren başlıca besin kaynakları şunlardır:

  • Fındık
  • Tohum
  • Bitkisel yağlar

(Alfa linolenik asit bir tür omega 3 yağ asidi türü ve diğerlerine göre daha çok bitkilerde bulunur.)

Sağlıksız Yaşlanma Riski Yüzde 24 Oranında Azalıyor


Genel olarak, 2015 yılındaki bir çalışma sonunda, katılımcıların yüzde 89'u yaşa bağlı kronik hastalıklar, zihinsel ya da bedensel işlev bozukluğu yaşarken, yüzde 11'i sağlıklı bir şekilde yaşadı.Yalnız kronik hastalık yaşayan yüzde 89'luk dilimdeki insanların bu durumu normalden daha hafif atlattığı tespit edilmiştir.

Analizde, en yüksek deniz mahsulü değeri olan doosapentaenoik asit (DPA) içeren besinleri tüketen insanların,tüketmeyen insanlara göre yüzde 24 oranında daha sağlıklı şekilde yaşlandığı ortaya koyulmuştur.Bu değer bir tedavi seçeneği oluşturacak kadar yüksek bir değer olmasa da azımsanacak bir değer değildir.

Son olarak, bitkilerden elde edilen deniz ürünü türevi olan omega 3 yağ asitleri, sağlıklı yaşlanma konusunda balıklardan elde edilene göre daha az etki gösterse de olumlu etkileri olmuştur.
Ancak, omega-3'lerin kan basıncını ve kalp atışını kontrol altında tutmanın yanı sıra inflamasyonu azaltmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Uzmanların bu konudaki yorumu şu şekildedir:
“Bu bulgular, sağlıklı yaşlanmanın sürdürülmesi için omega-3 yağ asitleri ile ilgili makul biyolojik mekanizmalar ve müdahaleler hakkında daha fazla araştırma yapılmasını ve yaşlı yetişkinler arasında balıkların diyet tüketiminin artırılması için destek kılavuzları yapılması gerektiğini desteklemektedir.”

Diğer Yaşlanma Engelleyici Besinler


1-)Kırmızı Biber
Kırmızı biber, anti-aging söz konusu olduğunda yüksek dereceli antioksidan içeren bir besindir. Kollajen üretimi için iyi olan yüksek C vitamini içeriğine ek olarak kırmızı biberler, karotenoidler olarak adlandırılan güçlü antioksidanları içerir.
Karotenoidler, birçok meyve ve sebzede gördüğünüz parlak kırmızı, sarı ve turuncu renklerden sorumlu bitki pigmentleridir. Çeşitli iltihap önleyici özelliklere sahiptirler ve güneşten zarar görmeye, kirlenmeye ve çevresel toksinlere karşı cildin korunmasına yardımcı olabilirler.

2-)Brokoli
Brokoli bir anti-inflamatuar, yaşlanma önleyicidir.
  • C ve K vitaminleri
  • Çeşitli antioksidanlar
  • Lif
  • Folat
  • Lutein
  • Kalsiyum içerir.
Vücudun C vitaminine, ciltte kuvvet ve elastikiyet veren ana protein olan kollajen üretimi için ​​ihtiyacı vardır.
Denemek için: Hızlı bir atıştırma olarak brokoliyi çiğ yiyebilirsiniz. Fakat zamanınız varsa, yemeden önce hafifçe buharda pişirebilirsiniz.

3-)Fındık
Fındık ve badem, cilt dokusunu onarmaya, cildin neminin korumasına ve cildin zararlı UV ışınlarından korunmasına yardımcı olabilecek büyük bir E vitamini kaynağıdır. Cevizler, yardımcı olabilecek anti-inflamatuar omega-3 yağ asitlerini bile içerir:
  • Cilt hücre zarlarını güçlendirir.
  • Güneş hasarına karşı korur.
  • Doğal yağ bariyerini koruyarak cilde güzel bir parlaklık verir.
  • Kalp hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltır.
  • Yaşı kişilerde bilişsel gerilemeyi azaltır.

4-)Avokado
Avokadolar, yumuşak ve esnek bir cildi destekleyen iltihapla savaşan yağ asitlerinden yüksek meyvelerdir. Bunlar ayrıca, yaşlanmanın olumsuz etkilerini önleyebilecek çeşitli temel besinleri içerir:
  • K, C, E ve A vitaminleri
  • B vitaminleri
  • Potasyum
Avokadodaki A vitamini , ciltteki ölü hücrelerin dökülmesine ve yerine parlak, ışıltılı bir cildin gelmesini sağlar.Karotenoid içeriği ayrıca toksinlerin engellenmesine ve güneş ışınlarından gelen zararın azalmasına yardımcı olabilir bu sayede cilt kanserine karşı koruma sağlar.

Yukarıdaki besinlere ek olarak;
Tatlı patates
Ispanak
Yaban mersini
Nar
sayılabilir.

Yazar Hakkında:İnsan vücudundaki mucizevi ve merak edilen olayları,sağlık konusunda faydalı bilgileri,tıp fakültesinde okuyan,kazanmak isteyen ve sağlık sektöründekiler için işe yarar bilgileri Fizyolojik Tıbbi Bilgiler blogumda bulabilirsiniz.
Devamını Oku »

15 Ekim 2018 Pazartesi

21. YY Sorunu : Obezite

15 Ekim 2018 Pazartesi
Obezite Sorunu

OBEZİTE SORUNU

Dünyada obeziteyle verilen mücadelede maalesef olumlu sonuçlar alınamıyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayça Doğan Mollaoğlu “Böyle devam ederse 2025 yılında tüm dünyada her 5 kişiden 1’inin obez olması bekleniyor” sözleriyle durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı ve anormal yağ birikmesidir. Obeziteyi ölçmede en yakın ve doğru sonuç gösteren ‘Beden Kitle İndeksi’ kullanılmaktadır. Bu ölçme, kilonun boya bölünmesiyle bulunur. Vücut ağırlığı ve boyunuzu hesapladığınızda çıkan sonuç 18,5-25 arasında ise bu sizin normal kiloda olduğunuzu gösterirken 30 ve yukarı sonucu ise obez olduğunuzu işaret etmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre en çok obez nüfus %61 oranla Nauru' da bulunmakta. Bu korkunç bir yüzde, verilere göre ülkenin yarısından fazlası obeziteyle hayatına devam etmeye çalışıyor. Türkiye ise %32.1 ile bu sıralama da 17 sırada yer alıyor. Ülkemiz de kadın obezite oranı erkeklere göre daha fazladır.

OBEZİTENİN NEDENLERİ


Obezitenin birden fazla nedeni vardır. Dünya hızla değişirken bizde bu karmaşaya ayak uydurmaya çalışıyoruz. Gelişen teknolojiyle beraber hayatımızı kolaylaştıran bir çok cihaz bizlerle buluştu ve buluşmaya devam ediyor. Araba, asansör, telefon, uzaktan kumanda vb. gibi. Bununla beraber hareket alanımız kısıtlandı ve enerji harcamamaya başladık. Yeme alışkanlıklarımız değişti sağlıklı ve doğal ev yemeklerinin yerini, kısa sürede hazırlanan sağlıksız 'fast food'lar aldı. Bunun yanına bir de alkol ve sigara eklenince hızlıca kilo almamak için hiç bir neden ortada kalmıyor.
Çevre faktörü de obezitede büyük önem arz ediyor. Aile ve arkadaş çevresinde abur cubur, fast food gibi sağlıksız gıdalarla besleniyorsa bu da bireyi olumsuz yönde etkiliyor. Özelikle aile, günün yarısından çoğunu beraber geçirdiğiniz insanlar kötü beslenme alışkanlıklarına sahipseler sizin de pek şansınız olmuyor. Fiziksel nedenlerin yanında ruhsal ve psikolojik etkilerde obezitenin bir diğer nedenlerinden. Özellikle çocuklukta yaşanan travmalar, sevdiklerini kaybetme, aile içi huzursuzluk ve sorunlar kişiyi yemeğe yönlendirir. Hayatımızda stres olmazsa olmaz fakat bunla baş edemeyip çıkış kapısı yemekte görülür. Ve alınan kilolarla beraber insanın öz güveni azalır. Kaybedilen güven sorunuyla baş etmek için kişi yine yemeğe başvurur ve bu bir kısır döngü oluşturarak bireyin kendini sürekli yanlış bir şekilde tekrarlamasına neden olur.

OBEZİTENİN YARATTIĞI BAZI SAĞLIK SORUNLARI


Obezite beraberinde bazı hastalıkları da yanında getiriyor;
  • Tip 2 Diabetes Mellitus ( Şeker Hastalığı)
  • Hipertansiyon ( yüksek tansiyon)
  • Koroner arter hastalığı
  • Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi (Kan Yağlarının Yükselmesi)
  • Metabolik sendrom
  • Safra kesesi hastalıkları
  • Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )
  • Osteoartrit
  • Felç
  • Uyku apnesi
  • Karaciğer yağlanması
  • Astım
  • Solunum zorluğu
  • Gebelik komplikasyonları
  • Menstruasyon düzensizlikleri
  • Aşırı kıllanma
  • Ameliyat risklerinin artması
  • Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme), gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)
  • Toplumsal uyumsuzluklar
  • Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları
  • Kas-iskelet sistemi problemleri
  • İnsülin direnci – Hiperinsülinemi.

OBEZİTENİN TEDAVİSİ


Obeziteyle mücadele de uygulanan tedavilerin başında Diyet ve Egzersiz gelmektedir. Bunun yani sıra ilaç ve cerrahi tedavilerde uygulanır. İlk tercih edilen ve sağlıklı yöntem her zaman diyet ve egzersizlerdir. Hastanın hareketli olması ve yediklerine dikkat etmesinin yanında kişisel terapi veya grup terapileri kişiye destek olacaktır. Bu süreçte kilo vermek büyük bir başarı ancak asıl başarı iradeye sahip çıkıp verilen kiloların geri alınmamasıdır.

Yazar Hakkında:Suveyda.net blogunun iki yazarından biriyim. Blogumuz iki kardeşin iyi anlaşması ve ortak zevklerinin bir ürünüdür. Yabancı dizi önerileri, genel, gündem, kitap incelemeleri, film incelemeri gibi konularda yazıyoruz. Yazılarımız çoğu ‘’genel’’ kategorisinde çünkü farklı bir sürü konu hakkında yazı yazmayı seviyoruz sanırım.
Blogumuza Suveyda.Net' ten ulaşabilir, instagram : esuveyda hesabımızdan takip edebilirsiniz.:)

Konuk yazarımızın makalesini beğendiyseniz,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »

8 Ekim 2018 Pazartesi

Kalp Yetmezliği Nedir? Belirtileri,Sebepleri,Nedenleri

8 Ekim 2018 Pazartesi

Kalp Yetmezliği Nedir?


Kalp Yetmezliği Nedir
Kalp yetmezliği” terimi basitçe kalbin vücudun gereksinimini karşılamaya yetecek miktarda kanı pompalamadaki yetersizliği demektir.Hekim tarafından tedavi edilmesi gereken en önemli hastalıklardan biri kalp yetmezliğidir.Çünkü sağlık sektöründeki gelişmelere bağlı olarak gün geçtikçe yapılan erken müdahaleler sayesinde kalp yetmezliğine bağlı ölümlerde azalma gözlenmiştir. Kalp Yetmezliği, kalbin kanı pompalama yeteneğini azaltan herhangi bir durumda oluşabilir.

Kalp Yetmezliği Sebepleri Nedir?


Nedeni genellikle azalmış koroner(kalbi besleyen damarlar) kan akımı sonucu miyokardın(kalp kası) kasılma yeteneğinin azalmasıdır. Bununla birlikte, kalp yetmezliği doğumsal,yaşlanmaya bağlı dejenerasyon,romatizmal gibi birçok sebebe bağlı kalp kapaklarının harabiyeti, kalp çevresinde dış basınç, B vitamini eksikliği, aşırı radyasyon tedavisi,ilerlemiş hipertiroidi, primer kalp kası hastalığı veya kalbin pompalama etkinliğini azaltan herhangi diğer bir anormallik sonucu da oluşabilir.

Kalp Yetmezliği Belirtileri ve Nedenleri?


Kalp Yetmezliğinde meydana gelen belirtiler her bireyin kendi özellik ve durumuna göre değişim gösterebilse de çoğunlukla aynı tip belirtiler gözlenir.Bu durumlar da erken teşhis için önem teşkil etmektedir.Çünkü çoğu durumda hastalık sessiz bir şekilde de ilerleyebilmektedir.

Nefes Darlığı


Nefes darlığı belki de kalp yetmezliğinin en büyük belirtilerinden biridir.Kişi başta merdiven çıkma,hızlı yürüme gibi kısmi ağır egzersizlerde nefes darlığını hisseder.Kalp yetmezliğinin ilerleyen aşamalarında ise hasta artık normal düzeydeki egzersizler de bile nefes darlığı şikayetini dile getirir.Örneğin evdeki normal rutin işleri yaparken veya normal tempoda yürüme sırasında nefes alamadığını ve nefesin kendine yetmediğini söyler.Kalp yetmezliğinin tedavi edilmediği,kronik döneme kaydığı çok ileri aşamalarda ise artık kişide gece uyurken bile nefes darlığı gözlenir.Nefes darlığı ile uyanma,uykuda buna bağlı sürekli pozisyon değiştirerek rahatlamaya çalışma,pencereyi açıp derin bir nefes alma isteği gibi durumlar ortaya çıkar.

Kalp yetmezliğine bağlı gerçekleşen nefes darlığının ana sebebi "pulmoner ödem" dir.Pulmoner ödemin meydana gelme mekanizması şu şekildedir:


  • Zaten zayıf olan kalbin sol ventrikülünde(kanı vücuda pompalayan ana odacık) geçici yük artışı kısır döngüyü başlatır. Sol kalbin sınırlı pompalama kapasitesi nedeniyle kan akciğerlerde göllenmeye başlar.
  •  Akciğerlerdeki kanın artışı pulmoner kapiller basıncı yükseltir ve küçük miktarda sıvı akciğer dokularına ve alveollere sızmaya başlar.
  •  Normalde akciğerlere gelen kan oksijenden zenginleştirilip kalbe yollanır.Ama akciğerlerdeki artmış sıvı kanın oksijenlenme derecesini azaltır.Bu da kişiye oksijen eksikliğini karşılamak için daha fazla nefes almak ve nefes darlığı olarak geri döner.
  •  Kanda oksijen azalması kalbi de besleyemeyeceğinden kalbi daha fazla zayıflatır ve vücudun her tarafındaki arteriyolleri(küçük damarlar) de zayıflatarak periferde vazodilatasyona(damar gevşemesi) yol açar.
  •  Periferde vazodilatasyon perifer dolaşımdan kanın venöz dönüşünü daha da fazla artırır.
  • Vücuttan tekrar kalbe ve akciğerlere gelen kan venöz dönüşün artmasıyla daha da artar.Böylece akciğerlerdeki ödemde gittikçe artar.Böylece aslında müdahale edilmediğinde ölüme kadar ilerleyen pulmoner ödem tablosu görülür.

Çabuk Yorulma


Kalbin pompalamadaki yetersizliğine bağlı olarak kaslara ulaşan kan miktarı ve pulmoner ödemden kaynaklı ulaşan kanın da yeterli oksijene sahip olmaması durumlarından dolayı kişinin iskelet kasları yeterli beslenemez.Bundan dolayı hastalığın derecesine göre ağır veya çok hafif egzersizlerde çabuk yorulma şikayeti ortaya çıkar.Ayrıca kan böbrekleri de besleyemeyecektir.Bundan dolayı böbrekler de görevini yeteri kadar yerine getiremez ve kanı yeterli şekilde süzemez.Böylelikle kan kalitesi azalmış olur.Yani böbreklerin de çabuk yorulma üstünde kısmi etkisi vardır.

Çarpıntı ve Kalbin Güçlü Atması


Normal bir bireyde kalp hızı 60-100 atım/dakika hızında olmalıdır.Kalp yetmezliği olan hastalarda ise zaman zaman 100 atımı geçen kalp hızları yani çarpıntı gözükmektedir. Miyokard infarktüsü(kalp krizi) geçirmiş bir bireyde kalp hasar görür.Dolayısıyla kişi kalp yetmezliğine doğru gidebilir.Bu durumda vücutta önemli derecede kalp debisi azalır.Dolayısıyla organlara yeterli kan ulaşamaz.Bu durumda vücut telafi mekanizması olarak kalp debisini arttırmaya çalışır.Bunu da kalp hızını ve kalp pompalama gücünü arttırarak gerçekleştirir.Kalp debisi tehlikeli şekilde düştüğü zaman dolaşım reflekslerinin birçoğu hızlıca aktive olur. Bunların en iyi bilineni arter basıncının azalmasıyla aktifleşen baroreseptör refleksidir. Kemoreseptör refleks, merkezi sinir sisteminin iskemik cevabı ve hatta hasara uğramış kalpten kaynaklanan refleksler de sempatik sinir sisteminin aktivasyonuna olasılıkla katkıda bulunur. Böylece, sempatikler birkaç saniye içinde güçlü bir şekilde uyarılırken, aynı anda kalbe giden parasempatik sinir sinyalleri resizıtkal şekilde inhibe olur.Sempatik sinir sisteminin uyarısı ve parasempatik sistemin baskılanması sinir sistemi üzerinden kalp hızını ve gücünü arttırır.Bu çarpıntı eğer aşırı artarsa ve fibrilasyona(kalbin aşırı hızlanmasından dolayı titremesi) doğru giderse acil müdahale gerektirir.

El,ayak Gibi Yerlerde ve Vücutta Ödem


Akut kalp yetmezliği perifer ödemine neden olmaz.Sol ya da sağ kalp yetmezliği perifer ödemi oluşumuna yol açmada çok yavaştır. Daha önce normal olan bir kalbin pompa etkinliği akut olarak yetersiz hale geldiğinde aort basıncı düşer ve sağ atriyum basıncı yükselir. Kalp debisi sıfıra yaklaşırken bu iki basınç yaklaşık 13 mm Hg’lık bir denge değerinde birbirine yaklaşır. Kapiller basınç da 17 mm Hg’lık normal değerinden 13 mm Hg’lık yeni denge basıncına düşer. Böylece, şiddetli akut kalp yetmezliği periferik kapiller basıncında yükselmeden ziyade çoğu kez bir düşmeye neden olur. O nedenle, insanlardaki deneyimlerin yanısıra, hayvan deneyleri de akut kalp yetmezliğinin hızlı perifer ödemi gelişimine hemen hiç neden olmadığını göstermektedir.
Tam kalp yetmezliğinden veya sağ kalp yetmezliğinden 1 gün kadar sonra ise periferde ödem oluşmaya başlar. Bunun başlıca nedeni, böbrekler tarafından sıvı tutulmasıdır.Damar içinde artan sıvı miktarı damar içi basıncı arttırır.Böylece bu sıvı doku arasına sızmaya başlar ve ödem meydana gelir.Bu ödem bazen o kadar fazla olmaktadır ki kişiye kilo alımı olarak bile yansıyabilmektedir.
Böbreklerin kanlanmasının bozulmasından ve diğer sebeplerden kaynaklı glomerüler filtrasyon hızında azalma,renin-anjiyotensin sisteminin aktivasyonu,su ve tuzun böbrek tübüllerinde artmış geri emilimi,artmış aldosteron salgılanması gibi durumlar kalp yetmezliğinde idrar oluşumunun azalmasının sebeplerindendir.

Baş dönmesi,Baygınlık,Sersemlik


Kalp yetmezliğinde bozulan pompalanma gücünden dolayı beyine giden kan miktarı da azalır.Yani aslında hipotansiyon durumu görülür.Baygınlık,sersemlik gibi durumların sebebi budur.Örneğin aniden ayağa kalkma durumunda beyine giden kan miktarı biraz daha azalır ve göz kararması gözükebilir.İdrar söktürücü ve kalp yetmezliğinde kullanılan bazı ilaçlar da tansiyonu düşürüp bu şikayetlere sebep olabilmektedir.
Kalp Yetmezliğinde Kullanılan Bazı Farmakolojik İlaçlar


  • Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörleri
  • Beta Blokerler
  • Aldesteron Antagonistleri
  • Digoksin
  • Diüretikler
  • Statinler


Kalp Yetmezliği Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler



  • Kilo alımı ve kilo kaybı takip edilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.
  • Sıvı alınımı kontrol altına alınmalıdır.Kalp yetmezliği olan bireylerde günde 1.5-2 L'den fazla su içme önerilmemektedir.
  • Yağ ve kolestrol alınımı azaltılmalıdır.Aşırı kolestrol zaten tam işlev göremeyen kalpte varolan koroner damarları da tıkayıp durumu ağırlaştırabilir.
  • Düzenli bir şekilde kalbi yormayacak şekilde ve doktor kontrolünde egzersiz yapılmalıdır.
  • Tuz tüketimi kısıtlanmalıdır.Aşırı alınan tuz vücutta su tutumuna sebep olacaktır.Bu da vücutta ödeme sebep olur ve kalp yetmezliği tablosunu daha kötü bir duruma sürükler.
  • Sigaranın bırakılması önerilmektedir.
  • Doktor kontrolünde ilaç tedavisine başlanmalıdır.

Kalp Yedeği

Kalp debisinin normalin üzerinde yükselebileceği maksimum yüzde oranı kalp yedeği olarak adlandırılır. Sağlıklı genç erişkinde kalp yedeği yüzde 300-400’dür. Atletik olarak antrenmanlı kişilerde yüzde 500-600 veya daha fazladır. Ancak, kalp yetmezliğinde kalp yedeği yoktur. Normal yedeğe bir örnek olarak, şiddetli egzersiz sırasında sağlıklı genç bir erişkinde kalp debisi normalin yaklaşık 5 katma yükselebilmektedir. Bu normalin üzerinde yüzde 400’lük bir artıştır-yani kalp yedeği yüzde 400’dür.

Kalbin yeterli kan pompalamasını önleyen her faktör kalp yedeğini azaltacaktır. Bu, iskemik kalp hastalığı, primer miyokard hastalığı, kalp kasını etkileyen vitamin eksikliği, miyokardın fiziksel hasarı, kalp kapağı hastalığı ve pek çok diğer faktörden kaynaklanabilir.

Kalp yedekleri düşük olan kişiler dinlenim durumunda kaldıkları sürece genellikle kalp hastalığının ana semptomlarını hissetmezler. Bununla birlikte, genellikle kişiye bir koşu bandında veya merdiven testi ile önemli derecede kalp debisinde artış gerektiren egzersiz yaptırılarak kalp yedeği düşüklüğü tanısı kolaylıkla konulabilir.

Yazar Hakkında:İnsan vücudundaki mucizevi ve merak edilen olayları,sağlık konusunda faydalı bilgileri,tıp fakültesinde okuyan,kazanmak isteyen ve sağlık sektöründekiler için işe yarar bilgileri Fizyolojik Tıbbi Bilgiler blogumda bulabilirsiniz.
Devamını Oku »

8 Mayıs 2018 Salı

Saçım Saçın Olsun - Kanser Savaşçıları Derneği Ben de Varım!

8 Mayıs 2018 Salı
Saçım Saçın Olsun
Merhaba Sosyal Medya Kafe okurları,
Bugün çok farklı bir konu ile karşınızdayım.Kanser Savaşçıları Derneği'nin kemoterapi gören kanserli hastalar için başlattığı,Saçım Saçın Olsun Projesi'ne davet ediyorum herkesi.Özellikle Bloggerlar olarak çok güçlü olduğumuza inanıyor ve Blogger dünyasından da bu güzel projeye desteklerin çoğalacağını umut ederek bu yazımı yazıyorum.Saçım Saçın Olsun projesini sosyal medya üzerinden takip edenler vardır.Kanser Savaşçıları Derneği'nin başlatmış olduğu bu projeyi destekliyorum ve gerekli bilgilere blogumuzda da yer vermek istiyorum.

Yakın bir zaman önce sevdiğim bir ablamı bu hastalıktan dolayı kaybetmenin acısını yaşıyorum.Çok yakın bir dostumun annesi de bu hastalıkla savaşıyor.Facebook hesabımda birden çok arkadaşım kanser savaşçısı.Kanser çağımızın en yaygın hastalıklarından biri.Sağımızda solumuzda mutlaka duyuyor yada yaşadıkları zorluklara birebir şahit oluyoruz.Elimizden dua etmekten,maddi/manevi destek olmaktan başka bir şey gelmiyor diyenlerdenseniz okumaya devam edin lütfen...

Sosyal medya üzerinden "Saçım Saçın Olsun " projesini yakın bir zaman içinde gördüm.Görür görmez de çok etkilendim ve duygulandım.Kalbim yerinden fırlayacak gibi çarpmaya başladı.Duygusal ve sulu gözlü bir yengeç burcu olarak o anki duygularımı anlatacak kelimeleri şuan inanın bulamıyorum...

"Saçım saçın olsun! Ben de varım!" dedim.Canı gönülden saçlarımı bağışladım.💕Benim uzun saçlarım olmasa da olur.Sizlere bir tutam saçımla; yüzünüze gülümseme,yüreğinize umut olayım yeter bana.🤗🌸💞

Saçım Saçın Olsun Projesi'nin Duygusal Hikayesi

Esin Dönmez öğretmenin,öğrencisine kanser tanısı konulmasıyla başlıyor.Esin öğretmen,öğrencisine  destek olmak amacı ile saçlarını kestirip peruk yaptırıyor.Bu desteği gören,duyan öğrenci ve veliler de saçlarını bağışlamasıyla bugünlere kadar geliyor.

Kemoterapi gören kanser hastaları için saçların dökülmesi ani bir değişim oluyor.Saçlarımızı bağışlayarak onlara destek olduğumuzu göstermekten daha güzel ne olabilir ki? Kanser hastalarına destek olmak için bugüne kadar birçok şey yapıldı saçlarını kazıtanlar oldu.Saçlarımızı kestirip peruk olarak onlara hediye etme düşüncesi benim en çok beğendiğim fikir oldu.Esin öğretmenimizi bu düşüncesi ve güzel yüreği için tebrik ediyorum.Ben her zaman iyi niyetli insanların var olduğuna inanıyorum!

2 kuaför, 1 perukçu ve 1 saç bağışçısı ile başlanan ve 100 peruk hedefiyle yola çıkan projede şimdiye kadar tam 500 peruk hediye edilmiş.Saçım saçın olsun projesine erkek,kadın,çocuk herkes destek vermiş.Ama beni en çok duygulandıran çocuklarımız oldu.O minicik kalplerinin ne kadar kocaman sevgiyle attığını hissettim ve heyecanlandım.
Saçım Saçın Olsun (@sacimsacinolsun)'in paylaştığı bir gönderi ()
Neden gerçek saç ? sorusu aklınıza gelebilir.Suni saçtan yapılan perukların temizliği gerçek saçın temizliğinden daha zor.Kanser hastalığında vücut direnci düşüyor.Bu yüzden hastaların gerçek saçtan yapılmış perukları kullanmaları gerekiyor.

Bağışlanan saçlar peruk merkezinde birçok işlemden geçiyor. Özellikle hassas olan kanser hastaları için hijyen konusuna çok dikkat ediliyor.

Saçım Saçın Olsun Projesi İçin Gönüllü Kuaför Olabilirsiniz!


Zamanla gönüllü kuaför sayısı artmış ve farklı illerden neredeyse 198 kuaför bu projeye dahil olmuş.Projeye dahil olan kuaförler ücretsiz olarak saçları kesiyor.Ama isterseniz kendinizde kuaförünüzde kestirip gönderebiliyorsunuz.Bu yazımı okuyan kuaför arkadaşım sen de varsan kuaförler için hazırlanmış sözleşme sayfasını okuyup,doldurarak projede yer alabilirsin.

Peruk Üreticileri Saçım Saçın Olsun Projesi İçin Gönüllü Peruk Yapmaya Ne Dersiniz ?


Bizler saçlarımızı bağışlamaya hazırız,kuaför arkadaşlarımızda gönüllü kesimleri yapıyor ya sizler böyle güzel bir projeye marifetli ellerinizle destek olmak ister misiniz? Cevabınız evet ise, peruk üreticileri için hazırlanmış olan sözleşme sayfasını okuyup,doldurarak projede var olma zamanı!


Sosyal Medya Kafe Okurları Orada mısınız ?

Yazımı okuyan tüm Sosyal Medya Kafe okurları ; Erkek ,kadın,çocuk hiç fark etmez 30 cm'den uzun bağışlayacağınız saçlarınız varsa bugün tüm işlerinizi erteleyin ve kuaförden randevunuzu alın bu güzel projede sizde olun.Saçlarım kısa bağış yapamıyorum diye üzülüyor musun ? Bu yazımı sosyal medya üzerinden paylaşarak,saçları uzun olan bağışlamak isteyenlere ulaştırabileceğinin farkında mısın ?Haydi ben bu yazımı çok büyük umutlarla yazıyorum ve inanıyorum bu proje daha da büyüyecek !

Saçım Saçın Olsun (@sacimsacinolsun)'in paylaştığı bir gönderi ()


Blogger Arkadaşlarım Orada mısınız ?


Biz blog yazarları olarak öyle büyük güce sahibiz ki birlik olduğumuzda nice güzel mutluluklara imzalar atabiliyoruz.Tıpkı yıllar önce DigiTurk  tarafından kapattırılan bloglarımızda birlik olduğumuz gibi...

Bugün sizleri bu güzel proje ile birlik olmaya davet ediyorum.Zincirin halkalarından biri de siz olmak ister misiniz? Mim tadında bu zinciri oluşturabiliriz.Saçım saçın olsun! diyorsan fotoğrafınla birlikte duygu ,düşünce ve bilgilere blogunda yer ver.Saçınla umut olma zamanı!Ben şimdiden destek olacak Blogger arkadaşlarımı çok merak ediyor ve bu yazımın altında listelemek için heyecanla bekliyorum...

Blogger arkadaşımı mim yaparak karşımdaki kişiyi zorlamak istemiyorum.Gönüllü olan,saç bağışı yapmak isteyen Blogger arkadaşlarım bu yazıma yorum olarak yazdığınız takdirde mimlemiş olacağım.Bu yazımı okuduktan sonra saçım saçın olsun projesine destek verdiyseniz, yorum veya özelden ulaşırsanız memnuniyetle listeme eklerim.Kim bilir gönüllü Bloggerlar olarak bir gün, bir yerde ,birlikte kısa saçlarımızla ,poz vermenin mutluluğunu ve heyecanını da birlikte yaşarız.

Sosyal medya üzerinden yazımı okuyan arkadaşlarım,dostlarım,akrabalarım sizleri de bu güzel proje de yer almaya davet ediyorum.Saçın mı kısa ? yapman gereken çok basit, uzun saçlı,gönüllü kişilere ulaşmamızı sağlamak için bu yazımı paylaş!Saçın uzun mu? Saçlarını kestir ve hediye et.Paylaştıkça çoğalacağız ve umut olacağız.🤗🌸💞
Kanser Savaşçıları Derneği

Saçım Saçın Olsun Bağış İçin Gerekli Bilgiler

 

Saçlarımı en az kaç cm kestirmeliyim?

Saçlarınızın en az 30 cm uzunluğunda kesilmesi gerekiyor. Daha kısa saçın kullanılması maalesef mümkün olmuyor.

Saçlarımda boya var, yine de işe yarar mı?

Saçlarınız çok yıpranmış olmadığı sürece boyalı olmasında bir sakınca yok.

Saçlarımı bağışlamak istiyorum ama gür değil. Yine de bağışlayabilir miyim?

Evet bağışlayabiliyorsunuz. Bir peruğun yapımında 3-4 kişinin saçı kullanıldığı için saçlarınızın azlığı bağış yapmanıza engel değil.

Erkekler de saç bağışı yapabilir mi?

Elbette yapabilir. Peruk yapımında saçın kadın ya da erkeğe ait olması bir fark yaratmıyor.

Saçlarımı nerede kestirebilirim?

Saçlarınızı dilerseniz bulunduğunuz yerde var ise gönüllü kuaförlerde kestirebilirsiniz.

Nerelerde gönüllü kuaförünüz var?

Gönüllü kuaförlerin listesi sık sık güncellendiği için en güncel listeyi Kanser Savaşçıları sosyal medya hesaplarından paylaşılıyor. Lütfen hesaplarını takip edin.!

Kendi istediğim bir kuaförde kestirmek istersem dikkat etmem gereken şeyler var mı?

Saçlarınızın temiz ve kuru şekilde ve kargoladığınızda dağılmasını önleyecek şekilde bağlanarak kesilmesi önemli.

Saçım saçın olsun projesine maddi destek mi vermek istiyorsun ? Maddi destekleriniz için oluşturulmuş bağış sayfasını tıklamanız ve formu doldurmanız yeterli!

Kanser Savaşçılarına nerden ulaşabilirim?

Web Site:Kanser Savaşçıları
Facebook: Kanser Savaşçıları
Twitter: Kanser Savaşçıları
İnstagram:Kanser Savaşçıları
Youtube:Kanser Savaşçıları

Saçım Saçın Olsun Projesine Saç Bağışı İçin;

Kesilen saçın en az 30 cm civarında, toplu (tercihen birkaç parça halinde örgülü) ve kuru olması gerekiyor. Saçta boya olması sorun yaratmıyor ancak açıcılı veya permalı saçı kabul etmiyorlar.Kesim için kendi kuaförünüzü ya da gönüllü kuaförleri tercih edebilirsiniz.Kesimi gönüllü kuaförlerden birisinde gerçekleştirdiyseniz saçınızı kuaför de Kanser Savaşçıları Derneği'ne gönderiyor.Kendi kuaförünüzde kestirdiyseniz Kanser Savaşçıları Derneğine kendiniz gönderiyorsunuz.

Kanser Savaşçıları Derneği Adres Bilgileri;

Aylin Baykan adına Fulya Mah. Büyükdere Cad. Quasar İstanbul No:76 Kat:13 D:1302 P.K: 34394 Şişli/İstanbul adresine gönderebilirsiniz.

Kullanılan Hashtaglar

#kansersavascilari #sacimsacinolsun

Esin öğretmenle başlayan ve saçım saçın olsun projesine bugüne kadar destek olan herkesin güzel yüreğine sağlık.Bugün bir kişinin mutlu gülümsemesini hayal ediyor ve bu gülümsemesinden dolayı inanılmaz  mutlu oluyorum.😊Rabbim tüm hastalarımıza acil şifalar versin.🙏Yüreğim sizlerle💕

Saçlarınız kısa umut olmak istiyor musunuz ? öyleyse saçlarınızı hızlı uzatmak için aşağıdaki yöntemleri deneyin.
🙆Hızlı Saç Uzatma Doğal Yöntemleri
🙆Hızlı Saç Uzatan Şampuan
Hadi bugün saçlarınızı uzatmaya başlayın ve bu projede yerinizi alın!

Uzun saçlılar yaz geliyor, uzun saç sizleri çok bunaltır haydi kısa saçların keyfini çıkarın.💕🙆😘 Sen de var mısın sevgili okur ?💞

Saçım Saçın Olsun Projesine Destek Veren Bloggerlar Listesi

Yazan ve "Saçım Saçın Olsun " projesine destek veren;
Sibel Ordueri

Saçım Saçın Olsun Projesinin Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

9 Nisan 2018 Pazartesi

Hızlı Saç Uzatma Yöntemleri -10 Doğal Yöntem

9 Nisan 2018 Pazartesi
Hızlı Saç Uzatma Yöntemleri

  Hızlı Saç Uzatma Yöntemleri

Hızlı saç uzatma yöntemlerini uygulamadan önce saç uzamasının yaş, hormonal değişiklikler ve genetik vb. Faktörlerden etkilendiğini belirtmek gerekir.Doğru saç hijyeninin sağlanmasında,saç uzatma yöntemleri doğal olduğu için rahatlıkla uygulanabilir.Kadın veya erkek saç yapısı ne olursa olsun hızlı saç uzatma için 10 doğal yöntem var.en hızlı saç uzatma yöntemleri

1 - Aleo Vera İle Hızlı Saç Uzatma

Hızlı Saç Uzatma Yöntemi Aleo Vera

Aloe vera jelini (1 su bardağı)  ve balla (1 çorba kaşığı) karıştırıp, bu karışımı düzenli olarak kafa derisine masaj yaparak uygulayabilirsiniz.30- 40 dakika saçınızda beklettikten sonra yıkayın.
Aloe vera jel (1 su bardağı) ve yumurtayı (1 adet) ile hazırlanmış bir maskeyi, saç kıllarına  uygulayarak uzamayı arttırmanız da mümkündür.

2 - Patates ve Yumurta Sarısı ile Hızlı Saç Uzatma

En Hızlı Saç Uzatma Yöntemi- Patates ve Yumurta Sarısı

Patates (2-3 patates), bal (2 çay kaşığı), yumurta sarısı ve su (1 fincan) ilave edilen suyu karıştırarak ,  saçınıza uygulayabilirsiniz. 30 dakika boyunca saçınızda bekletin ve sonra yıkayın. Bu süreç, saç uzamasını teşvik etmek için 1 aylık bir süre boyunca alternatif günlerde tekrar edilmelidir.

3- Doğal Yağlar İle Hızlı Saç Uzatma

Hızlı Saç Uzatma Doğal Yağlar

Saç uzatmasını isteyenler için , kafa derisini hindistan cevizi yağı, zeytinyağı ve hint yağı ile 10-15 dakika boyunca masaj yaparak çok etkili sonuçlar alabilirsiniz. Bu karışımı haftada 3 ila 4 kez uygulamak daha iyi sonuçlar verebilir. Başka bir seçenek, üzüm çekirdeği yağıyla kafa derisine masaj yapmaktır.

4- Soğan +Sarımsak+Tarçın

Hızlı Saç Uzatma Yöntemleri Erkek

Soğan, sarımsak ve tarçın çubukları ile çay hazırlayabilirsiniz. Bir dilim soğanı, 4 diş sarımsak ve 2 tarçın (sopa) kaynatın.Soğumaya bırakın ve bu karışımın saç uzamasını sağlamak için günlük olarak  tüketin.20 günlük bir süre boyunca kullanmak üzere bir cam kavanoz içine koyun.
Soğan ve limon suyu  karışımını ,saç uzamasını artırmak için doğrudan kafa derisine de uygulayabilirsiniz.

5 -Muz ve Bal İle Hızlı Saç Uzatma

Hızlı Saç Uzatma Yöntemleri Kadın

Saç uzamasına yardımcı olmak için başınıza muz posasını uygulayabilirsiniz. Etkilerini artırmak için bal ekleyebilirsiniz.Her gün 1 adet muz tüketmeniz de hızlı saç uzatma için oldukça etkilidir.

6 - Elma Sirkesi İle Hızlı Saç Uzatma

1 Haftada 20 cm Saç Uzatma

Elma sirkesi kafa derisini temizler ve saçlarınızın pH dengesini korur. Bu nedenle, şampuanla saçınızı yıkadıktan sonra uygulayın. Temiz saç derisi doğal olarak hızlanır ve saçlarınızın 1 haftada 20 cm uzamasını sağlar.

7 - Yeşil Çay İle Hızlı Saç Uzatma

Evde Saç Uzatma Yöntemleri

Yeşil çay, saç dökülmesini önleyen antioksidanların doğal bir kaynağıdır. Kafa derisinin her yerine yeşil çay yedirin ve ertesi sabah soğuk suyla duruladığınızda saç uzamasına yardımcı olacaktır.

8 - Sarımsak İle Hızlı Saç Uzatma

Hızlı Saç Uzatma Sarımsak

Sarımsak yağı, saç kırılmasını azalttığı yaygın olarak bilinir. Zeytinyağı veya hindistan cevizi yağını da biraz karanfil ,sarımsak kaynatın. Saç köklerine masaj yaparak uygulayın. Bu, yeni saçların yenilenmesini artıracak ve kafa derisinde kan dolaşımını hızlandıracaktır. Bu nedenle, sarımsak saçların daha hızlı uzamasında  çok etkilidir .

9 - E Vitamini İle Saç Uzatma

En Hızlı Saç Uzatma E Vitamini

Saçınızı E vitamini ile masaj yaparak uygulamak  harika bir seçenektir. Ayrıca E vitamini kapsüllerini ezip kafa derisine uygulayabilirsiniz. Bu, kan akışının hızlanmasına ve saç büyümesine yardımcı olur. Ayrıca sağlık için günlük E vitamini alabilirsiniz.

10 - Avokado İle Saç Uzatma

Hızlı Saç Uzatma Yöntemi Avokado

Avokado yıllardır saç bakımında kullanılmıştır. Sadece büyümesini desteklemekle kalmaz aynı zamanda uzun, parlak olmalarını da sağlar. Avokadoyu hindistan cevizi yağı ile karıştırın ve günlük olarak kafa derisine masaj yapın. Bu karışımı on ila on beş dakika bekletin, sonra durulayın.

Hızlı Saç  Uzatmak İçin İpuçları

  • Saçlarınızı güneşlendirin. Oldukça çok miktarda güneş ışığı gerekiyor.
  • Saç dökülmesine ve yavaş saç büyümesine neden olabileceğinden aşırı stres'den kaçının.
  • Saçlarınızın hızlı uzaması için saçları günde en az iki kez tarayın.
  • Bağlamadan önce daima saçlarınızı düzgünce kurutun.
  • Bazı ilaçların kullanılması saç dökülmesine neden olabilir, bu yüzden doktorunuzla konuşun ve mümkünse ilacı değiştirin.
  • Genetik nedenlerden veya diğer sağlık problemlerinden dolayı saç dökülmesi durumunda bir uzmana danışın.
  • Saçınızı yıkarken sıcak su kullanmaktan uzak durun.
  • Saçlarınızı ıslakken tarayın

Saçlarınızı en hızlı şekilde uzatmak için yukarıda sıraladığım doğal yöntemleri kullanarak daha sağlıklı,uzun ve güzel saçlara sahip olabilirsiniz.Hızlı saç uzatma yöntemleri arasında memnun kaldığım Hızlı Saç Uzatan Şampuan deneyimimi de okuyabilirsiniz.

Sizlerin kullandığı hızlı saç uzatma  yöntemleri nelerdir? Kullandığınız yöntemlerden olumlu-olumsuz düşüncelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.

Sibel Ordueri
Hızlı saç uzatma için doğal yöntemleri beğendiyseniz,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »

29 Kasım 2017 Çarşamba

Pürüzsüz Bir Cilt İçin Maske Tarifi

29 Kasım 2017 Çarşamba
Pürüzsüz Bir Cilt İçin Maske Tarifi
Merhabalar,
Zaman zaman aynaya baktığımda yüzümdeki ufak tefek çizgiler üzülmeme neden oluyor. Biliyorum ki birçok kadın veya erkek bu sorunla karşı karşıya kalıyor. Bazılarının umurunda olmasa da bazıları bu sorun için tonlarca para harcıyor ya da benim gibi doğal tarifler deneyerek sorunlarını gidermeye çalışıyor. Aslında bu çizgiler oluşmadan veya iyice derinleşmeden önce önlem alınmalı. Uzmanlar erken yaşlanma genetik ya da kötü alışkanlıklardan olduğunu söylüyor. Genetik faktörü  gerçekten de erken yaşlanmayı etkiliyor. Ancak doğada olan her şeyin bir faydası ve yeri vardır.

Ben de size bu yazımda en ucuz şekilde cildinizde olan lekelerden, kırışıklıklardan nasıl kurtulursunuz onu anlatacağım. O halde sizi daha fazla bekletmeden hem pratik hem de ucuz olan pürüzsüz cilt için maske tarifi ile baş başa bırakıyorum 😊

Pürüzsüz Cilt İçin Maske Malzemeleri

  • 1 adet yerli domates
  • 1 adet aloe vera yaprağı
  • 1 kaşık pirinç unu
Pürüzsüz Cilt İçin Maske Malzemeleri

Pürüzsüz Cilt İçin Maske Tarifi

  • Domatesi püre haline getirin
  • Aloe vera yaprağından jelini çıkartın.
  • Bu iki malzemeyi cam bir kasenin içerisinde iyice karıştırın.
  • İçine pirinç ununu da ekleyerek iyice çırpın.
  • Krem kıvamına gelen bu karışımı cildinize yukarıdan aşağıya doğru uygulayın.
  • Cildinizde 10 dakika beklettikten sonra ılık su ile yıkayın.
  • Haftada bir kez ve aynı saatlerde uygularsanız cilt lekesi, cilt kırışıklıkları gibi problemlerinizden kısa sürede kurtulursunuz.

Eskiden domates ve aloe vera yara izleri, yanık izleri, hemoroit, sivilce izleri, göz morarması ve arı sokmasının iyileşmesi için kullanılırdı. Günümüzde de birçok krem ya da losyonların içerisinde bu iki mucize var. Kozmetik ürünlerde ne yazık ki zararlı kimyasallarda mevcut bu sebeple evde yapacağınız maske ya da kremler daha kısa sürede ve daha kesin sonuçlar verecektir. Kötü alışkanlıklarınızdan kurtulmaya çalışın, düzenli beslenmeye (yeşil yapraklı sebze, kırmızı az yağlı et, balık, yumurta içerikli) çalışın, yatmadan önce cildinizi temizleyerek uyuyun, düzenli uyumayı alışkanlık haline getirin ve yukarıda vermiş olduğum maskeyi düzenli olarak uygulayın. Bu konuda sizlerin de tarifleri varsa yorum bölümünden bizimle paylaşabilirsiniz.

Güzel ve mutlu kalın😉😊

Bu yazı sosyalmedyakafe.com için dogalyollar.com tarafından hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Deniz Suyunun Faydaları Nelerdir?

22 Temmuz 2017 Cumartesi
Deniz Suyunun Faydaları
Denize niçin gidersiniz? Tatil, yorgunluk atmak, farklı yerler görmek, deniz sporu yapmak, maviye olan tutku... Daha neler neler sayılabilir. Peki tedavi olmak için denize gitmeyi düşündünüz mü hiç? Belki evet, belki hayır. Tedavi deyince aklımıza çoğunlukla tıp ilmi gelir haklı olarak. Ve en doğrusu bu elbette ama doğanın bizlere sunduğu gizli hazineleri de yabana atmamak gerek. Tıbbi alanda da deniz suyunun fayda verici özelliklerinden istifade edildiği bilinmekte.

Yüzmek için girdiğimiz deniz suyunun faydaları nelerdir diye pek düşünmeyiz. Tatil fikri ön planda oluyor tabi. Öyle ise bilmelisiniz ki; deniz suyunun faydaları oldukça fazla.

Deniz Suyunun Faydaları Nelerdir?
  • Deniz suyunun içerisinde bulunan maddeler kanımızda bulunan maddelere çok yakın.
  • İçeriğindeki maddeler sayesinde doğal tedavi edici özelliği vardır.
  • Yaralara, tahriş olmuş bölgelere, isiliğe, alerjik durumlara şifa kaynağıdır.
  • Cilt hastalıklarını tedavi eder.
  • Sedef hastalığına önemli fayda sağlar.
  • Ölü hücreleri yok eder.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Parazit, mikrop ve bakterileri öldürür.
  • Hücre yenilenmesi sağlar.
  • Vücudun direncini arttırır.
  • Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.
  • Kan dolaşımını hızlandırır.
  • Mantar enfeksiyonlarının geçmesinde etkin rol oynar.
  • Ağrıları sızıları hafifletir.
  • Sinirleri yatıştırır.
  • Depresyonu önler.
  • Saçlarda kepeklenmeyi önler.
  • Cildi sivilce ve siyah noktalardan arındırır.
  • Terlemeyi azaltır.
  • Deniz havası insanı rahatlatır, huzur verir.
  • Kumda yürümek biraz zordur. Bu sırada spor yapmış olursunuz.
  • Deniz kumu eklem ağrılarına, kireçlenmeye, romatizmaya iyi gelir.
  • Deniz kumu cildi temizler. Peeling etkisi yapar.
Eczanelerde bulunan steril deniz suyu sayesinde burun tıkanıklıkları açılabilir. Diş ağrıları için de deniz suyu kullanılabiliyor. Deniz suyundaki kalsiyum miktarı da yabana atılmayacak kadar çoktur. Özellikle büyüme çağındaki çocukları denize mutlaka götürün. Hem denizin, hem de güneşin faydalarından çocukların yeterince istifade etmelerini sağlayın.

Deniz suyunun faydalarını göz önünde bulundurunca deniz tatili yapma isteği artıyor değil mi? Ama güneşin yoğun olduğu saatlerde denize girmemeye gayret gösterin. Koruyucu krem kullanmayı da  ihmal etmeyin.
Herkese iyi tatiller !🙋
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

21 Haziran 2017 Çarşamba

İftarda Nasıl Beslenmeli İftarda Neler Yemeli

21 Haziran 2017 Çarşamba
iftarda nasıl beslenmeli iftarda neler yemeli
İftar vakitlerini çağrıştıran ezan ve top sesleri nasıl da heyecanla beklenir. İftar vakti gelene kadar türlü türlü yiyecekler, içecekler hazırlanır. Sofralar kurulur. Konuklar davet edilir. İftar sofraları paylaştıkça şenlenir. Dualar, tutulan orucun kabul olması içindir.Oruç nimetlerin kıymetinin bilinmesini sağlar, sabırlı olmayı ve aç kalmanın ne demek olduğunu öğretir bizlere.

Ortak kurulan sofralara, karınca kararınca herkes bir şeyler ekler. Esas olan paylaşmaktır. Ramazan ayının maneviyatını birlikte tatmaktır.

İftar kavramı büyük ölçüde yemek üzerine kurulmuştur. Aç bünye elbette ki yemek ister ama iftarda neler yemeli? İftarda nasıl beslenmeli? Bunlar üzerinde durulması gereken önemli konulardır. Özellikle yaz mevsiminde oruç süresi 18 saate kadar çıkıyor. Çok uzun bir süre bu. Gün boyu açlık, susuzluk çeken vücudu yormadan, hasta etmeden iftarımızı açmalıyız.

İftarda Nasıl Beslenmeli? İftarda Neler Yemeli?
  • İftar yemeğine hafif başlamak gerekir. Yiyeceklerimizin tamamını birden yememiz midemizi de kalbimizi de yorar. Bu yüzden iftar yemeğini iki, üç öğüne ayırmamız gerekir. İlk öğün çorba veya peynir, zeytin, domates, salatalık şeklinde hafif yiyeceklerden oluşmalıdır.
  • İlk öğünden sonra mideyi dinlendirip biraz da su içtikten sonra ana yemeğe geçebilirsiniz. Ana yemekte tercihimiz sebze yemeği, esmer pirinç veya bulgurdan yapılmış pilavlar, kuru baklagiller, ızgara veya buğulama yapılmış et, tavuk, balık çeşitleri, salatalar olmalıdır.
  • Ana yemeğimizi yedikten sonra kısa bir yürüyüş iyi gelecektir. Yaklaşık 1,5 saat sonra tatlı ihtiyacınızı gidermek için sütlü tatlılar tercih edebilirsiniz. Sütlaç, güllaç, muhallebi, puding gibi hafif tatlıları tercih edebilirsiniz.
  • Ara öğünlerde meyve de tüketebilirsiniz. Taze meyve tüketebilceğiniz gibi, tercihinizi kuru meyveden yana da kullanabilirsiniz. Kuru yemişler de ara öğünler için doğru bir tercih olacaktır. Çok tuzlu ve yağlı olanları hariç.
  • İftar ve sahur arasında bol su içmeyi sakın ihmal etmeyin. Suyu bir seferde çokça içmek yerine azar azar için.
  • Yemeğin rehavetine kapılıp koltukta televizyon izlerken bulmayın kendinizi. Tamam gün boyu yaşadığınız açlık ve susuzluk yordu vücudunuzu. Yemek de yediniz. Oturup tv izlemek istiyorsunuz. Bu ağırlığın sizde yağlanmaya sebep olacağını unutmayın. İftar sonrası yediklerinizin tamamını yakmanız beklenemez elbette. Ama hafif bir yürüyüşle vücudunuza kendini yenilemesi için şans tanıyın. Yürüyüş yapma fırsatınız yoksa, evde hafif egzersizler yapın.
Küçük ayrıntılara dikkat ederek daha sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan ayı geçirmenizi diliyorum.

Sibel Ordueri

Devamını Oku »

14 Haziran 2017 Çarşamba

Sahurda Neler Yemeli Sahurda Tok Tutan Yiyecekler

14 Haziran 2017 Çarşamba
sahurda neler yemeli -sahurda tok tutan yiyecekler
Son birkaç yıldır Ramazan ayı yaz mevsimine denk geliyor. Bu birkaç yıl daha böyle devam edecek. Uzun yaz günleri sıcak havalarla birleşerek oruç ibadeti yerine getirilirken, bizlerin biraz daha zorlanmasına sebep oluyor. Ama aslında beslenmemize ve istirahatimize özen göstererek bu süreci daha sağlıklı bir şekilde geçirebiliriz. Sahurda neler yemeli diye durup düşündüğümüzde pek çok seçeneğimiz olduğunu görürüz. Asıl kural, midemize ağır gelmeyecek ve susatmayacak, aynı zamanda vücudumuzu dirençli tutacak gıdalar tüketmektir.

Şeker dengesini bozacak gıdalardan uzak durmalıyız. Şeker içeren ve glisemik indeksi yüksek gıdalar kan şekerinin birden yükselip, birden düşmesine sebep olur. Yani geçici bir tokluk hissi yaratır ve kısa bir süre sonra kan şekerinin düşmesine sebep olarak açlık hissinin yeniden ortaya çıkmasıyla sonuçlanan bir döngü başlar.

Doğru beslenme ile uzun süre oruçlu geçen saatleri daha sağlıklı bir şekilde atlatmamız mümkün. Kendinizde Ramazanda sağlıklı beslenme programı oluştururken sahurda tok tutan yiyecekleri tercih edin. Bunun yanı sıra, sahur ve iftar arası beslenmenizi öğünlere ayırmayı, ara öğünleri meyve ile zenginleştirmeyi ve bolca su tüketmeyi ihmal etmeyin.

Sahurda Tok Tutan Yiyecekler
  • Sahuru yemeksiz geçirmeyin.
  • Sahurda sizi gün boyu tok tutacak, şekerin yavaş yavaş yükselip, yavaş yavaş düşmesini kontrol altına alacak besinler tercih edin.
  • Süt, yumurta, peynir, yoğurt gibi besinler tüketin.
  • İçecek olarak ayran da tercih edebilirsiniz.
  • Sahur beslenmenizde bir parça ete de yer verebilirsiniz. Bu tokluk hissini arttırıp, enerjinizin düşmesini önleyecektir.
  • Hamur işlerinden uzak durun. Sebzeli hafif börekleri tercih edebilirsiniz.
  • Çay, kahve tüketmeyin. Bunun yerine süt, meyve suyu ve meyve tercih edin.
  • Asitli içecekler şeker dengesini alt üst eder. Kesinlikle kaçının.
  • Tokluk hissetmek için ekmek yeme ihtiyacı duyabilirsiniz. Tercihinizi kepekli ekmekten yana yapın.
  • Birkaç adet hurma yiyebilirsiniz.
  • Kuru yemiş tüketebilirsiniz. Özellikle badem ve ceviz tercih edebilirsiniz. 
  • Domates ve salatalık her sahur sofrasında bulunabilir.
  • Salata da hazırlayabilirsiniz sahur sofrası için. Tok tutar, susuzluğu giderir.
  • Farklı bir sahur kahvaltısı için kepekli makarna tercih edebilirsiniz.
  • Yulaf ezmesi ile yine farklı bir sahur kahvaltısı yapabilir, kendinizi uzun süre tok hissedebilirsiniz.
Gördüğünüz gibi aslında sahur sofralarımızı zenginleştirebilecek, tok kalmamızı sağlayacak, susuzluk hissini azaltacak pek çok seçeneğimiz var. Sahurda ne yemeli konusuna dikkat ederek sağlığınızı korumak için gereken gayreti göstermenizi tavsiye ederim.
Ramazan ayını sağlıklı ve huzurlu geçirmeniz dileğiyle...
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

11 Haziran 2017 Pazar

Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenme Önerileri

11 Haziran 2017 Pazar
Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenme Önerileri
On bir ayın sultanıdır Ramazan ayı. Ramazan ayının gelmesini heyecanla bekleriz. Oruç ibadetimizi yerine getirmek için  adeta gün sayarız. Günler yaklaştıkça heyecan da artar. Oruç ibadeti, vücudumuzun istirahatini de sağlar. Oruç tutarak midemizi de dinlendirmiş oluyoruz aslında.

Ramazan ayında sağlıklı beslenme çok büyük önem taşır. Özellikle yaz aylarında günlerin uzun olması ve sıcak havalar sebebiyle oruç tutmak konusunda biraz daha dikkatli davranmamız gerekir. Ciddi sağlık problemleri olanların doktora danışarak oruç ibadetine başlaması daha doğru olur. Durumları gereği özel diyet reçeteleri hazırlanması gerekebilir.

Ramazanda sağlıklı beslenme konusunda nelere dikkat etmemiz gerekir? Önceden almamız gereken tedbirler var mıdır? İlaç kullananların durumu nedir? Sahur önemli midir? İftar menümüz nasıl olmalıdır? İftarda tıka basa doymalı mıyız? Gelin bu soruların cevaplarına birlikte bakalım.

Ramazanda Sağlıklı Beslenme Önerileri

  • Ramazan ayı yaklaşıp, oruç ibadeti için gün sayarken, yaklaşık bir hafta öncesinden başlayarak öğünleri azaltarak vücudu oruca hazırlamak çok faydalı olacaktır.
  • Mevcut, bildiğimiz bir rahatsızlığımız varsa Ramazandan birkaç gün önce rutin kontrollerimizi yaptırıp doktor onayı almamız, Ramazan ayını daha sağlıklı bir şekilde geçirmemizi sağlar.
  • Rutin olarak kullanılan ilaçların sahur ve iftar olarak 2 kere alınmasının doğru olup olmadığı doktora danışılabilir. Zira bazı ilaçları günde 3 kere içmemiz gerekir.
  • Sahursuz oruç tutmak oldukça yanlış bir tutumdur. Sahurun kesinlikle atlanmaması gerekir.
  • Sahurda iç yakacak yiyeceklerden uzak durmak gerekir.
  • Sahurda kahve-çay gibi içecekler yerine süt, meyve suyu, bitki çayı vs. tercih edilmelidir.
  • Gün boyu aç kalacağım düşüncesiyle gereğinden fazla yemekten kaçınmak gerekir. Bu durum beraberinde ağırlık hissini ve susuzluğu getirecektir.
  • Gün boyu, özellikle öğle saatlerinde istirahat etmekte fayda vardır.
  • İftar vakti ağır yemek yemekten, hızlı yemekten, büyük lokmalar almaktan uzak durmak gerekir.
  • İftar yemeğini öğünlere ayırmak gerekir. Yiyeceklerimizin hepsini tek seferde yemek yerine çorba, domates, salatalık, hurma, yoğurt gibi hafif yemekler oluşan bir ilk öğünden sonra biraz ara verip, daha sonra ana yemeğimizi yemeliyiz.
  • Ama yemeklerde aşırı yağlı, ağır yemeklerden Ramazan ayı boyunca uzak durmalıyız.
  • Lif ağırlıklı gıdalar iftar menüsünde ağırlı olarak bulunması gereken besinlerdir. Sebze yemeklerinin buradaki rolü çok büyük.
  • Et yemeklerini kızartmak yerine ızgara veya buğulama şeklinde tercih etmeliyiz.
  • İftar ile sahur arası vakitlerde vücudun kaybettiği suyu yerine koyabilmesi için bolca su içmeliyiz.
  • Su içerken hepsini birden değil yudum yudum almaya gayret göstermeliyiz.
  • İftar ve sahur arası ara öğünlerde meyve tüketimine önem verilmelidir. Ceviz, fındık ve badem de ara öğünlerde tüketilebilecek besinlerdir.
  • Özellikle Ramazan ayı boyunca beyaz ekmek, pirinç, un, tuz ve şekerden uzak durmak gerekir. Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, pirinç yerine bulgur tercih edilebilir.
  • Tatlı tercihleri sütlü tatlılardan yana olmalıdır. İç yakıp, gün boyu susuzluğu arttıracak şerbetli tatlılardan uzak durmak gerekir.
  • Ramazanda sağlıklı beslenme programında bakliyatların yeri büyüktür. Kuru bakliyatlara beslenmenizde yer verin.
  • İftar sonrası kısa yürüyüşler yapmaya çalışın.
Gördüğünüz gibi Ramazanda sağlıklı beslenme konusun önemi oldukça büyük. Oruç ibadetini yerine getirirken sağlığımızı sekteye uğratacak yanlış beslenme programlarından uzak durmalıyız.

Ramazanda sağlıklı beslenme önerileri, beslenmemize rehber olacak niteliktedir. Her zaman göz önünde bulundurmamız gerekir.

Sağlık ve huzur dolu bir Ramazan ayı geçirmeniz dileğiyle....

Sibel Ordueri
Devamını Oku »

6 Haziran 2017 Salı

Ramazanda Kimler Oruç Tutamaz

6 Haziran 2017 Salı
ramazanda kimler oruç tutamaz
Ramazan ayı İslam aleminin sevinç ve heyecanla beklediği bir aydır. Her sene Ramazan ayına ulaşıp oruç tutmak her Müslümanın hayallerini süsler. Peki herkes oruç tutabilir mi? Herkes oruç tutmalı mı? Oruç ibadeti kimlere farz kılınmıştır?

Oruç ibadeti aklı baliğ, erginlik çağına gelmiş, Müslümanlara farz kılınmıştır. Sağlıklı olmak da en önemli şartlar arasındadır. Vücut kuvveti yerinde olan, sağlıklı, oruç vakitlerinde ilaç almak zorunda olmayanların oruç tutması farzdır.

Erginlik çağına gelmemiş çocukların da oruç tutma yükümlülükleri yoktur. Ancak büyük çocuğun oruç ibadetini öğrenmesi amacı ile alıştırmalar yaptırılabilir.

Çocukların,
Hastaların,
Yaşlıların,
Seferi olanların oruç tutma yükümlülükleri yoktur.

Ramazanda Kimler Oruç Tutamaz

  • Yaşlılar: Yaşlılık halinde insanlar güçsüzleşirler. Oruç tutmak bu güçsüzlüklerini arttıracağı için yaşlılar oruç tutamaz.
  • Hasta kişiler: Oruca engel teşkil edecek hastalığı olanlar oruç tutmayabilirler. Hastalıkları geçerse oruca başlayabilirler.
  • Çocuklar: Oruç tutacak beden gücüne ulaşmamış çocuklar oruç tutamaz.
  • Hamileler: Hamilelik sürecinde hem annenin, hem de taşıdığı bebeğin sağlık durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Hamilelik, özel bir istirahat ve özel bir beslenme pragramı gerektiren bir süreçtir.
  • Emzirme dönemindeki anneler: Oruç tutan annenin bebeğine vereceği sütü azalacağı için oruç tutmamalı, beslenmesine özen göstermelidir.
  • Seferiler: Yolculuk halinde oruç tutma yükümlülüğü yoktur. Yolculuktan sonra tutmak üzere oruç ertelenebilir.
Ayrıca;
  • Ameliyat olan hastalar,
  • Gün içerisinde mutlaka ilaç almak zorunda olan hastalar,
  • Kalp hastaları,
  • Su içmek zorunda olan böbrek hastaları,
  • Çok zayıf, güçsüz kimseler,
  • Şeker hastaları
oruç tutmayabilir.

Bazen çocukların oruç ibadetine imrendikleri görülür. Bu duyguyu yaşamak, hissetmek istiyorlarsa, onları bu konudan tamamen uzak tutmak üzülmelerine neden olabilir. Sahur ve iftar sofralarında onlara da yer açmak mutluluk duymalarına, oruç sevincini yaşamalarına sebep olur.

Zaman zaman da hasta, hamile veya emzirme sürecinde olanların da oruç tutmak istedikleri gözlemlenebilir. Bu kişilerin Ramazanda kimler oruç tutamaz konusunda bilgilendirilip, oruç niyetlerini doğru zamana ertelemeleri sağlanabilir.

Ramazan ayını en iyi şekilde geçirmek için en önemli konu sağlığımızı riske atmamak. Bu yüzden oruç tutma yükümlülüğü olmayanların imkanları elverdiğince fidye ve fitre vermeleri daha doğru bir seçim olacaktır.

Sağlıklı ve huzur dolu bir Ramazan ayı geçirmenizi dilerim...
Sibel Ordueri
Devamını Oku »

30 Mayıs 2017 Salı

Bilgisayar Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

30 Mayıs 2017 Salı
Bilgisayar Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
İnsan sağlığı asla ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Yediğimiz, içtiğimiz şeylere dikkat edip, spor yapıp ve  mevsimsel geçişlere göre giyim konusunda özenli davranarak sağlıklı kalmaya çalışsak da bazen sinsi hastalıklarla yüz yüze kalabiliyoruz.
Kimden bahsediyorum? Elbette bilgisayar kullananları!
Bildiğiniz gibi bilgisayar başında saatlerini geçiren kişiler çeşitli sağlık problemleriyle karşılaşmaya aday durumundalar.
Bitmek bilmeyen işler, şunu da yapayım sonra çıkarım gibi düşünceler, suyu – çayı ayağına isteyerek yerinden kalkmama gibi davranışlar  çeşitli problemlerin meydana gelmesine davetiye çıkarıyor.
İş hayatınızda da bilgisayar kullanıyor musunuz bilmiyorum ama ister iş ister blog yazarlığı amacıyla olsun bilgisayar kullanırken sizi bekleyen tehlikeler :
  • Elektromanyetik radyasyon
  • Isı (dizüst bilgisayarlarda)
  • Mavi ışığa maruz kalma (özellikle geceleri)
    Oturma ve duruş hataları
Şu bir gerçek ki teknolojiyi hayatımızda kullanmalıyız fakat bunu sorumlu bir şekilde yapmalıyız. Teknolojinin önümüzdeki yıllarda ortadan kalkacağı, yok olacağı gibi bir şey söz konusu değil. O zaman sorunları hafifletmenin ve bilgisayar kullanım risklerini azaltmanın yollarını bulmak zorundayız.
Bilgisayar kullanırken dikkat edilmesi gerekenler

1 – Radyasyondan korunun

Radyasyon kelime anlamı olarak dalga parçacık ile yayılan enerji veya foton hareketleri nedeniyle oluşan ve yayılan enerjidir.
Günlük yaşamımızın temel taşlarından bilgisayar ise diğer tüm elektrikli cihazlar gibi  elektromanyetik dalgalara neden olurlar. Bilgisayarların neden olduğu bu dalgalar kimi zaman zayıf kimi zaman ise oldukça kuvvetli olabilmektedir.
Sırt sırta gelecek biçimde konulan bilgisayarlar yüksek radyasyona sebep olabilirler.
Peki bundan nasıl korunuruz?
Günlük bilgisayar kullanımı sırasında sık aralıklarla çalışmak ve bilgisayarla araya mesafe koymak, yakın durmamak gibi önlemler alabiliriz.

2 – Isıya maruz kalmayın

bilgisayar-isi-etkisi
Özellikle laptopları diz üstüne alıp çalışmak en yaygın görülen davranış. Fakat bir müddet sonra oturuş pozsiyonunu bozmadan laptoptan gelen ısı doğrudan ayaklarınıza etki edecektir.
Bu şekilde bir kullanım sırasında cildinizde kızarıklık, ayaklarda uyusukluk hissetmeniz kaçınılmaz.
Sizlere tasiyem uygun fiyatlara bilgisayar minderleri satılıyor. Bilgisayar kullanmak istediğiniz zaman bu minder vasıtasıyla tehlikeleri minimize ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz.

3 – Gizli tehlike! Mavi ışık

Geceleri ekranlardan çıkan ışığın mavi tonlarda olduğunu hiç farkettiniz mi? Ya da geceleri cep telefonu ile mesaj yazan kişilerin yüzlerindeki hafif ürkütücü mavimsi parlaklığı ?
TV, bilgisayar, cep telefonları ya da tabletlerin ekranlarından gelen ışıkta genellikle hafif bir mavilik vardır. Bu mavilik gün ışığında ekranın çok daha iyi görünmesini sağlıyorken, geceleri gözlerimizi yoran bir hale geliyor.
Hele bir de geceleri uzun saatler ekran başında kalıyorsak vay halimize…
Bu tehlikeden korunmak için yine bilgisayar kullanımını sınırlandırmalıyız. Mavi ışık filtresi olan dinlendirici bir gözlük alımı da  faydalı olabilir.

4 – Oturma pozisyonuna dikkat!

En çok maruz kalınan problemlerin başında
  • boyun ağrısı
  • sırt ağrısı
  • göz problemleri
  • baş ağrısı yada migren
  • ellerdeki ağrı
  • aşırı kilo
  • stress ve depresyon
şikayetleri gelmektedir. Peki bunlar için ne yapabilirsiniz?
Bilgisayar başında saatler boyunca oturmaktan kaçının. Küçük molalar vererek kısa yürüyüşler yapmak faydalı olacaktır.
Kısa aralarla boynunuzu gevşetici egzersizler yapın.
Fazla eğilmeden oturmaya çalışın ve masa-sandalye duruşunu iyi ayarlayın.
Gözlerinizi birkaç kere kırpın. Gözlerinizi saat yönünde ve saat yönünün tersine hareket ettirin.
Kollarınızı uzatın ve parmaklarınızın gevşemesini sağlayın.
Çalışırken bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyorsanız üzüm, kayısı gibi daha sağlıklı yiyecekleri tercih edin.
Uykunuzu ihmal etmeyin.
Ziyaretçi sayısı elbette önemli. Az oluşunu ciddi bir problemmiş gibi kendinize stres oluşturmasına izin vermeyin.

Son Sözler

Sürekli blog konularında bir şeyler yazma uğraşındayken kimi zaman gözlerimin kan çanağı olduğunu ve gereksiz kaygılar taşıdığmı fark ettim. Bu yüzden nasıl önlem alabilirim diye araştırırken benimle aynı sıkıntıyı yaşayanlar olabilir düşüncesiyle bu konuyu ele aldım.
Ruh ve beden sağlığı her şeyden önemli. İyi olursanız iyi hissederseniz kendinizi yazınızı iyi hazırlarsınız.
Kendinizce denediğiniz yöntemler var mı? Bizlerle paylaşır mısınız?

Misafir Blog;
Bu makale, Beden Sağlığı yazarı tarafından Sosyal Medya Kafe için hazırlanmıştır...
Devamını Oku »

11 Mart 2017 Cumartesi

Çocukta Öfke Nöbetleri Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır 2

11 Mart 2017 Cumartesi
Çocukta Öfke Nöbetleri Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır

Çocukta Öfke Nöbetleri Öfke Kontrolü Nasıl Sağlanır

Daha önceki yazımda çocukta öfke nöbetlerinin sebeplerini anlatmıştım. Bu yazımda ise öfke kontrolü nasıl sağlanır konusuna değineceğim. Çocuğun öfkelenmesi karşısında bazen kendimizi çaresiz hissedebiliriz. Ama çare var elbette. Öncelikle sakin ve sabırlı olmalı ve gerekli önlemleri alarak çocukta öfke kontrolü sağlamaya çalışmalıyız.

Öfke kontrolü nasıl sağlanır?

  • Öfkelenmesi sırasında çocuğa öğüt vermeye kalkmayın, duymayacaktır. Sakinleşmesini bekleyin.
  • İlgisini başka yöne çekmeye çalışın. Sevdiği şeylere yönlendirmeye çalışın.
  • Mümkün olduğunca zararsız isteklerini yerine getirmesine fırsat tanıyın. Yerli yersiz tüm isteklerinin engellenmesi çocuğu bunaltabilir.
  • Müzik dinlemesini sağlayın. Hafif ve dinlendirici bir ses onu rahatlatır.
  • Sevdiği oyuncaklarını görebileceği bir yere koyun. İlgisi oraya kayacaktır.
  • Öfkeye sebep olan etkeni ortadan kaldırmaya çalışın. Öfkenin tekrarlanmasını önlemek gerekir.
  • Asla sinirlenmeyin ve bağırmayın. Bu durum işlerin daha kötüye gitmesine sebep olur.
  • Onunla gülümseyerek göz teması kurmaya çalışın. Güven duymak çocuğa iyi gelecektir.
  • Etrafta kazara kendisine zarar vermesine sebep olabilecek tehlikeli aletler bırakmayın.
  • Sabırlı olun, çünkü hiçbir öfke nöbeti sonsuza dek sürmez. Birazdan çocuk sakinleşecek ve rahatlayacaktır. Sakinleştikten sonra onunla kısa bir konuşma yapabilirsiniz. Konuşmanız sırasında, bu durumun sizi çok üzdüğünden bahsedin. Çözüm önerilerinizi sunun. Sizi anlayacağından emin olun. Çünkü çocuklar müthiş bir zihin açıklığıyla bizi dinlerler. Samimiyetinizi anlayacağı kuşkusuz. Aynı şekilde samimiyetsiz davranışları da çok iyi ayırt edebilirler. Bu yüzden asla olmaz vaatlerde bulunmayın.
  • Öfke kontrolü sağlamak sabır işidir. Altın kural: Sabırlı ve sakin olmak. Aksine öfkeli davranışlar çocukta öfkeyi pekiştirir. Sonra öfke içinden çıkılmaz, baş edilemez bir hal alabilir.
  • Eğer sakin davranamıyor, sorunun üstesinden gelemiyorsanız ve çocukta öfke nöbetleri sıkça tekrarlanıp artış gösteriyorsa, bir uzmandan yardım isteyin.
  • Asla şiddete baş vurmayın. şiddet çözüm yolu değil, aksine sorunun baş sebebidir.
  • Her şey geçtiğinde pişmanlık duymak istemiyorsanız sabırlı ve sakin olmayı ihmal etmeyin.
Çocuklar en değerli varlığımız. Toplum, iyi yetişmiş çocuklarla daha değerli bir hal alır. Çocuğa gösterilen sabır ve verilen emek, bireysel ve toplumsal kazanımlar olarak geri döner.
Sağık, huzur ve mutluluk dileklerimle...
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında: Merhabalar. Adım Nahide Zereyak. En Nefis Tariflerim Blogun sahibesi ve yazarıyım. İşletme fakültesi mezunuyum. Adana'da yaşıyorum. 3 çocuğumun annesi ve mufağımızın aşçısıyım. Mutfağımda pişenleri okuyucularımla da paylaşmak benim hobim. Yanı sıra hayata dair pek çok konuda sizlerle birlikte olmak için Sosyal Medya Kafe'deyim...
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."