Blogger ve Takipçi İlişkisi

24 Mayıs 2016 Salı
blogger ve takipci ilişkisi
Yeniden Merhaba

Bugün yine Hüzün Sarısı saptamalar ile buradayım. Yine yaşadıklarım ve gözlemlerin sonucu bende biriken bir konudan bahsedeceğim, blogger ve takipçi ilişkisi.

İki yılı doldurdum aktif blog yazarlığında, yani çok büyük bir geçmişim yok. Ancak uzun yıllardır blog okurum her konuda. Taa oralardan başlar gözlemler izlenimler. Son bir yıldır da takipçilerimle ciddi diyalog içindeyim ve tabi blog yazarı arkadaşlarım, tanıdıklarımla da.

Örnek alınacak ilişkiler de görüyorum tam tersi olanları da. Örnek bloggerları bu anlamda tebrik ediyorum ancak bu yazım diğer bölümle ilgili. Yani takipçisi ile bir türlü iletişim kuramayanlarla.

Aslında konuyu örneklerle açıklasam ve payı olan üzerine alınsa ne güzel olur değil mi? Hem bloggerlar hem takipçiler. Başlayalım o halde:)

Özellikle ürün tanıtan, yemek tarifi yayınlayan bloggerlara çok soru gelir. Düzgün sorulanlar çoğunlukta olsa da abuk sorma şekilleri ile karşımıza çıkar bazı takipçilerimiz. Mesela selam sabah demeden merhaba demen çat diye soru gelir "buna soğan koymadın mı?" veya "kaç derecede pişecek yazmamışsın?" başka örnekler de vereyim. "nerde satılıyor?" gibi "sen mi satıyorsun?" gibi veya "ben de kullandım çok kötü bu şampuan niye yalan söylüyorsun?" gibi. Şimdi bu gibi kaba ve saçma sapan sorulara ben "Merhaba" diyerek giriş yapıyorum ve cevaplıyorum. Asla hitap ederken onlar gibi "sen" demiyorum "siz" diyorum mesajlaşmanın veya yorumlaşmanın sonunda teşekkür ederek bitiriyor mecburen. Yani o noktaya getiriyorum. Benim beğendiğim şampuanı onun beğenmemesinin sebebinin saç yapısı farkından veya beklentilerle alakalı olabileceğini izah ediyorum. Takipçilerin sağlıklı cevaplar alabilmesi için biraz daha düzgün sormaları gerkiyor sorularını sanıyorum.

Bloggerların da bu anlamda dikkatimi çeken tutumları var tabi. Paylaşım altındaki yorumları bakıyorum. Bazıları bir kısmını cevaplamış bazıları hiç birini cevaplamamış. Bloglarında da durum aynı. Hele bazı bloglarda, diyelim ki 15 yorum var, blog sahibi bunun 3 tanesini yanıtlamış ama sıralı değil seçerek! Bu nasıl bir saygısızlıktır anlamadım. Samimi olduğu insanların sorusuna "canım-cicim-börtü böceğim" diye cevap vermiş diğerlerine tek kelime yok. İyi de takipçi varsa blogger vardır. Bir noktaya geldiyse eğer o takipçiler sayesinde, sizce de öyle değil mi?

Son zamanlarda instagramdan mesajlar almaya başladım, yaklaşık 1 aydır günde en az iki DM geliyor. Çeşitli sorular var paylaştığım ürünlerle ilgili. Hepsine yanıt veriyorum. Bunlardan en az 10 tanesi bana şunu dedi "cevap vereceğinizi düşünmemiştim çok teşekkür ederim". Bu neden sizce? Çünkü bazı bloggerlar ürünü tanıtıp soruları cevapsız bırakıyorlar. O zaman da gerçek takipçiler gidiyor, sahte takipçi ve beğenileri ile başbaşa kalıyorlar. Bloglarda da cevap alamayan bir daha uğramıyor normal olarak.

Bir önemli konuda çekilişler. Blogger çekilişi paylaşır ve şöyle bir not yazar "çekiliş hesapları katılamaz" sonra bakarsınız instagram profiline bir çok çekilişe katılmış. Ne oldu şimdi? Ne biliyorsun da ne düşünüyorsun da böyle bir şart ekliyorsun? Çekiliş hesabı diyorsun, o da gerçek bir insan sadece fazla çekilişe katılıyor. Ne olmuş yani?

Bana kalırsa ilişkileri saygı çerçevesinde tutarsak daha verimli olur yaptığımız iş. Hem blogger hem takipçi açısından.
Sizin fikriniz nedir?
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan
Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.
Resimli Benzer Yazı Ekleme blogger yardım

Ensar Vakfı Meselesine Bir Bakış

13 Mayıs 2016 Cuma
Hoş geldin sayın okur ve okur adayı

Gündemin kimine göre kapatılmak istenen, kimine göre de yersiz bir konu addedilen en sıcak haberlerinden biri şu Ensar Vakfı meselesi. Duymayan, bilmeyen kalmamıştır gerçi; ama ilk olarak 12 Mart 2016 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştı hani. Karaman'da Ensar Vakfı'na ait olduğu söylenen bir yerde 45 çocuğa cinsel taciz ve bir kısmına da tecavüz edildiği iddiası vardı. Birçokları ses etmedi, birçokları sosyal medyadan, meclisten bir şekilde bu konuya dair düşüncelerini paylaştı. Kimi bu sebepten Ensar Vakfı kapatılsın dedi, kimi aman olur mu yahu, bir iddiaya bağlı koskoca vakıf kapatılır mı hiç dedi. Peki sizce Ensar Vakfı kapatılmalı mı ? Sizi bilmem; ama ben kendi düşüncemi sunayım :

pedofili-sapkinligi-ve-ensar-vakfi

Bir gemi düşünün. Denizin ortasında bir şehre doğru gidiyor. Ama gemi şehre yaklaştıkça şehir sakinleri korkmaya başlıyor. Ve düşman gemisi deyip batırmak istiyor. Kimi katılıyor kimi de yok olmaz ya içinde masum insanlar varsa onları da katledecek miyiz diyor. Sen ne yapardın mesela sayın okur, batırır mıydın yoksa sağ salim şehrine girmeye müsaade mi ederdin ? Hadi biraz beyin fırtınası yapalım.

100 yolcunun biri cani diğerleri masum olsa batırır mıydın o gemiyi ? Elbette hayır değil mi ?

Ya 50 masum 50 cani varsa batırır mıydın ? Muhtemelen yine hayır.

Hatta 1 masum 99 cani varsa bile o masumun canını kurtarmak adına bile batırmazdın o gemiyi değil mi ?

Peki Ensar Vakfı meselesine geldiğimizde durum aynen bu şekilde değil midir ? Yani işlenilen bir suç var diye tüm hepsinin kapatılması doğru mudur ? Diğer kurumlardaki masumların günahı ne ?

Şimdi asıl soru şu : Gerçekten de durum aynen böyle midir ? Kesinlikle ve kesinlikle hayır.

O kurumların herhangi birinde hırsızlık yapılmışsa durum aynen böyle olabilir. Bir suçlu yüzünden tüm hepsi suçlanamaz denilebilir.

O kurumların herhangi birinde bir cinayet işlense bile durum aynen böyle olabilir. Gereken soruşturma açılır ve gerekli o kurum cezalandırılabilir; ama tüm hepsine bu suç isnad edilemez.

Ama bundan çok daha vahim bir durum var. Pedofili.. Sübyancılık.. Ya da günümüz tabiriyle çocuk tacizciliği..

Bu durum öylesine bir mesele değildir. EN İĞRENÇ SAPKINLIK PEDOFİLİ öyle örtbas edilecek, sadece bir kere yapılmışsa sorun değildir denilecek bir mesele değildir. Çünkü orada atlanan iki unsur vardır :

Biri mağdurun çocuk olduğu

Ötekisi de o kurumların İslami (!) kurumlar olduğu.

Mağdur eğer bir çocuksa artık o çocuğun geleceği bitmiştir. Bu travmayı atlatabilmesi çok ama çok zordur. Hırçınlaşacak, tertemiz o canlı günah işlemiş gibi hep kendini aşağılayacak, utanacak ve yitip gidecektir. Siz bir çocuğa taciz suçunu işlemekle o çocuğun, arkadaşlarının tüm yaşam umudunu elinden almışsınız demektir.

Psikiyatrik vakalara bakın. Çoğunda çocukken yaşadığı travmalar söz konusudur. Kimine dayak atılmış, kimine taciz/tecavüz suçu işlenmiştir. Yani sadece bir kere diyen bir zihniyet aslında çocuğun o umudunu, yaşama umudunu, yok edip gittiğinin farkında dahi değildir.

İkinci mesele ise kendi düşüncelerine göre İslâm'ı kötülemeleri, iğrençleştirmeye çabalamaları. Yetişen çocuklar dinin nasıl bir afyon gibi kullanıldığını göreceklerdir böyle bir yerde. Hakikat buymuş gibi, din ve Allah böyleymiş gibi addedeceklerdir. Siz anlamazsınız belki bir çocuğu; ama çocuk sözünüz ile yaptığınız davranışın uyuşmadığını farkedebilecek kadar mükemmel bir canlıdır. Sözlerinizdeki gerçeklikle yaptığınız arasındaki uçurumu görünce her şeyi yanlış anlayacaktır. Siz o genç nesli kurtarmak, çağın tehlikelerinden korumak isterken aslında tam tersi bir şekle sokmuş olacaksınız. İslâm'a düşman bir nesil yetiştiriyor olduğunuzu farkedemeyeceksiniz.

Kısacası Ensar Vakfı'nda yaşanan o olaylar öylesine olaylar değildir.

Masum canlılara yapılan bir hata değildir.

Örtbas edilecek, tek seferlik bir şey olmaz dedirtecek olaylar ise hiç değildir.

Böyle bir suç tüm kurumların kapatılmasını dahi gerektirecek bir meseledir. Bunu yapan, yapmaya teşebbüs gösteren, göz yuman, örtbas eden herkese en ağır cezayı vermeyi gerektiren bir meseledir.

Sayın okur sakın sen de sessizliğe bürünme. Onların çıkaramadığı ses ol ve onlara destek çık. Yoksa onlardan ne farkın kalır. Ensar Vakfı meselesine benim bakışım bu, ya senin ?

Bay Kefren
Yazar Hakkında : Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım. İşte yepyeni blogum Heybemdeki Yolcu... Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah... Heybemdeki Yolcu
Gönderen

Onyüzmilyonoje İle Blogger Şenliği Bursa Crowne Plaza Otel

2 Mayıs 2016 Pazartesi
Merhaba arkadaşlar
17 Nisan pazar günü onyüzmilyonoje sevgili Gülşah'ın düzenlediği  Bursa Blogger Şenliği'ne katıldım.Bizlere ev sahipliği yapan otel Crowne Plaza oldu.Sadece bize özel solonda yuvarlak masalar etrafında hoş sohbetler ettik.Crowne Plaza adına yakışır şekilde bizleri ağırladı.Solon dışında hazırlanan yiyecek ve içeçek bölümünde her şey nefis görünüyordu.Seçeneğimiz o kadar çoktu ki hepsinin tadına bakmak imkansızdı.Yumuşak yenmesi kolay yiyecekleri tercih ettim.:) Crowne Plaza Otel'e çok teşekkür ederiz.:)
Crowne Plaza Otel Onyüzmilyonoje Bursa Blogger Şenliği
Kraliçe Organizasyon sevgili Kübra bizler için çok özel bir masa hazırlamıştı.Hazırlanan masaya bayıldığımı yazmadan geçemeyeceğim.Bahar havasında pastel tonlarından oluşan bu masada balonlar,mumlar ve çiçekler vardı.Ellerine,yüreğine sağlık Kübra :)
Kraliçe Organizasyon Onyüzmilyonoje Şenlik Masa Düzenlemesi
Masanın üzerindeki pastanın kimin elleriyle yapıldığını merak ediyorsunuz değil mi? Ben şahsen Bursalı olarak pastayı görür görmez acaba kim yaptı diye merak etmiştim. :) Bu güzel pastayı bizler için Evde Kurabiye Bursa sevgili Müjgan hanım yapmış.Renklerine ve şekline aşık oldum resmen.
Evde Kurabiye Bursa Onyüzmilyonoje Şenlik
Müjgan hanım pastanın dışında yine bizlere özel blog isimlerimizin yazdığı şirin kurabiyeler hazırlamıştı.Bu kurabiyeyi yemeye kıyamayacağım için tadını hiç bir zaman bilemeyeceğim ama pastanın tadı nefisti.Ellerine sağlık Müjgan hanım :)
Sırada organizasyona eşlik eden firmalar var ;)
Thalia Kozmetik Funda Hanım
İlk olarak Thalia Kozmetik'ten Funda Hanım saç tiplerine özel hazırladığı şampuan setleri ve markayı tanıtan sunumlarını yaptılar.Sunum sonunda saç tipimize özel setlerimizi hediye eden thalia kozmetik'e teşekkür ederim.En kısa zamanda deneyip saçlarımla  birlikte  selfi yapıp instagram hesabımda paylaşacağım ;)
Bu güzel setle bir poz vermeseydik olmazdı :)
Thalia Kozmetik

Skincode ve Uriage marka yöneticisi Esra hanım da firma hakkında bizleri bilgilendirerek ürünler hakkında oldukça geniş bir sunum yaptı.Sunum sırasında kapsül şeklinde kremleri deneyerek verdiği hissi çok beğendik.Sanki bir kadifeye dokunur gibi oldu ellerimiz :Y Esra hanıma güzel sunumu ve ürünleri için teşekkürler :)
skincode sponsor firma
Farmasi Kozmetik marmara bölge müdürü Figen hanım sunumu ile firma hakkında bizleri bilgilendirirken yeni ürünleriyle tanışmamızı sağladı.Figen hanıma güzel sunumu için teşekkürler.:)
Farmasi Sponsor Firma

Sevgili Gülşah'la ilk hilton otel buluşmasında tanıştık.Daha sonrası evlerimizin yakınlığı ve çocuklarımızın yaşlarından dolayı güzel bir dostluk oluştu aramızda.Fırsat buldukça dışarıda görüşmelerimiz devam etti.Bu güzel etkinlikte ben de responsive blog tasarım çekilişi düzenleyerek sevgili arkadaşım Gülşah'a farklı bir destek sağlamak istedim.Çekilişe bir çok blogger arkadaşımız katıldı.Kendilerine teşekkür ediyorum.Çekilişi hemen orada yaptım.Kazanan Blogger arkadaşımız Nailart in Wonderland  Alice oldu. :) Kendisi tekrar tebrik ediyorum.Çekilişimden kareler çok heyecanlıydım :V
responsive blog tasarım çekilişi

Son olarak güzel pastanın kesimi vardı.Pastayı hepbirlikte kesecektik nasıl oldu anlamadım Müjgan hanım,Gülşah ve ben kalmışım sadece :D
Onyüzmilyonoje Blogger Şenliği Pasta Kesimi
 Harika bir gün geçirdik hep birlikte :) Etkinliği düzenleyen sevgili arkadaşım Gülşah'a, sponsor firmalara ve bizleri ağırlayan Crowne Plaza Bursa'ya sonsuz teşekkürlerimle :Y

Etkiliğe toplam 31 Blogger arkadaşımız eşlik etti onlara da kocaman teşekkürler:L
Gülşah Meral   www.onyuzmilyonoje.com
Filiz Şahin       www.makyajkelebegi.com
Ebru Güzey     www.hayatimakyajla.com
Gülşah Önen    www.gulsahonen.com
İrem Özker      www.audreyinsekerleri.blogspot.com
Başak Çelik     www.gokkusagininustunde.com
Nagehan Öge   www.asortik.blogspot.com.tr
Hümeyra Biçer www.makyajodasi.net
Buket Boydaş   www.birbuketkozmetik.com
Zeynep Betül (instablogger)www.instagram.com/benimelim
Selma Çiçekdal www.ojelerfora.tumblr.com
Fatma Ardalı www.fatmaardali.com
Gamze Çelikdemir www.gamzecelikdemir.com
Aycan Özcan www.aycanhayatadair.com
Özlem Vatansever www.modalizaa.com
Fatma Özkan www.makyajinkimyasi.blogspot.com.tr
Sena Dursun www.nypdsena.blogspot.com.tr
Yasemin Akçin www.gulumseyuzume.blogspot.com.tr
Mehtap Türkeli www.asimetrikblog.blogspot.com
Sibel Ordueri www.sosyalmedyakafe.com
Çiğdem Mıhlıoğlu www.benimdunyamdaben.blogspot.com.tr
Büşra Yöndemir www.makyajkadini.blogspot.com.tr
Alice www.nailartinwonderland.blogspot.com.tr
Şeyma Kaşifoğlu www.makyajveotesi.blogspot.com.tr
Evrim Akdağ Güler www.divadonnabella.com
Fulya Küçükaksoy www.fulyakucukaksoy.com/
Kübra Sayın www.kubrasayin.com
İrem Gökçe www.benrujumvealligim.biz
Emine Durali www.mavilavantaa.tumblr.com
Betül Azgın www.betuldiyorki.blogspot.com
Ceyhun Saray(İnstablogger) www.instagram.com/ceymakeup
Filiz Şahin www.makyajkelebegi.com
Ebru Güzey www.hayatimakyajla.com
Gülşah Önen www.gulsahonen.com
İrem Özker www.audreyinsekerleri.blogspot.com
Başak Çelik www.gokkusagininustunde.com
Nagehan Öge www.asortik.blogspot.com.tr
Hümeyra Biçer www.makyajodasi.net
Buket Boydaş www.birbuketkozmetik.com
Zeynep Betül (instablogger) www.instagram.com/benimelim
Selma Çiçekdal www.ojelerfora.tumblr.com
Fatma Ardalı www.fatmaardali.com
Gamze Çelikdemi www.gamzecelikdemir.com
Aycan Özcan www.aycanhayatadair.com
Özlem Öztürk Vatansever www.modalizaa.com
Fatma Özkan www.makyajinkimyasi.blogspot.com.tr
Sena Dursun www.nypdsena.blogspot.com.tr
Yasemin Akçin www.gulumseyuzume.blogspot.com.tr
Mehtap Türkeli www.asimetrikblog.blogspot.com
Sibel Ordueri www.sosyalmedyakafe.com
Çiğdem Mıhlıoğlu www.benimdunyamdaben.blogspot.com.tr
Büşra Yöndemir www.makyajkadini.blogspot.com.tr
Alice www.nailartinwonderland.blogspot.com.tr
Şeyma Kaşifoğlu www.makyajveotesi.blogspot.com.tr
Evrim Akdağ Güler www.divadonnabella.com
Fulya Küçükaksoy www.fulyakucukaksoy.com/
Kübra Sayın www.kubrasayin.com
İrem Gökçe www.benrujumvealligim.biz
Emine Durali www.mavilavantaa.tumblr.com
Betül Azgın www.betuldiyorki.blogspot.com
Ceyhun Saray(İnstablogger) www.instagram.com/ceymakeup

Sizleri etkinlikte çekildiğim fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.Sevgiyle kalın :L
Onyüzmilyonoje Gülşah & SosyalMedyaKafe Sibel
Gülşah Önen & Asortik & Sosyal Medya Kafe
divadonnabella & sosyal medya kafe


İstanbul Blogger & Bursa Blogger
Ve son olarak bolonlarım ve ben :)
Sosyal Medya Kafe Sibel
Diğer sponsor firma yazımlarımda görüşmek dileğiyle hoşçakalın :B
Sibel Ordueri

Eski Yazınızı Ayağa Kaldıracak 7 Denenmiş Yöntem

19 Nisan 2016 Salı
bloglarda eski yazı güncelleme
Eski yazıyı güncellemek ve onun reklamını yapmak en az yeni yazı yayınlamak kadar önemlidir. Çünkü yeni okuyucular önceki yazılarınızdan haberdar olmayabilir ve eski yazılarınızla yeni okuyucular kazanma fırsatı yakalayabilirsiniz.
Eski yazılarınızın tanıtımını yapmak, var olan kaynaklardan yeni okuyucular bulmaya çalışmak bakımından önemli bir çalışma olacaktır. Bu çalışma nasıl olmalı ve eski yazılarınızı tekrar ayağa nasıl kaldırabilirsiniz sorularınıza yanıt olacak 7 farklı yöntemi sizlerle paylaşacağım :

1 – Yazı resmini güncelleyin

Eski yazınızda kullandığınız resim belki de tarzınızı yansıtan o an için alalade seçilmiş bir resim olabilir. Eğer öyleyse şimdi bu resmi değiştirmenin tam zamanı !
Bildiğiniz gibi yazı resmi, sosyal medya paylaşımlarında oldukça önemli. Sosyal medya kullanıcılarını tıklamaya teşvik edecek en büyük unsur resimler. Bu yüzden çekici bir resim sosyal medya üzerinden daha fazla trafik almanızı sağlayacaktır.
Şimdi hemen yazı resmini etkileyici bir hale getirin ve sosyal medya hesaplarınızda paylaşın !

2 – Son güncellenen yazılar eklentisi kullanın

Yeni güncellenen yazıları okuyucuya göstermenin en etkili yolu da onlara sidebar üzerinde yer vermek olacaktır.
Hemen şimdi son güncellene yazılar başlığında kronolojik sırayla yazılarınızı liste halinde sunun. Bunu blogger da link list ekleyerek, wordpress üzerinde ise “Last Updated” plugin kullanarak yapabilirsiniz.
Bu şekilde sitenize ek bir trafik sağlayacaksınız ve okuyucularınız da sitenizde yer alan konuların daima güncel olduğunu düşünecektir.

3 – Yeniden yayınlayın

Yazıyı güncelledikten sonra yayınlama tarihini değiştirerek yeniden yayınlayabilirsiniz. Bu şekilde yazınız anasayfaya yerleşecek ve mail aboneliği ile takip edenlere otomatik olarak güncelleme gidecektir.
Anasayfayı güncellemek için sadece yeni yazmaya gerek yok. Yukarıda bahsettiğim gibi yayınlanma tarihini değiştirerek bunu gerçekleştirebilirsiniz.

4 – Benzer yazılar eklentisini kullanın

Benzer yazılar, sitede kalma süresini artıran ve ziyaretçiyi sitede tutan önemli eklentilerdendir. Özellikle yazı sonunda bu eklentiye yer verilmesi okuyucuların dikkatini daha çok çekmektedir. Bu yüzden güncellediğiniz yazınızın da burada çıkması önemli olacaktır.

5 – Farklı yazılarınızda link verin

Yazıyı güncelledikten sonra yapılacak ilk iş bu güncellemeyi duyurmak olacak. bu yüzden alakalı olduğunu düşündüğünüz diğer yazılarda bu yazınıza link verin. Özellikle fazlasıyla hit alan yazıyı tercih etmeniz size daha fazla trafik getirecektir.
Hem site içi seo hem de güncellenen yazıya gelecek hit için iç linkleme önemli olacaktır.

6 – Diğer blogları yorumlayın

Bildiğiniz gibi çoğu site, yorum alanında isim + site url si şeklinde yorum yapmanıza imkan veriyor. Siz de yapacağınız kaliteli yorumlarda anasayfa linki yerine son güncellediğiniz yazı linkini yazıp yorumu yayınlayabilirsiniz.
Özellikle yazıda ilk yorumun size ait olması kendi yazınıza daha fazla trafik kazandıracaktır. Bu da aklınızın bir köşesinde olsun !

7 – Sosyal medyada paylaşın

Yeni yazınızı paylaştığınız gibi güncellenen yazıları paylaşırken aynı yöntemi kullanmanızı tavsiye etmiyorum.
Güncellendi ya da geliştirildi şeklinde kelime ile ilgili kısımları paylaşırken kullanmanız daha etkili olacaktır. Bu yazı aklında olan okuyucularınız bile merak ederek yazınıza tıklayacaktır.
Eğer toplu bir mail listeniz varsa yeni yazınızdan alıntılar yaparak onlara güncellediğiniz yazı için mail gönderebilirsiniz.

Son Sözler

Var olan kaynaklarınızdan ekstra trafik almanızı sağlayacak 7 farklı yöntemi sizlerle paylaştım. Sürekli yeni yazıya odaklanmak yerine var olanı güncellemek de emin olun size fayda sağlayacaktır.
Geriye bakıp döndüğümde ilk yazılarımdaki acemilik gözle görülür bir biçimdeydi. URL hatası, içerik bütünlüğünün olmaması, atlanmış noktalar gibi bir çok eksik buldum ve eski yazılarımı yukarıda bahsettiğim yöntemle ayağa kaldırdım. Şimdi sıra sizde !
Hangi yöntemin daha çok etkili olacağını düşünüyorsunuz ?

Bu yazı Teknojest sitesi sahibi Poyraz Sahin tarafından yazılmıştır...

Günümüz Modası D Vitamini

16 Nisan 2016 Cumartesi
D Vitamini Günümüz Modası
Günümüz modası D vitamini oldu . aklına esen , komşudan , arkadaşından duyan koşup D vitamini alıyor . Ama ne derece bilinçle kullanıyorlar ya da kullanılıyor tartışılır . Kulakdan dolma bilgilerle bir doktor veya eczacıya danışmadan kullanmak bu dönem bir moda olmuş durumda maalesef . 
D vitamini, kalsiyum ve fosforun sindirim yollarında kullanımı ve emilimi ile özellikle çocuklarda büyüme için gerekli vitamin. Kas zayıflığına karşı vücudu korur, kalp atışının düzenlenmesinde etkilidir, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için gereklidir.
D vitamini sindirim sisteminden kalsiyum emilimini artırır ve kemiklerde kalsiyum birikimine yardım eder. D vitamini kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif taşınmasını hızlandırarak artırır. Özellikle bağırsak dokularındaki epitel hücrelerde kalsiyum emilimine yardım eden, kalsiyum-bağlayıcı proteinlerin oluşumunu artırır.
D vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. İki şekilde bulunur. Aktif ergosterol, kalsiferol ve D2 vitamini gibi adlarla da bilinen ergokalsiferol ışınlanmış mayalarda bulunur. Aktif 7-dehidrokolesterol ve D3 vitamini gibi adlarla da anılan kolesalsiferol ise insan derisinde güneş ışığı ile temas sonucu meydana gelir ve daha çok balık yağında ve yumurta sarısında bulunur. Isıya ve pişirmeye karşı dayanıklıdır. Yetersiz gıda alan ve fazla kalori yakan kişilerde , 50-55 yaşın üzerindeki kişilerde , özellikle menapoz sonrası kadınlarda , emziren ve hamile kadınlarda , alkol veya uyuşturucu kullananlarda , kronik hastalığı olanlarda , uzun süredir stres altında olanlarda , yakın geçmişte ameliyat geçirmiş olanlarda , mide-barsak kanalının bir kısmı ameliyat ile alınmış olanlarda , ağır yaralanma ve yanığı olan kişilerin D vitaminine özellikle ihtiyaçları vardır . 

D Vitaminin Yararları : 
  • İnce barsaklardan kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemik büyümesi, sertleşmesi ve tamiri üzerinde etkili olur. 
  • Raşitizmi önler. 
  • Böbrek hastalıklarında düşük kan kalsiyumu seviyesini düzenler. 
  • Postoperatif kas kasılmalarını önler. 
  • Kalsiyumla birlikte kemik gelişimini kontrol eder. 
  • Bebekler ve çocuklarda kemik ve dişlerin normal gelişme ve büyümesini sağlar . 

D Vitamini günlük ne kadar alınmalı ? 

Kadın ve erkeklerde her gün alınması gereken en az doz 200 ünitedir. Düzenli süt içenler ya da süt ürünleri tüketenlerin yeterince D vitamini aldığı söylenebilir. Ayrıca vücut güneş ışınlarına maruz kaldığında, kendisi de D vitamini üretir. Yaşlılıkta kemiklerin zayıflamasına ( osteoporoz ) karşı, günde 400-800 ünite kadar D vitamini takviyesi alınması yararlı olmaktadır. 

D Vitamini eksikliği nelere mi yol açıyor ? 

Raşitizm : Çarpık bacaklar, kemik veya eklem yerlerinde deformasyonlar , diş gelişiminde gerilik, kaslarda zayıflık , yorgunluk , bitkinlik . 

Osteomalazi : Kaburga kemiklerinde,omurganın alt kısmında, leğen kemiğinde, bacaklarda ağrı, kas zayıflığı ve spazmları, çabuk kırılan kemikler. 

D Vitamini fazla kullanımının zararları : 
  • Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara sebebiyet verir . 
  • D vitaminin fazlası karaciğerde ve böbrekler birikme yapar .
  • Uzun süreli doz aşımı yüksek kan basıncı , mide bulantısı ve kusma , kalpte ritim bozukluğu , karın ağrısı , iştah kaybı , zihinsel ve fiziksel gelişme geriliği , damar sertliğine , böbrek hasarlarına neden olabilir . 
  • Günlük bir litreden fazla süt içen ya da buna yakın süt ürünü tüketen kişilerin ayrıca D vitamini almaları risk teşkil edebilir . 

Günlük 1000 üniteye kadar D vitamini alınması tavsiye edilirken , günde 5000 üniteden fazla alınması halinde böbrekler , karaciğer ve kalpte hasarlara neden olabilir . Mutlaka bir uzmana danışıp , tahlil yaptırınız .

Sevgiler .
Ayşe Köseler Güneş
Yazar Hakkında:Merhaba ,
Ben Ayşe Köseler Güneş
Antalya'da yaşıyorum . Bir Minik Kelebeğin annesiyim . Eczacı Teknisyeniyim .Annelik serüvenimi , iyi kötü tecrübelerimi paylaştığım , işim gereği sağlık ve ilacın içinde olan bir anne olarak paylaşımlar yaptığım , yazmayı sevdiğim Minik Kelebeğin Annesi blogunun sahibiyim .

Kuru Meyveli Kek Tarifi -Meyveli Kek Nasıl Yapılır?

8 Nisan 2016 Cuma

Kuru meyveli kek tarifi kek nasıl yapılır
Meyveli Kek Tarifi
Kek kokusu olmayan bir ev düşünemiyorum. Miss gibi kuru meyveli kek kokusu o evin sadece bir ev değil de bir yuva olduğunun kanıtıdır adeta. Bir kekle olur mu demeyin. Kek kokusu gelen evde mutlu çocuklar olur, hamarat bir anneye sahip .. Mutlu bir adam olur, çayının yanına katık yapan hamarat bir eşe sahiptir o:) Bir kek neler anlatır aslında bizlere..

Yeni evlenmiş , mutfağa yeni girmiş, biricik sevdiceğine kavuşmuş bir gelin gelir aklıma.. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer sözüne kulak vermiş. Kolları sıvamış, kek yapmaya koyulmuş. Kekin malzemelerini güzelce karıştırmış bir hevesle fırına koymuş. Pişme işlemi tamamlanmıştır diyerek kapağı açar, karşısında güzelce kabarmış bir kek beklemektedir ama... Birden kabartma tozu katmayı unuttuğu gelir aklına:( Biricik sevdiği, öyle de yer severek ama .. İşte güzel bir anısı kalır ilerde olacak torunlarına,  geleceğe...

Kekin en iyi dostu da tavşan kanı bir çaydır, ince belli bardakta sunulan.. Muhteşem ikili buluştu mu değmeyin keyfimize..

Kuru Meyveli Kekin Malzemeleri:
  • 1su bardağı süt
  • 2 adet yumurta
  • 1 kabartma tozu
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı şeker
  • 2 su bardağı un
  • Rendelenmiş limon kabuğu
  • Bir fincan kuru üzüm
  • Bir fincan kuru kayısı
  • Bir fincan kuru kızılcık
  • Bir fincan kırılmış ceviz
Kuru Meyveli Kekin Yapılışı:

Öncelikle şekeri ve yumurtaları çırpıyoruz. İçine sütü, yağı ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. İçine limonun sarı kısmını rendeliyoruz. Beyaz kısmının karışmamasına dikkat ediyoruz.
Unu ve kabartma tozunu ayrı bir kaba elekle eliyoruz ve karışımın içine döküyoruz. Kaşık yardımıyla karıştırıyoruz.
Küçük parçalar şeklinde doğradığımız kayısıları, üzümleri ve kzılcıkları hafifçe unluyoruz dibe çökmemesi için. Unladığımız meyveleri ve cevizi içine ekliyoruz. Karıştırıyoruz.
Yağladığımız kalıba boşaltıp 180 derecelik fırında pişiriyoruz. İlk 20 dakika fırının kapağını açmamaya özen gösteriyoruz.
Sevdicann
Yazar Hakkında:Merhaba ben sevdicann.Hayal etmeyi bu hayalleri gerçekleştirerek tasarıma dönüştürmeyi,şık sunumlar hazırlamayı, mutfakta harikalar yaratmayı,oğluşumla ilgilenmeyi seviyorum. Severek yaptığım bu güzellikleri Sevdicann isimli bloğumda paylaşıyorum.
Gönderen

Responsive Blogger Tasarım Asimetrik Blog Tasarım

30 Mart 2016 Çarşamba
Responsive blogger tasarım hiç şüphesiz ki günümüz şartlarını düşündüğümüzde en iyi blog tasarımlarıdır.Farklı ekran boyutlarına göre şekillenen blog tasarımı ile okuyucularınıza görsel ve kullanım açısından kolaylık sağlanıyor.
Daha önce responsive tasarım nedir ? Blogger teması responsive hale nasıl dönüşür ?  teknik anlamda sizlere bu linkte anlamıştım.

Hüzün Sarısı blogun yazarı Nihal hanım tavsiyesi ile gelen sevgili Asimetrik Blog'un yeni  temasını responsive olarak tasarladım.
responsive blogger tasarım asimetrik blog tasarım
Asimetrik blogun isteği üzerine oldukça sade bir blog teması oldu.Bayanların vazgeçilmez rengi pembe, asimetrik blogun da tercihi oldu.Diğer blog tasarımlarımı kişiye özel çalışıyordum.Responsive blog tasarımlarını da yine kişiye özel çalışmaya devam edeceğim.

Buradan bir noktaya parmak basmak istiyorum.Yaptığım tasarımlar hazır responsive blog teması değildir.Başka hazır tema satan sitelerden tema satın alıp veya ücretsiz indirip, karşımdaki kişinin bloguna yüklemiyorum.Bunu yapan bir çok kişinin  şuan mahkemelik olduğunu duyuyorum.Bu anlamda ne kendimi ne de karşımdaki kişiyi riske atmam söz konusu dahi olamaz...

Tamamen karşımdaki kişinin isteği doğrultusunda şekillenen,kendimin yaptığı blog tasarımlarıdır.
Responsive tasarımları hazırlık aşamasında karşılıklı iletişim sayesinde karşımdaki kişinin isteğine en uygun temayı yapmaya çalışıyorum.Bu hazırlık aşamaları bir tema için 7-15 gün sürebiliyor.

Asimetrik Blog'un Eski Blog Tasarımı Ekran Görüntüsü;
eski blog tasarım asimetrik blog


Asimetrik Blog kozmetik ve güzellik üzerine deneyimlerini paylaşıyor.Sizler de takip etmek ve responsive blog tasarımını yakından görmek isterseniz ;

Asimetrik Blog 'u ziyaret edebilir tema hakkındaki düşüncelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.

Asimetrik Blog'a yeni responsive blogger teması hayırlı uğurlu olsun :) Uzun yıllar yazılarını okumak dileğiyle :A

Sizler de kendinize ve blogunuza özel,seo destekli,responsive blog tasarımına (duyarlı blog tasarım) sahip olmak isterseniz;
İletişim sayfamdaki formu doldurarak detaylı bilgi alabilirsiniz.
Siz hayal edin ben gerçeğe dönüştereyim :V
Herkese sağlıklı,mutlu günler dilerim :A
Sibel Ordueri 

Gelecek, Geçmiş ve Karakterin Şifresi : El Çizgileri

25 Mart 2016 Cuma
Hoş geldin sayın okur ve okur adayı

Bir yeteneğin olsaydı ne olmasını isterdin ? Her türlü olağan üstü özellik dahil.. Rahatlıkla her şeyi söyleyebilirsin.

Görünmezlik..

Akıl okuma..

Geleceği bilebilme..

bir-yeteneginiz-olsa-hangisi-olurdu

Değil mi ? Baksana yüzüne geleceği bilebilme derken nasıl da gülümsedin. Absürd gibi gözükse de sana bir soru daha sorayım.

Sence insan geleceği bilebilir mi ? Ya da soruyu daha yumuşak tarzda sorayım :

Sence insan geleceği tahmin edebilir mi ?

Ama hemen hayır deme sayın okur, nasıl mümkün olur deyip peşin hükümlü olma. Düşünsene hava durumları da bir tahmin üzerine kurulmuyor mu ? Bir haftalık hava durumları tahminini sunan binlerce haber kanalı yok mu ? Yani düzgün bir şekilde incelenirse gelecek az çok tahmin edilebilir.

Ya insan, insanın hayatı da tahmin edilebilir mi ? Tahmin edilebilirse dayandığı dayanak nedir ?

Günümüzde tamamen dolandırıcılık yolu olarak adlandırılan; ama aslında işin uzmanı tarafından incelenirse gerçek tahminlerin yürütülebileceği bir alan :

El çizgileri..

Değerli okur, avuç içini açıp el çizgilerine bak ayrıntılı. Yanında, yörende başka kim varsa onların eline de bak. Çoğu zaman benzer diye gördüğümüz o çizgiler aslında farklı değil mi ? Kimisinde belirgin üç çizgi varken kiminde birden fazla kırık çizgi var. Kiminde derin, kiminde yüzeyel seyreder. Gerçekten de bunların bir anlamı olabilir mi ?

Mesela, neredeyse her insanın elinde belirgin olan üç çizgi vardır. Bunlardan biri işaret parmağı ile baş parmak arasında başlayıp bileğe doğru giden çizgi [HAYAT ÇİZGİSİ] --- 3, biri yine aynı yerden başlayıp avucun alt kenarına doğru seyreden çizgi [AKIL ÇİZGİSİ] --- 2, diğeri de serçe parmağının birkaç santim ilerisinden başlayıp yukarıya doğru uzanan kalın çizgi [KALP ÇİZGİSİ] --1, birçok kişi de bulunmayan bir çizgi [KADER ÇİZGİSİ] --- 4..

el-cizgileri-ne-anlama-gelir

Her çizginin üzerinde farklı parmaklara, avucun farklı yerlerine doğru seyreden çizgiler bulunur. İşte tüm bunlar insanın hayatının nasıl bir şekilde işleyeceğini gösterebilecek uyarıcılar olabilir mi ?

Mesela düşünmeden risk alan ve genellikle işin içinde iken ancak sonuçlarını düşündüğün bir yapın mı var, bak eline hayat çizginle akıl çizgin birbirinden ayrı bir şekilde seyrediyordur muhtemelen. [Tersi durumda da birleşik seyreder haliyle]

Mesela insanlara bağlanma noktasında sorun mu yaşıyorsun ? Bir insanı sevdin mi öyle bir derinden seviyorsun ki bir türlü normal sevmeyi başaramıyor musun ? Kalp çizgine bak, muhtemelen öyle bir derin ve dallı budaklı bir haldedir ki diğer insanların el çizgilerine göre sen dahi şaşırırsın..

Ya da aşkta aradığını bir türlü bulamamışsan kalp çizginin üzerinde belirli ufak çizgiler illa ki işlenmiştir.

Mesela sabırsız bir insan mısın ? Her şeyin hemen olmasını mı istiyorsun, akıl çizginin uzunluğuna bir bak istersen ? Muhtemelen git gide incelen ve kısalan bir akıl çizgin vardır.

Ya da şairsel, sanatsal bir yeteneğin mi var ? Arkadaşların sana tiyatral yetenekli mi diyor ? Yazar, şair veya ressam yakıştırmasında mı bulunuyor ? Akıl çizgin avucunun dış kenarına doğru uzanmıştır dikkatlice bakarsan.

Yani el çizgilerinin uzunluğu, kısalığı; derinliği, yüzeyelliği; yönlendiği yerler; üzerinde bulunan noktalar, çarpılar, kareler gibi şekiller, birbirinden farklı anlamlar içerir. Ama bizler sadece falcılardan duyduğumuz el çizgileri yorumlanması [el falı] yüzünden bu ilmi hiç dikkate almıyoruz. Halbuki insan bu çizgilerin mahiyetini öğrenirse eksikliklerini görüp tamamlar, önüne çıkacağı engelleri tanıyıp ona göre hareket eder.

Son bir soru sayın okur

Sen el çizgileri hakkında ne düşünüyorsun ?

Bay Kefren
Yazar Hakkında : Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım. İşte yepyeni blogum Heybemdeki Yolcu... Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah... Heybemdeki Yolcu
Gönderen

Bloggerların İnstagram Kullanımı

17 Mart 2016 Perşembe
bloggerların instagram kullanımı
Merhaba
Bugün instagram kullanıcıları ve instagram kullanım alışkanlıklarından bahsetmek istiyorum. Özellikle blog yazarları hangi ortamlarda ne şekilde instagramda olmalı anlatmak istiyorum.
İnstagram takipçi sayısı nasıl yükselir biraz da o konuya dokunacağım. Yazacaklarımın tamamı gözlemlerim ve deneyimlerim sonucu sizin karşınızda, bunu belirtmek istiyorum yoksa ben otorite değilim.
Yaklaşık 2.5 yıldır bir instagram hesabına sahibim ve 1 yıldır aktif kullanıyorum, bloguma da bağladım.
Önce İnstagram'ın bloggerın hayatının neresinde olması gerektiğinden bahsedeyim: İnstagram bir sosyal paylaşım sitesi biliyorsunuz. Nasıl facebook, twitter hesaplarımız varsa onun gibi yani. Blogumuza tıpkı onlar gibi bağlantı linki verir blog yayınlarımıza instagram takipçilerimizi yönlendiririz. Biz bloggerler için amaç budur bu olmalıdır. Hüzün Sarısı olarak uzun zamandır ‪#‎önceblog‬ veya ‪#‎bloglarımızasahipçıkalım‬ tagleri ile yazdığım yazı ve yaptığım paylaşımlarda bunu bolca belirtiyorum. Blogumuzda bir yayın yaparız, linkini instagram profilimize yapıştırırız, yayınla ilgili bir fotoğrafla "falanca başlıklı yazım şu an blogda, link profilimde" şeklinde yazar paylaşırız. İnstagram bloggerlar için görevini yapmıştır. Elbette bu paylaşımı, konu ile ilgili tagleri etiketleri kullanarak yapmamız gerekmektedir. Takipçimiz olmayanlar ve etiket ile paylaşım arayanlar için.
Bir bloggerın profili kesinlikle kapalı olmamalıdır onu vurgulamam gerekiyor. Kapalı olursa yapılan taglerin hiç bir anlamı kalmaz, profilinize ulaşamazlar.
Şimdi şöyle bir soru sorabilir bazı okurlar "makyaj göstermek için şahsi fotoğrafımızı paylaşıyoruz, çirkin mesajlar geliyor" Evet doğru, gelir. O zaman ne yapıyoruz şahsi fotoğraflarımızı dikkat çekecek kadar yüklemiyoruz. Zaten blogger olduğumuz için instagrama böyle bir fotoğraf yüklemeye gerek yok. Tanıttığınız bir maskara ise o maskaranın fotoğrafını kullanıp blogunuza uygulama sonucunu gösterirsiniz. Gezinmesi kolay olduğundan instagramda ipsiz sapsız insan çok var ama bloglarımıza sadece ilgili olanlar gelir ve rahatsız etmez.
Bir de instagramı blog zanneden bir kesim var. Gerçekten bilmiyorlar da mı bu eylemi yapıyorlar acaba? "Falancanın blogu" şeklinde bir profil açmışlar DM gönderip "blogumu takip eder misiniz" diyorlar. Blog göremedim soruma aldığım yanıt ise "insta blog!" Defalarca söyledim instagram blog değildir sadece sosyal medya hesabıdır. O halde facebook sitesinde paylaşım yapanlar kendinde faceblog desinler, twitter kullanıcıları twittblog nasıl? Üstelik sürekli ürüyorlar, neden? Bunun sebebi onları gerçekten blogger olarak gören blog yazarları, onları blogger olarak gören markalar okumayı sevmeyen üşengeç takipçi. İşte bunlar yüzünden hala her gün bir çok insta blog(!) ürüyor ortalarda.
Oysa; bizler bloglarımıza sahip çıksak, blogger arkadaşlarımızı her anlamda desteklesek böyle bir karmaşa yaşamayız. En azından bireysel görevlerimizi yapmış oluruz.
Başka önemli bir konu; takipçileriniz varsa siz varsınız. Sorulan sorulara lütfen cevap verip mümkün olduğunca, incitmeyin. "Burası benim profilim ne istersem onu yaparım" diye hönküren birini takipten çıktım geçen akşam.
Son olarak instagram takipçi sayısı sorunsalı; bunun çözümü takipçi satın almak değil gerekli sıklıkta, gerekli tagler ile paylaşım yapmak. Düşünsenize 20 bin takipçiniz var, sahte olanından paylaşım beğenileriniz 20-30 oldu mu şimdi? Siz en iyisi bırakın bu düşünceleri organik takipçi edinmek için çalışın. Sürekli çekiliş fotoğrafı, sürekli flaşlı fotoğraf, sürekli çocuğunuzun hamlelerini paylaşmayın (anne-çocuk ağırlıklı yazan blogloarı tenzih ediyorum). Günde 38 paylaşım yapmak takipçi getirmez götürür. Profilindeki fotoğrafların çoğunun çekiliş ise bir bloggerın kim takip eder onu? Öyle bir ironi var ki, kendi sürekli çekilişlere katılıp, çekiliş yaptığında "çekiliş hesapları dahil değildir" der.
Daha yazacak çok şey var aslında ama en önemlileri ve başlıkları böyle:)
Yeni bir yazıda görüşmek dileğimle.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan
Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.

Ispanaklı Gül Böreği Tarifi Ispanaklı Börek Nasıl Yapılır

2 Mart 2016 Çarşamba
Ispanaklı Gül Böreği Tarifi
Ispanaklı gül böreği tarifi çok sevilen bir börek çeşididir. Sunumu da tepsi böreğine göre daha kolay ve şıktır. İç malzemesi dağılmaz. Bu yüzden benim de severek hazırladığım bir ıspanaklı börek çeşididir. Hazır yufkalar bu böreği hazırlarken işimizi oldukça kolaylaştırıyor. İç malzemeyi hazırlayıp hazır yufkanın içine dizip şekil verdikten sonra böreklerimiz hazır. Hem isterseniz bu şekilde hazırladığınız ıspanaklı börekleri dondurucuda da saklayabilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz önemli nokta böreklerin buzu çözülmeden fırına sürmek. Buzu çözülen börekler yapışabilir. Gelin isterseniz şimdi bu nefis ıspanaklı gül böreklerin nasıl yapıldığına bakalım.

Ispanaklı gül börek malzemeleri:
  • 5 adet hazır yufka (4 eşit parçaya bölüyoruz.)
  • 2 deste ıspanak
  • 3 adet orta boy kuru soğan
  • 1/3 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 çay kaşığı kadar tuz
Üzeri İçin:
  • Bir kase yoğurt
  • 1 fincan sıvı yağ
  • 1 adet yumurta
  • Üzeri için susam ve çörek otu
Ispanaklı Gül Börek Nasıl Yapılır

Ispanaklı börek nasıl yapılır?
Tarifi:
  • Öncelikle iç malzememizi hazırlayarak başlıyoruz ıspanaklı gül börek yapımına.
  • Ispanakları bol suda yıkayıp süzelim.
  • Çok küçük olmamak şartıyla doğrayıp bir taşım kaynatıp haşlayalım. Çok haşlamaya gerek yok.
  • Soğuyan ıspanakların suyunu sıkarak süzelim.
  • Bir tavada küp küp doğranmış soğanları sıvı yağla kavuralım.
  • Soğanların diriliği gidince salça ve tuzu ezerek karıştıralım.
  • Son olarak ıspanakları da ekleyip 2-3 dakika karıştırdıktan sonra ateşten alalım. Soğumaya bırakalım.
  • Bir kasede üzeri için gereken yoğurt ve sıvı yağı karıştıralım. Yufkaların içine bu karışımı süreceğiz.
  • Yufkaları 4 eş parçaya bölelim. Bir tanesini düz bir zemine açalım.
  • Üzerine yoğurt-sıvı yağ karışımını bir fırça yardımıyla sürelim.
  • Geniş kısmına bir miktar iç malzemesi yayıp uçlarını kapatmadan sigara böreği sarar gibi saralım.
  • Sardığımız böreğin bir ucundan başlayarak içe doğru döndürerek gül şeklini verelim.
  • Uç kısmını bir miktar suyla yapıştıralım ki; pişerken açılmasın.
  • içine sürdüğümüz yoğurt-sıvı yağ karışımına şimdi bir yumurta ekleyip karıştıralım.
  • Börekleri yağlanmış fırın tepsisine dizelim ve üzerine bu kalışımı sürelim.
  • Susam ve çörekotu serptiğimiz ıspanaklı gül börekler fırına girmeye hazır.
  • 180 derecede kızarana kadar pişirdiğimiz börekleri ılıyınca servis edebiliriz.
Ispanaklı gül böreği tarifini severek hazırlayacağınızı düşünüyorum. Beğeneceğinizi umuyorum.
Afiyet olsun.
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında:Adım Nahide Zereyak. Tariflerimin bulunduğu Renkli Pasta Sepeti isimli bloğun aşçısı ve yöneticisiyim. Adana'da yaşıyorum. Üç çocuk annesiyim. Mutfağımda sevdiklerim için yeni lezzetler keşfetmeyi ve bunları paylaşmayı seviyorum. Lezzet dünyasından ayrı kaldığım zamanlarda yazılar ve şiirler yazıyorum.

Responsive Blogger Tema Tasarım Nasıl Yapılır ?

25 Şubat 2016 Perşembe
responsive blogger tema yapımı
Responsive Blogger Tema Tasarımı ve Yapımı
Responsive tasarımlar(dizaynlar) bu günlerde profesyonel web tasarımının bir parçası haline geldiler. Sahip olduğumuz blog ve web sitelerinde bile kullanıcılar responsive web tasarımı tercih ediyor. Büyük blogların birçoğu artık farklı mobil versiyonlar yerine responsive blog tasarımı kullanıyor. Responsive tasarım ayrıca yükleri azaltıyor ve SEO dostu olarak karşımıza çıkıyor.
Ama temel soru şu: Web site temasını responsive olarak tasarlayabiliyoruz ama Blogger temelli temaları da responsive olarak tasarlayabilir miyiz ? Evet, tasarlayabilirsiniz.
Blogger, blogların geliştirilmesi için büyük bir içerik yönetim sistemi (CMS) platformu haline geldi. Hatta Blogger, WordPress ile kıyaslandığında çok daha fazla güzel özelliklere sahip. Tema tasarımı, Blogger’da WordPress’e göre çok daha kolay yapılabiliyor. Blog temalarının daima WordPress temaları kadar profesyonel olmadığını düşünüyoruz, fakat ben bu görüşe katılmıyorum. Etkileyici ve şık bir tema tasarımı için HTML, CSS, JS, jQuery, Ajax gibi yeterli ve Blogger ile uyumlu birkaç tasarım diline ihtiyacımız var.
Bugün size mevcut tasarımınızı nasıl responsive Blogger temasına çevireceğinizi anlatacağım.

Responsive Tasarım Ne Anlama Geliyor ?
Bir tasarımı responsive yapmak aynı temayı kullanarak bu temayı Desktop, Laptop, Tablet veya Smartphone gibi farklı boyutlardaki cihazlarla uyumlu bir hale getirmenin bir yoludur. Stil şablonu kullanılarak yapılan Responsive tasarım, kodlama yükünün düşürülmesi demektir. Bu günlerde her blog ayrı bir mobil versiyon yerine responsive tasarımı tercih ediyor. Bunun sebebi, mobil versiyonların temel sorununun farklı ekran boyutlarıyla pek kullanışlı olmaması. Mesela; bir web sitesini smartphone için tasarlarsak bu web sitesi tabletlerde aynı şekilde düzgün çalışmayabiliyor. Yani bu sorunu responsive tasarımın cihaza karşı duyarlı olmasıyla çözüyoruz.

Responsive Tasarım mı Yoksa Mobil Versiyon mu ?
  •  Responsive tasarımlar, ayrı bir mobil versiyonla kıyaslandığında SEO dostudur.
  •  Responsive tasarım kendi kendine Tablet, Smartphone ve diğer cihazlardaki farklı ekran boyutlarına uyum sağlar. 
  •  Responsive tasarım, sitenin yüklenme hızını arttırır. Yani sitenin performansını komple arttırmış olur. 
  •  Responsive tasarım ayrıca kazançlarınızı arttırır. Duyarlı Adsense reklam birimini kullanarak kazançlarınızı maksimize edebilirsiniz.
Mevcut Blogger Temanızı Responsive Haline Dönüştürün:

Bu işleme devam etmeden önce HTML5 ve CSS3 hakkında temel bir bilgi birikiminiz olduğundan emin olmalısınız. Çünkü ben sadece size metodla ilgili rehberlik ediyorum. Bunun uygulanması tamamen sizin tema kodunuza bağlıdır, yani bütün class (sınıf) ve ID (kimlik) temadan temaya değişen bir şeydir. Yani bu bilgi her zaman sabit bir yapıda değildir.

•İlk olarak Blogger Blog’unuzu açın ve tema kısmına gidin.

•Edit HTML yazan yere tıklayın ve sonra aşağıda vermiş olduğum meta kodunu <head>  etiketinin altına yapıştırın.
 <meta name=”viewport” content=”width=device-width, initial-scale=1, maximum-scale=1¨/>

•Şimdi Responsive Stil Şablonunu ekleyin, ]]></b:skin> şeklinde gözüken kodu arayın.

•Altta bulunan resposive CSS kodları yapıştırın.

Burada hemen altta, yapıştırmanız gereken tüm responsive CSS sorgularını bulabilirsiniz. Sonra, kendi mevcut class’larınızı ve CSS kimliğinizi duyarlılık için eklemeye başlayın.

@media screen and (max-width : 1280px) { Ekran Boyutu 1280’den Az Olanlar İçin
MASAÜSTÜ İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}
@media screen and (max-width : 1024px) {
Ekran Boyutu 1024’den Az Olanlar İçin
TABLETLER İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}
@media screen and (max-width : 768px) {
Ekran Boyutu 768’den Az Olanlar İçin
KÜÇÜK TABLETLER İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}
@media screen and (max-width : 640px) {
Ekran Boyutu 640’dan Az Olanlar İçin
IPHONE İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}
@media screen and (max-width : 480px) {
Ekran Boyutu 480’den Az Olanlar İçin
AKILLI TELEFONLAR İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}
@media screen and (max-width : 320px) {
Ekran Boyutu 320’den Az Olanlar İçin
KÜÇÜK MOBİL CİHAZLAR İÇİN CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN
}

Yukardaki formatı kopyala yapıştır yapın ve /* CSS KODUNU BURAYA EKLEYİN —*/ yazan yeri tüm cihazlara göre sizin blogunuzun Header, Post Body, Sidebar, Footer ve diğer kısımlarının class’ları ve ID’lerinin CSS kodlarıyla değiştirin.
@media screen etiketi CSS’yi farklı ekran boyutlarında responsive yapmaya yarıyor.
(max-width : **px) olarak gözüken yer maksimum genişliği gösteriyor. Eğer kodu 320 kısmına yerleştirirseniz, bu ekran boyutunun 320’den küçük olduğu zamanlarda kodun çalışacağını gösterir. Ekran boyutunun 320’den büyük olduğu durumda bu çalışmaz. Şunu bilmek lazım eğer 480’e CSS’nizi koyup 320’ye herhangi bir şey koymazsanız, 480’de bulunan kod 0-480 arası bir aralıkta çalışır. Ama 320’ye herhangi bir CSS kodu koyarsanız, 480’de bulunan kodlar sadece 320-480 aralığında çalışacaktır. Sadece aynı class ve ID’ler için iki ekran boyutunda da kullanabilirsiniz.

Bir örneğe göz atalım:
@media screen and (max-width: ****px){
#main-wrapper { width:100%; margin:0px auto; }
.header-wrapper { width:100%; } 
#content {margin-right:0; width:100%; float: left;}
#sidebar {display: none; }
#footer-wrapper { display: none; }} 

NOT: Lütfen örnektekinin aynı class’ları, ID’leri ve CSS’leri kullanmayın. Çünkü bu sadece her bir görüntü ekranına karşılık gelen formatı açıklamak içindi. Aynı yolla siz bunu uyarlayabilirsiniz zaten kendi ihtiyaçlarınıza göre. Main Wrapper, Header section, Content, Sidebar, Footer ve diğer küçük kısımlar için mevcut olarak Blogger temanızda kullanılan class’ları ve ID’leri kullanın. Ve sonra CSS kodlarını ekleyin.

Duyarlılık İçin Bazı Önemli CSS Sorguları:

1.Daima width (genişlik) kavramını % sembolüyle kullanın pixels yerine. Mesela, Width:50%; şeklinde veya yüzde değerini kendi ihtiyacınıza göre ayarlayın.
2. Daima px yerine em terimini kullanın boyut için. Mesela, 10px yerine 10em kullanın.
3. Merkezde hizalama yapmak için Margin: auto; kullanın. Burda sağda ve soldaki boşluklar için % olarak değerler kullanmaya çalışın.
4. Display: none; kullanımı belli bir kısmın gizlenebilmesi için kullanılır.

Temanızın responsive olup olmadığını burayı tıklayıp test edebilirsiniz. ;)

Önemli Not: Bazen responsive tema tasarlarken sanki kodlarımız çalışmıyor gibi hissedebilirsiniz.Aslında responsive kod tüm kısımlarınızdaki width (genişlik) değerinin % şeklinde olması halinde çalışacaktır. Çünkü, herhangi bir kısmın width değerinin (genişliğinin) yüzde yerine sabit bir değere göre ayarlandığı durumda kodun duyarlılığının çalıştığını göremeyiz. Umarım responsive tasarım için hazırladığım bu blogger  yardım dersini sevmişsinizdir. Bu makale sadece responsive kodların nasıl çalıştığını açıklamak için hazırladım. Eğer ki HTML ve CSS hakkında çok da bilgi sahibi değilseniz,Sosyal Medya Kafe kişiye özel responsive Blogger tema tasarımı yapmaya başladı ;)
Çok yakında Sosyal Medya Kafe'nin yeni responsive Blogger teması ve kişiye özel yaptığım responsive Blogger temalarını sizlere paylaşacağım ;)
Blogger yardım dersleri ve Blogger eklentileri için Sosyal Medya Kafe'yi  GFC hesabını takibe alarak yakından takip edebilirsiniz.
Sağlıklı,mutlu günler dilerim :) Sevgiyle kalın :L

Sibel Ordueri 

"Bu makalede kullanılan tüm ekran görüntü resimleri ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir.Yazıların ve ekran görüntü resimlerinin yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir.İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."

Cupta Meyveli Muhallebi Nasıl Yapılır

18 Şubat 2016 Perşembe
Cupta olan tatlıları sunum ve görsellik açısından daha çok beğeniyorum. Tek kişilik , göze hitap ediyor olması çok önemli. Sütlü tatlılar zaten hafif oluyor içine meyve de ekleyince çok daha güzel oldu. İsterseniz dondurma bile ekleyebilirsiniz:::::)
Bu arada henüz iyileşemedim. Evde yatıp uzanmaktan da sıkıldım:(

Cupta Meyveli Muhallebi Malzemeleri:
  • 1 litre süt
  • 1,5 yemek kaşığı nişasta
  • 1.5 yemek kaşığı un
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 paket vanilin
  • Çilekli jöle
  • Muz, kivi, çilek
  • Krem şanti
Cupta Meyveli Muhallebi Yapılışı:

Öncelikle tencereye sütü, unu, şekeri, nişastayı koyup çırpalım. Ocağı açalım, arada karıştırarak, kaynayana kadar bekleyelim. Ceylan gözü gibi pof pof edip kaynayınca ocaktan alalım. Soğutalım biraz. Jöleyi karışımda belirttiği üzere yapalım ve cupların dibine azar azar dökelim. Soğumaya bırakalım. Krem şantiyi hazırlayalım. Meyvelerimizi doğrayalım. Soğuyan jölelerin üzerine soğuyan muhallebiyi koyalım. Üzerine istediğiniz meyvelerle süsleyebilirsiniz. En üzerine Krem şanti ya da dondurma koyarak servis edebilirsiniz.

Gönderen

Probiyotikler

11 Şubat 2016 Perşembe
Probiyotikler
Probiyotikler sağlığımızın korunmasında en temel unsurlardan biridir.Genellikle barsaklarımızda yeterli sayıda yararlı bakteri bulunmaktadır . Fakat bazı istisna durumlarda bunları takviye ile desteklemek gerekebilir.Bu bazı durumlar özellikle sağlıksız beslenme , aşırı kırmızı et tüketimi , obezite , alerjik hastalıklar , ameliyat sonrası probiyotik kullanılması gereken dönemlerdir.

Doğal yollardan beslenme probiyotik olarak yeterli destek yaratmayabilir . Aslında hepimiz probiyotik denince yoğurt tüketilmesinin yeterli olduğunu düşünürüz . Ama bu hiç de düşündüğümüz gibi değil . Çünkü bir tablet ya da bir saşe probiyotik alabilmek için kilolarca yoğurt yememiz gerekir . Bu ne yazık ki mümkün değil . Özellikle mayalı süt ürünlerinde probiyotik bakteriler vardır.

Örneğin ; ev yapımı kefir , yoğurt , şalgam , turşu , peynir gibi . Ancak bu besinlerdeki bakteri tipi ve sayısı çok değişkendir hatta üretim aşamasında ve raf bekleme süresi içinde hızla azalabilirler . İnsan organizmasında vücudumuzda bulunan hücre sayısının yaklaşık 10 katı kadar , 90 trilyon civarında bakteri yaşamaktadır . Bu bakterilerin büyük kısmı bağırsak mikroflorasında özellikle kolonda yaşamaktadır .

Bu bakteriler ;
Yararlı bakteriler yani probiyotikler , zararlı bakteriler yani patojen bakteriler olarak ikiye ayrılır . İnsan sağlığı bu bakteriler arasındaki denge ile doğrudan ilgilidir .

İki temel probiyotik türü vardır :
  • Bakteri kökenli olanlar
  • Mantar kökenli olanlar  

Probiyotikler nerelerde kullanılmalıdır ?
  • İshal ve kabızlık durumlarında barsak florasını düzenlemek
  • Antibiyotiklerle beraber kullanıldıklarında antibiyotiklerin patojen bakterileri yok ederken onlarla birlikte yok ettiği probiyotik bakterilerin geri kazanılmasını sağlar .
  • Spastik kolon yani irritabl barsak sendromunda 
  • Ülseratif kolit ve Crohn hastalığında 
  • Bağışıklı sistemi zayıfladığında 
  • Çölyak hastalığında 
  • Obezitede
  • Alerjik hastalıklarda 
  • Diyabet hastalığında 
  • Gastroenteritte ( yaz ishalleri , seyahat ishalleri )
  • Premetüre bebeklerde
  • Kolan kanserinde

Yeni doğan , hamile , bebek , çocuk , yaşlı yani herkesin kullanabileceği ve yararlanabileceği probiyotikler , yararlı bakteriler sayesinde vücudumuzda bir onarım yaparlar . Ya da oluşacak zararı telafi ederler .
Sevgiler .
Ayşe Köseler Güneş
Yazar Hakkında:Merhaba ,
Ben Ayşe Köseler Güneş
Antalya'da yaşıyorum . Bir Minik Kelebeğin annesiyim . Eczacı Teknisyeniyim .Annelik serüvenimi , iyi kötü tecrübelerimi paylaştığım , işim gereği sağlık ve ilacın içinde olan bir anne olarak paylaşımlar yaptığım , yazmayı sevdiğim Minik Kelebeğin Annesi blogunun sahibiyim .

Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor? Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz?

3 Şubat 2016 Çarşamba
Sosyal Medya Bağımlılığı

Merhaba
Uzun bir aradan sonra yine burada sizinle buluşmak çok güzel.
Sosyal medya üzerine bir şeyler yazmak istedim bugün.  
Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor? Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz?
 Hayatımızın tam da ortasında olan, bazen hoş vakit geçirmemize bazen ise üzülmemize sebep olan sosyal medya.
Daha önce yine bu köşede İnternetin Bize Yaptıkları-İnternet Bağımlılığı başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu defa sizlerin huzurunda kendi sosyal medya kullanıcılığımı eleştireceğim, sizler de okurken eminim kendinizi arayacaksınız. Bu arada belirteyim; kendini yerden yere vurmaktan, kıyasıya eleştirmekten çekinmeyen biriyim.

Başlayalım mı?
Sosyal medya hayatımızın ilklerinden Facebook ile başlayalım. Neler paylaşıyorum veya neleri doğru paylaşıyorum? Blog yazılarımı paylaşmayı normal buluyorum mesela veya toplumu ilgilendiren bir haberi gördüğümde paylaşmalıyım. Sevdiğim şarkıları paylaşırım, bunu da normal buluyorum "paylaşım" adına. Peki, annemden eve gelmişim evden anneme gitmişim! Bu kimi, neden ilgilendirsin? Bilmem kaç yüz kişinin bunu görüp okuma mecburiyeti ne? Ayrıca olayın farklı bir boyutunu geçen gün yaşadım. Ben benzer bir yazı yazıyorum, altına "özleyecek olsan da bir annen var" gibi bir yorum geliyor ve ben dağılıyorum. Şimdi annesini kaybetmiş birini bilmeden üzdüm, bu vicdan azabı üzerimde bir yük. Ne yaparım nasıl yaparım da helallik alırım diye düşünüyorum.

Yine Facebook grupları var malum. Oraya yazılanlar amaç dahili mi sizce? Ben yine önce kendi yanlışımdan bahsedeyim. Biri bana uymayan bir fikir beyan etmiş geçen gün. "her erkek aldatır, dayağı yoksa aç bırakmıyorsa onu da görmeyiver" gibi bir yorum yazmış. Bana ne oluyorsa artık, girdim cevap verdim. Sonra düşündüm; ne gerek vardı? Kocaman bir kadın, oraya yazacak kadar da fikri sabit. Ben mi değiştirecektim? Boşu boşuna stres yaşandı o gün. Yine benzer gruplarda bazı paylaşımlar var ki dehşet! Hasta yatağında, serumu kolunda burnunda havası bitip tükenmiş yaşlı bir amcanın fotoğrafı paylaşılıyor "amcama/babama dua edin lütfen" diyen bir yazı ile. Söyleyecek söz bulamıyorum. Dua istemesini anlarım ama o iç acıtan fotoğrafı asla anlamam.

Bir instagram var ki, dillere destan takdire şayan. Yine kendimle başlayayım. İşimle ilgili paylaşımlar tamam da, benim çocuğumun halleri kimin umurunda? Ordan atlamış burdan zıplamış, kimi ne kadar ilgilendirir? Bir anne-çocuk blogu olmadığımdan bir süredir çok önemli olmazsa çocuklarımı paylaşmıyorum. Ben Cemal Süreya sevdalısı biriyim. Ne çok Cemal Süreya şiiri paylaşmışım bir ara. Onları da azalttım. Gittiğim yerde içtiğim çay kimin umurunda olabilir sizce? Sadece hatır için beğeniler gelir veya benim gibi çay düşkünleri atlamaz, beğenir.

Bir de benim yapmadığım ama yapanı çok defa gördüğüm fotoğraf kirliliği. Bu her platformda mevcut. Gelişi güzel hazırlanmış, çatal bıçak kaşık tepsiye öylesine atılmış, kocaman domatesler bir tabağın için doğranmış, salata niyetine. Parmak izleri ile dolu bir yer sofrasının fotoğrafı çıkıyor karşımıza. Burada hemen bir noktayı belirteyim. Karşı olduğum yer sofrası veya yemek çeşidi değil temiz ve düzenli görünmeyişi. Veya tam tersi olanlar; sanki her akşam yemeğini 3 tabak üst üste, üçer kaşık bıçak çatal, servis takımları çiçekli böcekli, bilmem kaç bardaktan oluşan sofralarda en az 3 çeşit salata ile yerlermiş gibi tamamen sahte paylaşımlar. Kimsenin bol filtreli, makeup programı kullanılmış fotoğrafları beni ilgilendirmiyorsa benim de ilgilendirmez öyle değil mi? Zaten o programı kullanmayı da bilmiyorum:)
Aslında bu konu ne kadar uzar gider biliyor musunuz? İnternet ve sosyal medya hesapları uçsuz bucaksız. Elbette hepsinden örnek verip sizi bunaltmayı düşünmüyorum. Amacım sadece paylaşımlarımızı yaparken ne kadar düşünüyoruz bunu irdelemekti. Kimin canını acıtıyoruz? Kimin kafasını karıştırıyoruz? Kimi ne kadar donatıyoruz, bilgilendiriyoruz? Eğlencemiz dozunda mı?

Sizlerin bu konudaki düşünceleri neler? Merak ediyorum doğrusu:)
Yeni bir yazıda tekrar görüşmek dileğimle.
Sevgiler
köşe yazarı nihal yeşiltaç orhan
Yazar Hakkında:Nihal Yeşiltaç Oran. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorum. Bir müzik yapım firmasının basın ve halkla ilişkilerini yürütüyorum. Mesam üyesiyim. Uzun yıllardır köşe yazarlığı yapıyorum. Hüzün Sarısı isminde bir yaşam blogum var. Evliyim iki evlada sahibim. Az uyuyup çok çalışanlardanım.


Tiroid Bezi Nedir, Ne İşe Yarar ?

24 Ocak 2016 Pazar
Hoş geldin sayın okur ve okur adayı

Hepimizin illa ki bir yerlerden duyduğu, gördüğü veya okuduğu bir organdır tiroid bezi; ama çoğumuz sadece bu bezin şişmesini, hastalanmasını duymuşuzdur [Guatr]. Ama gel gör ki ufak tefek bir bez olan tiroid bezinin vücuttaki görevleri saymakla bitmez.

Tiroid Bezi Nedir ve Ne İşe Yarar ?


Adem elması denen boyundaki sert çıkıntının hemen altında yer alan 15-20 gram ağırlığında ufak bir bez. Başlıca T3 [triiyodotronin] ve T4 [tiroksin] denen tiroid hormonlarının salgılanmasını ve depolanmasını sağlar. Çoğunluğunu [ %80 ] T4 oluştursa da hücreye geçişi olmadığından vücudun bazı bölgelerinde T3'e dönüşerek etkisini gösterir.

tiroid-bezinin-gorevleri

Tiroid bezi salgıladığı bu hormonlarla vücudun neredeyse her yerine etki etmektedir. Metobolizmanın düzenlenmesinde, kalp atım hızında, hafıza üzerinde, vücuttaki kolesterol dengesinde ve daha birçok görevde etkindir. Beynin hipotalamus bölgesinden TRH denen bir hormon salgılanır ve bu da beynin hipofiz bölgesinden TSH denen tiroit hormonlarını salgılatacak hormonu uyarır. Hipofizden salgılanan TSH da tiroid bezine gelip tiroid hormonlarını salgılatır.

Hipotalamus'tan TRH salgılanır →→Hipofizi uyarır →→Hipofizden TSH salgılanır→→Tiroid bezi uyarılır→→Tiroid bezinden de tiroit hormonları salınır ve etki edeceği yere taşınır.

Böylesine karışık bir metabolizma vücut içinde sayısız defa tekrarlanırken bu yolların herhangi birinde meydana gelen bir sorun tiroid bezi hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Mesela ;

Beyninizin hipofiz bölgesinde bir sorun çıktı ve çok fazla çalışmaya başladı. Gereğinden fazla TSH salgılamaya ve gereğinden fazla uyarıyı tiroid bezine göndermeye başlar. Bir bakarsınız ki kanınızda tiroid hormonları pik yapmış ve kalbiniz diğer insanlardan daha fazla atmaya başlamış. Çok daha gergin, hızlı konuşan, çokça terleyen, ellerinde titremeler olan bir insana dönüşüvermişsiniz. [Bu söylediğim özellikler sadece bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkmaz, yanlış anlaşılmasın]

Ya da tiroid bezinizde bir sorun vardır yeteri kadar hormon üretemiyordur. Çünkü siz iyot yönünden yeteri kadar iyot almamışsınızdır. [İyot, tiroid hormonlarının oluşabilmesi için mutlaka gereklidir]. Kanda tiroid hormonlarının az olduğu uyarısını alan beyin, habire TSH salgılamaya çalışır; ama ne yazık ki tiroid hormonları oluşmadığı için istediği kadar fazla çalışsa bile hormonlar üretilemez. Bu sefer de çok daha mayışmış, yavaş konuşan, yavaş hareket eden bir insana dönüşmüşsünüzdür.

Her iki hastalıkta da TSH artmasına rağmen sorun farklı yerlerden kaynaklandığı için farklı klinik semptomlarla hastaneye başvurabilirsiniz.

Hipertiroidi Nedir ve Hangi Semptomlarla Ortaya Çıkar ?


Hipertiroidi, adından da anlaşılacağı üzere kandaki tiroid hormonlarının gerektiğinden daha fazla bulunması halidir. Eee haliyle bu kadar fazla hormonun da etkileri tüm vücutta farklı farklı görülmeye başlanır.

1. Kalp atım hızınız artar

2. Çoğunlukla bir sinirlilik havası hakim olur bedeninizde

3. Sıcağa karşı tahammülsüzlük gelişebilir.

4. Metabolizma hızlandığından kilo kaybı yaşarsınız.

5. Terlemede bir artış başlar artık sizde.

6. Ellerinizde titremeler artmaya başlar.

7. Tüm bunlar ister istemez uykunuzu da etkilemeye başlar ve uyku bozukluğunuz ortaya çıkar.

Bu ve buna benzer birçok semptom genellikle tiroid hormonlarının fazla bulunmasından kaynaklanır.

Bir de bunun tam tersi durumda yani tiroid hormonlarının azaldığı durumda ise genellikle burada yazdığım semptomların tersleri gözükür. Yani ;

Kilo almaya, soğuğa karşı bir tahammülsüzlük göstermeye, hayatı daha çok yavaş yaşamaya başlar; depresyona, unutkanlığa, kabızlığa, yorgunluğa merhaba dersiniz. Bir de kadınsanız, adet dönemi düzensizlikleri ve adet kanamalarında artışla hayatınız daha da kötüye gidebilir.

Tüm bunlardan sonra insan düşününce Yaratıcı mekanizmayı ne kadar da mükemmel yaratmış demekten kendini alıkoyamıyor. Bir baksanıza vücutta meydana gelen bir değişikliği yerine koymak için hormonlar nasıl da çalışıyor. Stresli bir durumda size gerekli enerjiyi sağlamak için onlarca hormon salgılanmaya başlar (ki bunlardan biri de tiroid hormonlarıdır) ve vücut mekanizmasını düzeltmeye çalışır. Beynin bir kısmı hipofize emirler yağdırır, hipofiz de aldığı emirleri ayrı ayrı elçiler göndererek görevi yerine getirecek organları uyarır. Bir elçi tiroid bezine emri ulaştırır, bir elçi ta böbreğin üzerinde yer alan bir beze fermanı ulaştırır. Elçilerden alınan fermanlar kendi içlerindeki komutanlara ulaştırır ve her bir komutan kendi taburuyla göreve gider. Kimisi kan şekerini yükseltir, kimi kalp atım hızını artırıt, kimi göz bebeğini büyütür, kimi metabolizmayı hızlandırır, kimi hızı artan bu metabolizma sonucunda ortaya çıkan ısıyı atmak için terlemeyi kontrol eder ve hepsi bir intizam içerisinde kendilerine verilen emirleri yerine getirir. Gel de Yaratıcı'nın bu sanatı karşısında şaşırıp kalma öyle değil mi ?

Tiroid bezi hakkında bahsedeceklerim bunlar şimdilik. Uzun zamandan sonra aramıza dönen Sibel Hanım'a geçmiş olsun dileklerimle, hoşçakalın, sağlıcakla kalın..

Bay Kefren
Yazar Hakkında : Merhabalar, adım Bay KEFREN.9 Eylül 2013 tarihinde doğdum. Daha 2,5 yaşındayım anlayacağınız. İnsanı insan yapan asıl bir değeri -AŞK- tattıktan sonra yeniden doğdum.Kelimeler eşsiz bir hazine. Duygu ve düşüncelerin dillenmesi, bir araya gelip ahenkle süzülmesi ve insanların o ahengi hissetmesi.. Amacım budur sadece.Kişisel tarzda yazılarımla ve tıp fakültesi anı, gözlemlerimle yayın hayatındayım. İşte yepyeni blogum Heybemdeki Yolcu... Heybesine kelimeleri biriktirip biriktirip yolcu eden tıbbiyeli bir seyyah... Heybemdeki Yolcu

Çocuğun Anneyle İnatlaşması İnatlaşan Çocuğa Nasıl Davranmalı-3

15 Ocak 2016 Cuma
inatlaşan çocuğa nasıl davranmalı
Çocuğumuz inatlaşıyor mu? Peki ya biz de onunla inatlaşıyormuyuz? Çocuğun inatlaşması konusunun 3. yazısıyla bugün sizlerleyim. Önceki yazılarımda çocuğun anneyle inatlaşması, çocuğun inatlaşma sebepleri ve inatlaşan çocuğa nasıl davranmalı konularını, örneklendirmeler ile işlemeye çalıştım. Önceki yazılara aşağıdaki bağlantılardan ulaşmanız mümkün.

Çocuğun Anneyle İnatlaşması İnatlaşan Çocuğa Nasıl Davranmalı-1
Çocuğun Anneyle İnatlaşması İnatlaşan Çocuğa Nasıl Davranmalı-2

Bu yazımda ise konuyu maddeler halinde özetleyip, bir kaç çözüm önerisi sunacağım.

İnatlaşan çocuğa nasıl davranmalı?

Çocuğun anlamsız tutturmalarını azaltmak ve yok etmek için, biz de anlamsız tutturmalardan sakınmalıyız. Yani makul isteklerini yerine getirerek çocuğa, "isteklerinde aşırıya kaçmadığın sürece yerine getirmeye hazırım. Ama aşırılıkları engelleyebilirim." mesajı vereceğiz.

-Zamanımız kıymetli ve yapacak işlerimiz çok olsa da çocuğa yeteri kadar zaman ayırmalıyız. Bazen çocuğa bir alışkanlık kazandırmak, eğriyi-doğruyu ayırt etmesini sağlamak, tahmin ettiğimizden de fazla zaman alabilir. Sıkışık zamanlarda, aceleye getirerek çocukla ilgili sorunları çözmeye çalışmak, hiç bir işe yaramayacağı gibi, daha da zorlaşmasına sebep olabilir. Bu yüzden uygun zamanda, yeterince vakit ayırarak, oyunlar oynatarak çocuğa doğru davranış kazandırılmalıdır.

-Çocuğun doğru davranışlarını takdir ederek pekiştirebiliriz. Doğru davranışlarından örneklendirmeler yaparak, neden her istediğinin yerine getirilmeyeceği, inatlaşmanın nasıl olumsuzluklar yaratacağı anlatılabilir.

-Çocuğun anneyle inatlaşması halinde karşı tutum olarak inatlaşmak, işi zora koşmaktan başka bir işe yaramaz. İnatlaşarak çocuğa olumsuz rol model olmamak gerekir. yetişkinlerin her istediğini çocuğa benimsetme arzusu, çocuğun da isteklerinde diretmesiyle birlikte tam olarak bir çatışmaya dönüşür. Bu olumsuz tutumlarla çocuğun inatlaşması pekiştirilmiş olur.

-Çocuğun inatlaşmasıyla baş edebilmek için, sakin ve sabırlı olup çözüm odaklı düşünmeye çalışmalıyız. Karşımızdaki çocuğu bir hamura benzetirsek eğer, o hamuru yoğuran da, kıvamını ayarlayan da, şeklini veren de biziz. Hamuru şekillendirirken olumsuz davranışların pekiştirilmesinden uzak kalmak gerek.

-İnatlaşan çocuğa nasıl davranmalı konusunu işlerken, iletişimin önemine değinmeden edemeyeceğim. Doğru iletişim, bazen sözle, bazen gözle, bazen de oyunla kurulabilir. Yeter ki o an çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu bilelim. Doğru iletişim, sabırlı, inançlı, kararlı tutumlar çocuğun inatlaşmasını engellemek için kullanılacak altın kurallardır.

Geleceğin sahibi çocuklar, emek ister, sevgi ister, özveri ister. Yazımın faydalı olması dileğiyle.
Sevgiler...
Nahide Zereyak
Yazar Hakkında:Adım Nahide Zereyak. Tariflerimin bulunduğu Renkli Pasta Sepeti isimli bloğun aşçısı ve yöneticisiyim. Adana'da yaşıyorum. Üç çocuk annesiyim. Mutfağımda sevdiklerim için yeni lezzetler keşfetmeyi ve bunları paylaşmayı seviyorum. Lezzet dünyasından ayrı kaldığım zamanlarda yazılar ve şiirler yazıyorum.

Bağlantılar

sosyal medya kafe

Bağlantılar

Bumerang - Yazarkafe
Google+

Dmca

DMCA.com Protection Status SosyalMedyaKafe.Com Copyright©2014 Tüm Hakları Saklıdır!