22 Ekim 2018 Pazartesi

Tanıtım Yazısı Satın Almak Mantıklı mı?

22 Ekim 2018 Pazartesi
Öncelikle siz değerli Sosyal Medya Kafe okurlarını canı gönülden selamlıyorum.
Daha önce Sibel Hanımla misafir yazarlığımız olmuştu. (Umarım hanım dediğime kızmaz, çünkü bazı kadınların bu kelimeyi sevmediğini biliyorum.) Bu yüzden ikinci kez, tanıtım yazısı satın almak konusu üzerine kendilerine misafir yazar olmak istedim.
Tanıtım Yazısı Satın Almak

Hatta itiraf edeyim yazıya böyle başladım ama kabul eder mi, etmez mi onu bile bilmiyorum. Ancak bir şeyden eminim ki; o da şudur: Farklı bir blogda misafir olacağımız zaman, nedense kendimizi bir kalıba sokarak, kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Gerçekten bunu gözlemlediğim için söylemek istedim.
Bu yüzden psikolojik olarak kendi samimiyetimi ve üslubumu korumak adına şu anda okumakta olduğunuz bu yazıyı, kendi blogumun editör sayfasından yazıyorum. Giriş cümlelerinin aslında pek uzun olması beni çok rahatsız eder. Sizi de rahatsız ettiyse lafı fazla uzatmadan asıl konumuz olan tanıtım yazısı satın almak veya yayımlamak meselesine geri dönelim. Zira bu uçsuz bucaksız çalakalem yazının sonu gelmeyecek gibi hissetmeye başladım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu konu tamamen tanıtım yazısı satın almayı düşünenleri ilgilendiriyor. Eğer ilgi alanınız dışına giriyorsa, yazıyı şu anda terk etmeniz, ikimiz için de en hayırlısı. Bir kaç dakikalık değerli vaktinizi aldıysam da, şimdiye kadar ''hakkım helal olsun'' dedikleriniz arasına lütfen beni de ekleyin.

Tanıtım Yazısı Satın Almak Mantıklı Mı?

Aslında biraz şu anda var olan sistem üzerine değil de, daha çok neden tanıtım yazısı alma ihtiyacı olduğu üzerine kafa yoralım isterseniz. Mesela bugün  Blog Hocam gibi önde gelen bloglar, tanıtım yazıları yayımlıyor. Ancak anlamadığım nokta, yazar neden kendi tanıtımını kendisi değil de bir başkasının yapmasını istiyor? Sahip olduğunuz blogu, siz yeterince tanıtamıyorsanız başkasının sizden daha iyi tanıtmasını beklemek ne kadar doğru? Benim düşünceme göre bu tamamen yanlış bir yaklaşım. Hatta sizlere özellikle bu konuyla ilgili başımdan geçen bir olayı anlatayım. Bir gün tanımadığım birisi benimle iletişime geçerek (bu dediğim 2-3 yıl kadar önceydi bu arada) sitesinin tanıtımını yapmamı istedi. Önce olur, bakalım, hallederiz gibi bir yaklaşımım oldu ama elbette söz vermedim.

Çünkü tanıtım yazısı yazmam gereken site, bir horoz çiftliğiydi. Nitekim kendime şu soruları sordum: Ben horoz çiftliğini nasıl tanıtacağım? ''En güzel yumurtalar, en sağlıklı ve doğal ortamda yetişen tavuklar bizde'' gibi şeyler mi yazacağım? İşin açıkçası bilemedim. Her şeyden önce ben böyle bir yazıyı, para karşılığı yazmayı beceremedim. Eğer gerçekten daha önce bir horoz çiftliği gezmiş olsaydım, belki kendimce güzel bir tanıtım yazısı yazardım. Ancak tecrübem olmadığı için geri çevirmek zorunda kaldım. Tanıtım yazısı yayımlayan ve tanıtım yazısını bizzat kendisi yazan/yazabilen blogları bu işi yapabildikleri için gerçekten takdir etmek gerek. Marifet belki de yazabilmektedir. Ama şunu da açıkça belirteyim ki, daha önce bir tanıtım yazısı yayımlattım ve hiç memnun kalmadım. Çünkü yukarıda da dediğim gibi, beni tanıtan kişinin aslında hiç tanımadığını anladım. Bu yüzden de Google üzerinden geri bağlantıların hepsini reddettim.

Gerekirse kendin yaz!


Bu işin mottosu bence bu olmalı! Ha belki şunu diyebilirsiniz: O blogun okuyucuları, yine o blog yazarının yazım tarzına aşina olduğundan, tanıtım yazısını da yine o blogun sahibinin yazması daha iyi. Ancak bu hususta da size şöyle bir soru sormak istiyorum:
Sürekli okuduğunuz blog sahibinin, kendi ağzıyla yazmış olduğu bir tanıtım yazısını beğenmeniz gayet normal. Ancak bu demek değildir ki, tanıtımı yapılan blogun da yazılarını beğeneceksiniz. Çünkü siz başından beri o blogun sadık okuyucusu ve takipçisi oldunuz. Doğal olarak beklentileriniz de yine aynı üsluba yakın bir blog olacaktır. Peki beklentilerinizi bulamadığınız zaman ne olacak? Onu da ben söyleyeyim: Sadece bir kerelik tıklamanızın ardından bir daha o tanıtımı yapılan sayfaya girmeyeceksiniz. Bu durumda tanıtım yazısı satın alarak, reklamını yaptığını düşünen blog sahibi, aslında elindeki fırsatı lehine olacakken, aleyhine çevirmiş olacak. Bu yüzden yazının başında da dediğim gibi, eğer tanıtım yazısı satın almak gibi bir düşüncesiniz varsa kendiniz yazın. Çünkü olaya bu pencereden bakacak olursak, aslında yazınızı sizin ağzınızdan okuyan o yeni okuyucuya tam olarak ne ve kim olduğunuzu daha net bir şekilde göstermiş olursunuz.

Şimdiye kadar belki de hep yanlış yaptık!


İnsan olarak zaten yüzlerce hata ve yanlış içinde olduğumuzu düşünürsek, şu anda üzerine konuşmakta olduğumuz tanıtım yazısı satın almak meselesine de belki de hep tek bir pencereden baktık ve biz bu işte yanlış yaptık. Şöyle ki; bir blogdan tanıtım yazısı almak yerine o blogdan, herhangi bir yazısında yine yazmış olduğu kendi konusuyla alakalı bir bağlantı satın almak daha mantıklı değil mi? Mesela bir yemek tarifleri siteniz var. Ve siz Sosyal Medya Kafe'de tanıtım yazısı yayınlatmak istiyorsunuz. Ancak Sosyal Medya Kafe tanıtım yazısı yayımlamak yerine, size şöyle bir teklifte bulundu: Kendi yapmış olduğu bir yemeğin tarifini paylaştı ve yazının arasında/sonunda burası pek önemli değil, tarifimi şu siteden aldım oldukça faydalı ve güzel bir site diye paylaştı. Sizce bu durumda hangisi sizin için daha değerli olur? Sosyal Medya Kafe'den tanıtım yazısı almak mı? Yoksa kendi paylaşmış olduğu bir tarif içinde, tarifini şu siteden aldım diye sitenizin linkini paylaşması mı? Bana sorarsanız ikinciyi tercih ederim. Çünkü hem blog yazarının kendi yazısı, hem de yazmış olduğu konu ile alakalı. Öyle tahmin ediyorum ki, reklam veren için getirisi de daha fazla olacaktır. Hatta bir artısını daha sayacak olursak, blogun düzenli okuyucuları bunun bir reklam olduğunu bile anlamayacak. Yani okuyucuyu da tanıtım yazılarına boğmamış olacaksınız.

Son sözler:
Konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar, eğer sonuna kadar okuduysanız ve bu yazı, tanıtım yazısı satın almak konusunda düşüncelerinizi biraz olsun değiştirdiyse veya sizi farklı açılardan düşünmeye teşvik ettiyse, yazdıklarımı kısmen faydalı olmuş sayabilirim. Ayrıca şunu da söylemeden edemeyeceğim: Yazımı gönderdikten sonra, eminim bir şeylerin eksikliğini hissedip tüh keşke şunu da ekleseydim diye içimden geçireceğim. Çünkü aynı şeyi defalarca yaşadığım için biliyorum. Bu yüzden o boşlukları da sizin kendi düşüncelerinizi katarak doldurmanızı rica ediyorum. Son olarak Sosyal Medya Kafe'de başta misafir yazarlık yaparak, diğer bloglara kapı araladığı için ve beni ikinci kez misafir olarak ağırladığı için teşekkür ederim.

Yazar hakkında: ciplakyazar.com sayfasının sahibi ve tek yazarıyım. Kendi kendime şurdan burdan bir şeyler karalayıp duruyorum.
Devamını Oku »

15 Ekim 2018 Pazartesi

21. YY Sorunu : Obezite

15 Ekim 2018 Pazartesi
Obezite Sorunu

OBEZİTE SORUNU

Dünyada obeziteyle verilen mücadelede maalesef olumlu sonuçlar alınamıyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayça Doğan Mollaoğlu “Böyle devam ederse 2025 yılında tüm dünyada her 5 kişiden 1’inin obez olması bekleniyor” sözleriyle durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı ve anormal yağ birikmesidir. Obeziteyi ölçmede en yakın ve doğru sonuç gösteren ‘Beden Kitle İndeksi’ kullanılmaktadır. Bu ölçme, kilonun boya bölünmesiyle bulunur. Vücut ağırlığı ve boyunuzu hesapladığınızda çıkan sonuç 18,5-25 arasında ise bu sizin normal kiloda olduğunuzu gösterirken 30 ve yukarı sonucu ise obez olduğunuzu işaret etmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre en çok obez nüfus %61 oranla Nauru' da bulunmakta. Bu korkunç bir yüzde, verilere göre ülkenin yarısından fazlası obeziteyle hayatına devam etmeye çalışıyor. Türkiye ise %32.1 ile bu sıralama da 17 sırada yer alıyor. Ülkemiz de kadın obezite oranı erkeklere göre daha fazladır.

OBEZİTENİN NEDENLERİ


Obezitenin birden fazla nedeni vardır. Dünya hızla değişirken bizde bu karmaşaya ayak uydurmaya çalışıyoruz. Gelişen teknolojiyle beraber hayatımızı kolaylaştıran bir çok cihaz bizlerle buluştu ve buluşmaya devam ediyor. Araba, asansör, telefon, uzaktan kumanda vb. gibi. Bununla beraber hareket alanımız kısıtlandı ve enerji harcamamaya başladık. Yeme alışkanlıklarımız değişti sağlıklı ve doğal ev yemeklerinin yerini, kısa sürede hazırlanan sağlıksız 'fast food'lar aldı. Bunun yanına bir de alkol ve sigara eklenince hızlıca kilo almamak için hiç bir neden ortada kalmıyor.
Çevre faktörü de obezitede büyük önem arz ediyor. Aile ve arkadaş çevresinde abur cubur, fast food gibi sağlıksız gıdalarla besleniyorsa bu da bireyi olumsuz yönde etkiliyor. Özelikle aile, günün yarısından çoğunu beraber geçirdiğiniz insanlar kötü beslenme alışkanlıklarına sahipseler sizin de pek şansınız olmuyor. Fiziksel nedenlerin yanında ruhsal ve psikolojik etkilerde obezitenin bir diğer nedenlerinden. Özellikle çocuklukta yaşanan travmalar, sevdiklerini kaybetme, aile içi huzursuzluk ve sorunlar kişiyi yemeğe yönlendirir. Hayatımızda stres olmazsa olmaz fakat bunla baş edemeyip çıkış kapısı yemekte görülür. Ve alınan kilolarla beraber insanın öz güveni azalır. Kaybedilen güven sorunuyla baş etmek için kişi yine yemeğe başvurur ve bu bir kısır döngü oluşturarak bireyin kendini sürekli yanlış bir şekilde tekrarlamasına neden olur.

OBEZİTENİN YARATTIĞI BAZI SAĞLIK SORUNLARI


Obezite beraberinde bazı hastalıkları da yanında getiriyor;
  • Tip 2 Diabetes Mellitus ( Şeker Hastalığı)
  • Hipertansiyon ( yüksek tansiyon)
  • Koroner arter hastalığı
  • Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi (Kan Yağlarının Yükselmesi)
  • Metabolik sendrom
  • Safra kesesi hastalıkları
  • Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )
  • Osteoartrit
  • Felç
  • Uyku apnesi
  • Karaciğer yağlanması
  • Astım
  • Solunum zorluğu
  • Gebelik komplikasyonları
  • Menstruasyon düzensizlikleri
  • Aşırı kıllanma
  • Ameliyat risklerinin artması
  • Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme), gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)
  • Toplumsal uyumsuzluklar
  • Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları
  • Kas-iskelet sistemi problemleri
  • İnsülin direnci – Hiperinsülinemi.

OBEZİTENİN TEDAVİSİ


Obeziteyle mücadele de uygulanan tedavilerin başında Diyet ve Egzersiz gelmektedir. Bunun yani sıra ilaç ve cerrahi tedavilerde uygulanır. İlk tercih edilen ve sağlıklı yöntem her zaman diyet ve egzersizlerdir. Hastanın hareketli olması ve yediklerine dikkat etmesinin yanında kişisel terapi veya grup terapileri kişiye destek olacaktır. Bu süreçte kilo vermek büyük bir başarı ancak asıl başarı iradeye sahip çıkıp verilen kiloların geri alınmamasıdır.

Yazar Hakkında:Suveyda.net blogunun iki yazarından biriyim. Blogumuz iki kardeşin iyi anlaşması ve ortak zevklerinin bir ürünüdür. Yabancı dizi önerileri, genel, gündem, kitap incelemeleri, film incelemeri gibi konularda yazıyoruz. Yazılarımız çoğu ‘’genel’’ kategorisinde çünkü farklı bir sürü konu hakkında yazı yazmayı seviyoruz sanırım.
Blogumuza Suveyda.Net' ten ulaşabilir, instagram : esuveyda hesabımızdan takip edebilirsiniz.:)

Konuk yazarımızın makalesini beğendiyseniz,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »

8 Ekim 2018 Pazartesi

Kalp Yetmezliği Nedir? Belirtileri,Sebepleri,Nedenleri

8 Ekim 2018 Pazartesi

Kalp Yetmezliği Nedir?


Kalp Yetmezliği Nedir
Kalp yetmezliği” terimi basitçe kalbin vücudun gereksinimini karşılamaya yetecek miktarda kanı pompalamadaki yetersizliği demektir.Hekim tarafından tedavi edilmesi gereken en önemli hastalıklardan biri kalp yetmezliğidir.Çünkü sağlık sektöründeki gelişmelere bağlı olarak gün geçtikçe yapılan erken müdahaleler sayesinde kalp yetmezliğine bağlı ölümlerde azalma gözlenmiştir. Kalp Yetmezliği, kalbin kanı pompalama yeteneğini azaltan herhangi bir durumda oluşabilir.

Kalp Yetmezliği Sebepleri Nedir?


Nedeni genellikle azalmış koroner(kalbi besleyen damarlar) kan akımı sonucu miyokardın(kalp kası) kasılma yeteneğinin azalmasıdır. Bununla birlikte, kalp yetmezliği doğumsal,yaşlanmaya bağlı dejenerasyon,romatizmal gibi birçok sebebe bağlı kalp kapaklarının harabiyeti, kalp çevresinde dış basınç, B vitamini eksikliği, aşırı radyasyon tedavisi,ilerlemiş hipertiroidi, primer kalp kası hastalığı veya kalbin pompalama etkinliğini azaltan herhangi diğer bir anormallik sonucu da oluşabilir.

Kalp Yetmezliği Belirtileri ve Nedenleri?


Kalp Yetmezliğinde meydana gelen belirtiler her bireyin kendi özellik ve durumuna göre değişim gösterebilse de çoğunlukla aynı tip belirtiler gözlenir.Bu durumlar da erken teşhis için önem teşkil etmektedir.Çünkü çoğu durumda hastalık sessiz bir şekilde de ilerleyebilmektedir.

Nefes Darlığı


Nefes darlığı belki de kalp yetmezliğinin en büyük belirtilerinden biridir.Kişi başta merdiven çıkma,hızlı yürüme gibi kısmi ağır egzersizlerde nefes darlığını hisseder.Kalp yetmezliğinin ilerleyen aşamalarında ise hasta artık normal düzeydeki egzersizler de bile nefes darlığı şikayetini dile getirir.Örneğin evdeki normal rutin işleri yaparken veya normal tempoda yürüme sırasında nefes alamadığını ve nefesin kendine yetmediğini söyler.Kalp yetmezliğinin tedavi edilmediği,kronik döneme kaydığı çok ileri aşamalarda ise artık kişide gece uyurken bile nefes darlığı gözlenir.Nefes darlığı ile uyanma,uykuda buna bağlı sürekli pozisyon değiştirerek rahatlamaya çalışma,pencereyi açıp derin bir nefes alma isteği gibi durumlar ortaya çıkar.

Kalp yetmezliğine bağlı gerçekleşen nefes darlığının ana sebebi "pulmoner ödem" dir.Pulmoner ödemin meydana gelme mekanizması şu şekildedir:


  • Zaten zayıf olan kalbin sol ventrikülünde(kanı vücuda pompalayan ana odacık) geçici yük artışı kısır döngüyü başlatır. Sol kalbin sınırlı pompalama kapasitesi nedeniyle kan akciğerlerde göllenmeye başlar.
  •  Akciğerlerdeki kanın artışı pulmoner kapiller basıncı yükseltir ve küçük miktarda sıvı akciğer dokularına ve alveollere sızmaya başlar.
  •  Normalde akciğerlere gelen kan oksijenden zenginleştirilip kalbe yollanır.Ama akciğerlerdeki artmış sıvı kanın oksijenlenme derecesini azaltır.Bu da kişiye oksijen eksikliğini karşılamak için daha fazla nefes almak ve nefes darlığı olarak geri döner.
  •  Kanda oksijen azalması kalbi de besleyemeyeceğinden kalbi daha fazla zayıflatır ve vücudun her tarafındaki arteriyolleri(küçük damarlar) de zayıflatarak periferde vazodilatasyona(damar gevşemesi) yol açar.
  •  Periferde vazodilatasyon perifer dolaşımdan kanın venöz dönüşünü daha da fazla artırır.
  • Vücuttan tekrar kalbe ve akciğerlere gelen kan venöz dönüşün artmasıyla daha da artar.Böylece akciğerlerdeki ödemde gittikçe artar.Böylece aslında müdahale edilmediğinde ölüme kadar ilerleyen pulmoner ödem tablosu görülür.

Çabuk Yorulma


Kalbin pompalamadaki yetersizliğine bağlı olarak kaslara ulaşan kan miktarı ve pulmoner ödemden kaynaklı ulaşan kanın da yeterli oksijene sahip olmaması durumlarından dolayı kişinin iskelet kasları yeterli beslenemez.Bundan dolayı hastalığın derecesine göre ağır veya çok hafif egzersizlerde çabuk yorulma şikayeti ortaya çıkar.Ayrıca kan böbrekleri de besleyemeyecektir.Bundan dolayı böbrekler de görevini yeteri kadar yerine getiremez ve kanı yeterli şekilde süzemez.Böylelikle kan kalitesi azalmış olur.Yani böbreklerin de çabuk yorulma üstünde kısmi etkisi vardır.

Çarpıntı ve Kalbin Güçlü Atması


Normal bir bireyde kalp hızı 60-100 atım/dakika hızında olmalıdır.Kalp yetmezliği olan hastalarda ise zaman zaman 100 atımı geçen kalp hızları yani çarpıntı gözükmektedir. Miyokard infarktüsü(kalp krizi) geçirmiş bir bireyde kalp hasar görür.Dolayısıyla kişi kalp yetmezliğine doğru gidebilir.Bu durumda vücutta önemli derecede kalp debisi azalır.Dolayısıyla organlara yeterli kan ulaşamaz.Bu durumda vücut telafi mekanizması olarak kalp debisini arttırmaya çalışır.Bunu da kalp hızını ve kalp pompalama gücünü arttırarak gerçekleştirir.Kalp debisi tehlikeli şekilde düştüğü zaman dolaşım reflekslerinin birçoğu hızlıca aktive olur. Bunların en iyi bilineni arter basıncının azalmasıyla aktifleşen baroreseptör refleksidir. Kemoreseptör refleks, merkezi sinir sisteminin iskemik cevabı ve hatta hasara uğramış kalpten kaynaklanan refleksler de sempatik sinir sisteminin aktivasyonuna olasılıkla katkıda bulunur. Böylece, sempatikler birkaç saniye içinde güçlü bir şekilde uyarılırken, aynı anda kalbe giden parasempatik sinir sinyalleri resizıtkal şekilde inhibe olur.Sempatik sinir sisteminin uyarısı ve parasempatik sistemin baskılanması sinir sistemi üzerinden kalp hızını ve gücünü arttırır.Bu çarpıntı eğer aşırı artarsa ve fibrilasyona(kalbin aşırı hızlanmasından dolayı titremesi) doğru giderse acil müdahale gerektirir.

El,ayak Gibi Yerlerde ve Vücutta Ödem


Akut kalp yetmezliği perifer ödemine neden olmaz.Sol ya da sağ kalp yetmezliği perifer ödemi oluşumuna yol açmada çok yavaştır. Daha önce normal olan bir kalbin pompa etkinliği akut olarak yetersiz hale geldiğinde aort basıncı düşer ve sağ atriyum basıncı yükselir. Kalp debisi sıfıra yaklaşırken bu iki basınç yaklaşık 13 mm Hg’lık bir denge değerinde birbirine yaklaşır. Kapiller basınç da 17 mm Hg’lık normal değerinden 13 mm Hg’lık yeni denge basıncına düşer. Böylece, şiddetli akut kalp yetmezliği periferik kapiller basıncında yükselmeden ziyade çoğu kez bir düşmeye neden olur. O nedenle, insanlardaki deneyimlerin yanısıra, hayvan deneyleri de akut kalp yetmezliğinin hızlı perifer ödemi gelişimine hemen hiç neden olmadığını göstermektedir.
Tam kalp yetmezliğinden veya sağ kalp yetmezliğinden 1 gün kadar sonra ise periferde ödem oluşmaya başlar. Bunun başlıca nedeni, böbrekler tarafından sıvı tutulmasıdır.Damar içinde artan sıvı miktarı damar içi basıncı arttırır.Böylece bu sıvı doku arasına sızmaya başlar ve ödem meydana gelir.Bu ödem bazen o kadar fazla olmaktadır ki kişiye kilo alımı olarak bile yansıyabilmektedir.
Böbreklerin kanlanmasının bozulmasından ve diğer sebeplerden kaynaklı glomerüler filtrasyon hızında azalma,renin-anjiyotensin sisteminin aktivasyonu,su ve tuzun böbrek tübüllerinde artmış geri emilimi,artmış aldosteron salgılanması gibi durumlar kalp yetmezliğinde idrar oluşumunun azalmasının sebeplerindendir.

Baş dönmesi,Baygınlık,Sersemlik


Kalp yetmezliğinde bozulan pompalanma gücünden dolayı beyine giden kan miktarı da azalır.Yani aslında hipotansiyon durumu görülür.Baygınlık,sersemlik gibi durumların sebebi budur.Örneğin aniden ayağa kalkma durumunda beyine giden kan miktarı biraz daha azalır ve göz kararması gözükebilir.İdrar söktürücü ve kalp yetmezliğinde kullanılan bazı ilaçlar da tansiyonu düşürüp bu şikayetlere sebep olabilmektedir.
Kalp Yetmezliğinde Kullanılan Bazı Farmakolojik İlaçlar


  • Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörleri
  • Beta Blokerler
  • Aldesteron Antagonistleri
  • Digoksin
  • Diüretikler
  • Statinler


Kalp Yetmezliği Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler



  • Kilo alımı ve kilo kaybı takip edilmeli ve kontrol altına alınmalıdır.
  • Sıvı alınımı kontrol altına alınmalıdır.Kalp yetmezliği olan bireylerde günde 1.5-2 L'den fazla su içme önerilmemektedir.
  • Yağ ve kolestrol alınımı azaltılmalıdır.Aşırı kolestrol zaten tam işlev göremeyen kalpte varolan koroner damarları da tıkayıp durumu ağırlaştırabilir.
  • Düzenli bir şekilde kalbi yormayacak şekilde ve doktor kontrolünde egzersiz yapılmalıdır.
  • Tuz tüketimi kısıtlanmalıdır.Aşırı alınan tuz vücutta su tutumuna sebep olacaktır.Bu da vücutta ödeme sebep olur ve kalp yetmezliği tablosunu daha kötü bir duruma sürükler.
  • Sigaranın bırakılması önerilmektedir.
  • Doktor kontrolünde ilaç tedavisine başlanmalıdır.

Kalp Yedeği

Kalp debisinin normalin üzerinde yükselebileceği maksimum yüzde oranı kalp yedeği olarak adlandırılır. Sağlıklı genç erişkinde kalp yedeği yüzde 300-400’dür. Atletik olarak antrenmanlı kişilerde yüzde 500-600 veya daha fazladır. Ancak, kalp yetmezliğinde kalp yedeği yoktur. Normal yedeğe bir örnek olarak, şiddetli egzersiz sırasında sağlıklı genç bir erişkinde kalp debisi normalin yaklaşık 5 katma yükselebilmektedir. Bu normalin üzerinde yüzde 400’lük bir artıştır-yani kalp yedeği yüzde 400’dür.

Kalbin yeterli kan pompalamasını önleyen her faktör kalp yedeğini azaltacaktır. Bu, iskemik kalp hastalığı, primer miyokard hastalığı, kalp kasını etkileyen vitamin eksikliği, miyokardın fiziksel hasarı, kalp kapağı hastalığı ve pek çok diğer faktörden kaynaklanabilir.

Kalp yedekleri düşük olan kişiler dinlenim durumunda kaldıkları sürece genellikle kalp hastalığının ana semptomlarını hissetmezler. Bununla birlikte, genellikle kişiye bir koşu bandında veya merdiven testi ile önemli derecede kalp debisinde artış gerektiren egzersiz yaptırılarak kalp yedeği düşüklüğü tanısı kolaylıkla konulabilir.

Yazar Hakkında:İnsan vücudundaki mucizevi ve merak edilen olayları,sağlık konusunda faydalı bilgileri,tıp fakültesinde okuyan,kazanmak isteyen ve sağlık sektöründekiler için işe yarar bilgileri Fizyolojik Tıbbi Bilgiler blogumda bulabilirsiniz.
Devamını Oku »

21 Mayıs 2018 Pazartesi

İş Hayatında Kullanılabilecek En Pratik 7 Uygulama

21 Mayıs 2018 Pazartesi
İş Hayatında Kullanılabilcek Pratik Uygulamalar
Teknolojinin gelişmesiyle iş hayatında da kullanılan uygulamaların sayısında büyük bir artış oldu. Birçok çalışan bu uygulamaları etkin bir şekilde kullanıyor. Bu uygulamalar sayesinde çalışanlar işlerinin çoğunu kolay bir şekilde halledebiliyor. Ayrıca yine bu uygulamalar çalışanların iş yerindeki iletişimini ve verimliliğini arttırıyor. İş hayatında etkili bir şekilde kullanabileceğiniz en başarılı 7 uygulama ile iş hayatınızı kolaylaştırın.

İş Hayatında Kullanılabilecek En Pratik Uygulamalar


1.TimeFul Akıllı Takvim Uygulaması 

TimeFul Akıllı Takvim Uygulaması

TimeFul uygulaması ile bütün takvimlerinizi tek bir yerde toplayabilirsiniz. Ayrıca yine bu uygulama sayesinde bu takvimlerinizin içine çeşitli görevler atayabilir ve bu görevleri dilediğinizce yönetebilirsiniz. Uygulamanın en ilginç ve dikkat çekici özelliği ise sizin alışkanlıklarınızı öğrenmesi ve sizi bu alışkanlıklarınıza göre uyarmasıdır. Örnek vermek gerekirse, takviminizde bulunan ve rutin olarak yaptığınız bir eylemi yapmayı unuttuysanız TimeFul sizi bu konuda uyarıyor.

2.Toggl


Toggl
İş dünyasında zamanı etkili bir şekilde kullanmak büyük bir önem taşır. Günümüz iş dünyasında birçok çalışan zamanı etkili bir şekilde kullanamadığından yakınıyor. Toggl uygulaması bu soruna çözüm vadeden bir uygulama. Bu uygulama sayesinde hangi işte ne kadar vakit harcadığınızı takip edebiliyorsunuz. Bu sayede de hangi işlerde gereksiz vakit kaybettiğinizi izleyebiliyor ve buna göre çeşitli önlemler alabiliyorsunuz. Toggl’u kullanmak da oldukça basit. Tek yapmanız gereken şey işe başlamadan önce uygulamayı açmak Toggl gerisini sizin için hallediyor. Toggl uygulamasının hem IOS hem de Android platformlarda kullanılabilmesi büyük bir avantaj.

IOS için : https://toggl.com/best-free-time-tracking-app-for-iphone

Android için : https://toggl.com/best-free-time-tracking-app-for-android


3.Any.Do


Any Do
Any.do bir görev yönetim uygulamasıdır ve uygulama sayesinde işlerinizi planlamak için sanal bir asistana sahip olursunuz. Ayrıca Any.do uygulaması ile saatlik olarak bildirim alabilirsiniz ve bu sayede de hiçbir görevinizi unutmazsınız. Zaman yönetimi konusunda da kolaylık sağlayan uygulama IOS ve Android platformlarında bulunuyor.

IOS için : https://itunes.apple.com/in/app/any.do-to-do-list-planner/id497328576

Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.anydo


4.Time Doctor


Time Doktor
Time Doctor, çalışma saatleri içinde personelin takibini yapabileceğiniz bunun yanı sıra proje yönetimi, iş takibi, süreç yönetimi gibi iş hayatında hayati önem taşıyan birçok işlemi kolaylıkla gerçekleştirebileceğiniz bir bilgisayar takip programı olarak biliniyor. Ayrıca Time Doctor ile sahadan çalışan personelin takibi de yapılabiliyor. Bunun için mobil uygulamasında bulunan GPS özelliği kullanılıyor. Time Doctor, web tabanlı olarak kullanılabilmesinin yanı sıra Android ve IOS platformlarında da mevcut. Ayrıca Mac, Linux ve Windows için de masaüstü uygulamaları mevcut. Time Doctor bu kadar çok platformda sorunsuz bir şekilde kullanılabilmesiyle de ön plana çıkan uygulamalardan.

IOS için : https://itunes.apple.com/tr/app/time-doctor/id631398826?mt=8

Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.timedoctorllc.timedoctor&hl=tr

Mac için : https://www.timedoctor.com/tr/download.html#

Windows : https://www.timedoctor.com/tr/download.html#

Linux : https://www.timedoctor.com/tr/download.html#


5.Slack


Slack
Ekip içi iletişimi sağlamak günümüz iş dünyasının en büyük problemlerinden bir tanesidir. Hele ki uzaktan çalışan personeliniz varsa bu durum gerçekten büyük bir probleme dönüşebiliyor. Slack bu problemi ortadan kaldırmak için geliştirilen ve ekip içi iletişimi üst düzeyde tutmaya yarayan bir uygulama. Uygulama ile ofis ortamını sanal bir ortama taşıyabiliyor ve ekip içi iletişimi hat safhaya çıkarabiliyorsunuz. Program sadece uzaktan çalışan personel için değil ofis içinde çalışan personelin iletişimini kuvvetlendirmek için de sıklıkla kullanılan bir uygulama. Slack hem Android hem de IOS platformlarında kullanılabiliyor.
 

IOS için : https://itunes.apple.com/us/app/slack/id618783545?mt=8

Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.Slack&hl=tr


6.Trello


Trello
Trello proje yönetimi ve ekip çalışması konusunda büyük ölçüde yardımcı bit uygulama. Bu uygulama ile kendinize veya ekibinize özel projeler oluşturabilir ve ekibinizdeki kişilere görevler atayabilirsiniz. Atanan görevin kime atandığı, projenin ne durumda olduğu gibi konularda bilgi sahibi olabilir ve bu bilgileri rapor haline getirebilirsiniz. Uygulamanın bir diğer özelliği de ‘yapılacak işler’ listesi oluşturmanıza imkan vermesidir. Uygulama hem Android hem de IOS platformlarında mevcut.

IOS için : https://itunes.apple.com/us/app/trello/id461504587?mt=8

Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.trello&hl=tr


7.Asana


Asana
Asana proje yönetimi yapabileceğiniz ve ekip üyelerinize görev atayabileceğiniz bir uygulama. Ayrıca, bu görevlere özel açıklamalar ekleme imkanı da veriliyor. Asana ile yapılabilecekler bunula da sınırlı değil. Basit bir ara yüze sahip olmasının yanı sıra ekip içi iletişimi sağlama noktasında da kendi içinde bir mesajlaşma uygulaması mevcut. Uygulama hem IOS hem de Android platformlarda rahat bir şekilde kullanılabilmesiyle büyük bir avantaj sağlıyor.

IOS için : https://itunes.apple.com/us/app/asana-organize-tasks-work/id489969512?mt=8

Android için : https://play.google.com/store/apps/details?id=com.asana.app&hl=tr


Bu yazı Ömer Faruk tarafından Sosyal Medya Kafe için yazılmıştır.Dizi ve film hakkında bilgiler alabileceğiniz omerfaa blogumu ziyaret edebilirsiniz.

Konuk yazarımızın "İş Hayatında Kullanılabilecek En Pratik 7 Uygulama " makalesini beğendiyseniz, aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »

26 Mart 2018 Pazartesi

Blog İle Kazanç İlişkisi

26 Mart 2018 Pazartesi
Blog Kazanç İlişkisi

Blog İle Kazanç İlişkisi

Günümüzde blog ile para kazanma hevesi oldukça geniş bir kapsama yayılmıştır. Bunlardan başlıca bir sebep olan, oturduğum yerden para kazanma isteğidir. Ama bu iş öyle herkesin açıyım da kazanayım gözüyle olmaz. Bazı insanlar bu işe amaçları para kazanmak olarak girip 1 ay sonra her şeyi bırakıp boş iş demesiyle baştan kaybetmiştir. Şunu demeliyim ki evet blog yöneterek para kazanmak mümkün, ancak bu işte bir emek sarf etmeniz ve oldukça sabırlı olmanız gerekmektedir. Sabır bu işin temel taşıdır, şöyle düşünmelisiniz ki bahçeye tohum ekmeden meyve beklenir mi? Bu işte tam bu örneğe benzer olarak gösterilebilir. Siz bir emek ve çaba göstereceksiniz ki zamanla bu verilen emekler size kazanç olarak dönecektir. Sizlere bu işten gelen kazançla geçim sağlayan onlarca insan örneği verebilirim. Bu insanlardan bizim neyimiz eksik diye kendinizi hiç yargılamıyor musunuz? Günümüz teknolojisi sayesinde artık kod yazmayı bilmeyen insanlar bile site kurup para kazanabiliyor. Kod yazmadan site kurmamızı sağlayan tabanlardan birisi wordpresstir. Tabi bu örneklemeye tek wordpress dahil değildir, blogger, tumblr, wix gibi tabanlar sayesinde kod yazmadan site sahibi olabiliyorsunuz. Blog ile para kazanma yöntemleri sayıca biraz fazladır. Blog açarak para kazanmak için Blog ile para kazanma yöntemlerine göz atabilirsiniz. Bana göre bunlar arasında en iyi kazanç sağlayan sistem google adsense’dir. Görmüşsünüzdür ki forumlarda bir çok başlıkta adsense alamıyorum gibi tarzda konular açılır. Aslında hiç te öyle zor değildir, burada dikkat edilmesi gereken nokta google adsense politikalarını ihlal etmemektir. Bu ihlallere bir göz atıp sağlam adımlar ile sitenizi geliştirirseniz eminim ki adsense’den onay almak hiçte o kadar zor olmadığını göreceksiniz.

Blogtan Ne Kadar Kazanç Sağlarım?

Bu sorunun cevabını kimse net bir şekilde şu sayıdır diyemez. Çünkü para kazanma seçeneklerinden hangisi kullandığınız kazanç aşamasında farklılık gösterecektir. Örnek veriyorum sadece bir tanıtım yazısı alan site ile adsense reklamlarını kullanan siteler aynı kazanamaz. Aslında bu sektörde herkesin geliri farklıdır, kiminin on binler kiminin sadece hosting masrafları karşılayacak kadar kazanması da mevcuttur. Yukarıda bahsettiğim gibi ilk hedefiniz kazanç olmasın tamamen geliştirmeye içerik eklemeye odaklanın. Kazanç her zaman ikinci planda olsun ki hedefimiz doğrultusunda daha iyi yerlere çıkabilelim. Google’de her anahtar kelimenin getirdiği kazanç farklıdır. Buda oldukça önemli faktördür ki kazançlarımız biraz da buna bağlıdır. Burada ki püf nokta keşfedilmemiş anahtar kelimeleri bulmaktır. Yüzlerce odaklanmış anahtar kelimenin kazancından ne beklenir ki? Farkındalık yaratın yeni kelimeler bulun kazancınız yüksek olsun. Bazı forumlarda görüyorum ki adsense reklamı almış ve sitenin her yerini reklam ile doldurmuş. Bu bir yanlış işlemdir, insanların gözüne reklamı sokarsanız ziyaretçi direk siteden çıkabilir. Bunu kendi bakış açınızdan düşünün, girdiğiniz sitede aradığınızı bulamadığınız da ve her yerde reklamın olması bizi bile rahatsız edip direk çıkmamızı sağlayacaktır. Ve siteden hemen çıkmak sitemizin google gözünde değer kaybetmesi demektir. Ziyaretçilerinize istediklerini verin, ilgili yazılara bağlantılar verin ki sitede dolaşma süresi uzun olsun ki değeri artsın.

Yazar Hakkkında: Ben Pozitif Blog yazarı Hakan Yılmaz, blog hayatımdaki bilgileri sizlere aktarıp sizlerinde bu işlerden para kazanmasına yardımcı olmak istediğimden dolayı bu tür makaleler yazarak destek oluyorum.

Misafir yazarımızın "Blog İle Kazanç İlişkisi" makalesini beğendiyseniz ,aşağıdaki sosyal ağ butonları sayesinde paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

20 Şubat 2018 Salı

Kişisel Blog Yazmak Gerçekten Çok Zor

20 Şubat 2018 Salı
Kişisel Blog Yazmak

Kişisel Blog Yazmak


Merhaba değerli Sosyal Medya Kafe okurları. Bu gün sizlere çeşitli blog konularından birisi olan Kişisel Blog'u anlatacağım. Hatta Kişisel Blog yazmanın zorluklarını anlatacağım. Öncelikle kişisel blog nedir sizlere onu anlatarak başlayayım. Kişisel Blog bir kişinin bir proje (Blog Hocam) veya kendi alan adına (Nuri Özkan) açmış olduğu ve yazılarını belli bir ana konuya bağlı olarak yazmadığı, her konuda yazabildiği bir blog türüdür. Bu da diğer blog türlerinden en zorudur diyebilirim. Bu benim kişisel görüşümdür.

Şimdi belki buna karşı çıkanlar olabilir yok şu daha zor diyebilir. Tabiki de her işi her konunun zor noktaları olabilir. Ama dedim ya en zoru bana göre kişisel blog yazmaktır. Diğer blog konularını yazayım kısaca açıklamaya başlayacağım. Öncelikle bir blog açtınız. Buna bir konu seçtiniz ve yazmaya başladınız. Konunuz makyaj blogu olabilir. Ne yazarsınız? Makyajın zararları, faydaları, nasıl yapılır? gibi konularla başlar ilerleyen zamanda ise detaylar teknikler derken hemen hemen her gün bir yeni bilgi bulabilir yazabilirsiniz. Yazılmışları vs inceler alanınızdaki rakipleri inceler ona göre farklı ve benzer çizgiler çizer yazmaya devam edersiniz.

Kişisel Blog yazarken ise bunlar biraz daha zorlaşacaktır. Alan adınıza açtığınız bir blog da yazdığınız konular çeşitli olduğu için bir süre sonra yazacak yazı bulamayacaksınız. Neden mi çünkü her şeyi yazdığınızı sanacak 500-600 yazıdan sonra da bıkacaksınız. Her konuda yazdım ama bir konuda zirve olamadım diyecek hevesinizi kıracaksınız. Bir konuda zirve olmak nedir? nasıl olur? diyerek konuma devam edeyim.  Siz blogunuzda her zaman Niche Blog olarak sadece belli konuya odaklanarak yazı yazarsanız eğer o konuda zirveye tırmanmanız muhtemeldir. Neden mi çünkü sizin sitenizin genel anahtar kelimesi yazdığınız konu ile alakalı olacağı için çok ama çok iyi bir sıralamaya çıkacak Google da alanınızda belki zirve olacaksınız.

Buna örnek verecek olursak 20 yazı ile BistCoin adında Niche blogum var. Google da Bistcoin yazarsanız eğer göreceksiniz ki zirveye çıkmak üzereyim. Yada ikinci sıradayım. Bu Niche blogla yani tek konu üzerinden yazılan Blogun başarısıdır. Fakat kişisel blog da bu şekilde olmamaktadır. Alexa sıralaması ne kadar iyi olursa olsun Google arama yerine Kişisel Blog yazınca binlerce site arasında yerinizi ilk 100 siteye bile sokamıyorsunuz. Anca profesyonel bir SEO çalışması gerekiyor. Yada ilk sıralar hayal oluyor fakat spesifik bir yazı yazarsanız ancak o zaman yazınız ilk sırlara çıkacaktır. Mesela Bistcoin Ne zaman çıkacak adlı bir yazı yazınca Kişisel Blogum ilk sıralara yakın çıkmaktadır.  Onun içinde binlerce lira gerekiyor. Yani buradan sizlere tek tavsiyem siz siz olun kişisel blog açmayın. Onun yerine size Niche Blog açmayı tavsiye ediyorum. En azından bildiğiniz ve ilgi duyduğunuz alanda zirve olun.

Sözlerimi toparlayacak olursak da siz siz olun zor olan okyanus yerine küçük gölde yüzün. Okyanusta kaybolursanız bulmak çok zorken gölde ise sizi daha kolay bulurlar. Yani bir blog yazmak istediniz. Kendinizi iyi hissettiğiniz bir konuyu spesifik olarak küçültün.Örneğin Apple haberleri yerine iPhone haberleri yazın. Bu da sizlere en kolay başarıyı ve daha sonra ise  çığ gibi büyümeyi  getirecektir.

Yazar Hakkında:Ben Nuri Özkan - Kişisel Blog yazarıyım. 

Sosyal Medya Kafeye misafir yazar olarak geldim. Sitemde her konuyu yazıyorum. Özellikle de Blog ve Blogculuk adına olsun Adsense adına Reklam ve diğer konular adına olsun yazılar yazıyorum. Kendimce değerlendirdiğim SEO çabalarını da sizlerle paylaşıyorum.Burada misafir yazar olarak da sizlerden Sosyal Medya Kafeye destek ol sayfasından destek olmaya daha sonra da benim Kişisel Bloguma bekliyorum. Küçük not ise Lütfen Reklam engelleyicileriniz var ise destek amaçlı bu tür programları kaldıralım.Şimdilik anlatacaklarım bu kadar devamı için bloguma davetlisiniz...


Okumuş olduğunuz makale www.kopmaca.co yazarı tarafından, sosyalmedyakafe.com için hazırlanmıştır.

Konuk Yazarımızın " Kişisel Blog Yazmak Gerçekten Zor "  Makalesini Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz.
💕⃕
Devamını Oku »

16 Ocak 2018 Salı

Kaliteli Bir Blog Oluşturmak İçin Altın Değerinde Tavsiyeler

16 Ocak 2018 Salı
Kaliteli Blog Oluşturmak

Ülkemizde her geçen gün binlerce blog açılıyor. Fakat bu bloglardan pek azı başarılı şekilde hayatını sürdürebiliyor. Bunun birçok sebebi var. Bunlardan en önemlisi ise istikrarsızlık. Açılan blog sitelerine birkaç gün içerik giriliyor, daha sonra blog kimse tarafından ziyaret edilmeyince heves kırılmasıyla birlikte bir daha içerik yazılmıyor.
Öncelikle blog yazmaya karar verdiyseniz kesinlikle şunu bilmelisiniz ki piyasada binlerce blog sitesi var ve bu işe senelerdir emek veriyorlar. Onların verdiği bunca emeği hiçe sayarak, sizin açtığınız 2 günlük blog sitesini arama motorlarının üst sıralara taşımasını beklemek haksızlık olmaz mı? Bu sektörde her zaman emek veren, mücadele eden kazanıyor. O sebeple yılmadan, usanmadan içerik eklemeye devam etmeniz gerekiyor. Ve zaten blog yazmaya karar verdiyseniz bunu keyifle, istekle yapmanız gerek. Ben para kazanmalıyım diye bir yola çıktıysanız kesinlikle açmanız gereken site blog değil. Çünkü blog siteleri, uzun yıllar boyunca çalışarak bir okuyucu kitlesi edinebileceğiniz bir platform. Yani sizin kısa vadeli paraya ihtiyacınız varsa kesinlikle blog açmanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü blog para kazanmak için yazılmaz ama yazıldıktan sonra para kazanılabilir. Salt para odaklı bir yaklaşımla başarılı bir blog oluşturmanız pek de mümkün değil.
Şimdi de daha belirgin tavsiyelerimize geçelim.

Kaliteli Bir Blog Oluşturmak İçin Altın Değerinde Tavsiyeler



1 ) Özgün İçerik

Özgün içerik, blog siteleri için olmazsa olmazdır. Milyonlarca içerik barındıran arama motorları, kaliteli ve özgün içerikleri her zaman daha kıymetli bularak aramalarda üst sıralara taşır. O sebeple blog sitesi oluşturmak istiyorsanız, siteye kendi bilgi birikiminiz dahilinde yada araştırmalar yaparak kesinlikle özgün içerik üretmelisiniz. Copy/paste, yani spam içerik ile hiçbir blog sitesinin gelişemeyeceğini bilmeniz gerekiyor.

2 ) İlgi Çekici Olmak

İnternet aleminde milyonlarca blog var. Bunların arasından sıyrılmanız için bir şeyleri onlardan daha farklı yapmanız gerekiyor. Yani ilgi çekici olmalısınız. Bunu birçok şekilde yapabilirsiniz. Kullandığınız dil ile ilgi çekici olabilir, ziyaretçilerinizi etkileyebilirsiniz. Bunun yanı sıra yazdığınız içeriklerin konuları, diğer bloglarda bulunmayan türden ise niche bir kitle edinebilirsiniz. Bunun yanı sıra çekilişler, yarışmalar düzenleyerek kitlenizle aranızda organik bağ oluşturabilirsiniz.

3 ) Süreklilik

Blog yazmak, süreklilik gerektiren bir şeydir. 1 gün içerik girip, daha sonra 1 ay içerik girmemek vakit kaybından başka bir şeye yol açmaz. O sebeple blog sitesi oluşturmaya karar verdiyseniz sürekli şekilde, sıkılmadan yazabileceğiniz bir tarzda bloğunuzu şekillendirmeniz gerekiyor.

4 ) Doğru Tema Kullanımı

Sitenizin tasarımı da sitenizin kalitesini belirleyen faktörlerden birisidir. Sitenizde kullandığınız tema temiz bir kodlama yapısına sahip olmalı. Ziyaretçileriniz, istedikleri her kategorideki içeriğe kolaylıkla ulaşabilmeli. Ayrıca temanız, sitenizin hızını belirleyen en önemli faktörlerden birisi olduğu için sitenizi ağırlaştıran, sayfaların yüklenmesini zorlaştıran temaları kullanmaktan kaçınmalısınız. Bir temanın olmazsa olmaz özelliği hızlı tepki verebilmesi olmalıdır. Ziyaretçiler sitenizi ziyaret ettiklerinde sayfaların yüklenmesini beklerken sıkılabilir, sitenizi terk edebilirler.
Ayrıca temanın SEO açısından da tüm gereklilikleri yerine getiriyor olması gerekir. Piyasada birçok alt yapıya uygun bedava ve temiz kodlamayla oluşturulmuş ücretsiz tema mevcut. Fakat ileriye dönük büyük bir projeniz varsa kesinlikle kendinize özgü, blog tasarımı yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Böylece arama motorları gözünde temanız da siteniz gibi özgün olacağı için sitenizin arama motorları gözündeki değeri artacaktır.

5 ) Gereksiz Eklentiler Kullanmaktan Kaçının

Kullanıcıların gözlerini yoracak, sitenizi ağırlaştıracak eklenti ve bileşenleri kullanmaktan kaçının. Çünkü günümüz çağında insanlar erişmek istediklerine saniyeler içerisinde ulaşmak istiyorlar ve gözlerini yoran şeyleri pek sevmiyorlar. O sebeple sade tasarımlı tema kullanmak da yetmiyor. Wordpress gibi bir alt yapıyı kullanıyorsanız, milyonlarca eklentiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Bu eklentilerden sadece siteniz için olmazsa olmaz olanları sitenize eklemeniz gerekiyor. Yoast SEO, Cache eklentileri vs. gibi.

6 ) Sosyal Medyayı Aktif Olarak Kullanın

Sosyal medya kullanımı, iyi bir blog yapısı için olmazsa olmazdır. Blog yazmak, kısa vadede başarı yakalamanın zor olduğu bir alan. O sebeple sosyal medya hesaplarını da sitenizle beraber yavaş yavaş büyüterek kendi kitlenizi yaratmanız büyük önem taşıyor. Belki de bundan 1-2 sene sonra sadece sosyal medyada yaptığınız paylaşımlardan sitenizi günlük 1-2k tekil ziyaretçi ziyaret edecek.
O sebeple sosyal medya hesaplarından siteye eklenen içerikler aktif olarak paylaşılmalıdır. Ayrıca bloğunuzda sosyal medya hesaplarınızı ziyaretçilerin rahatlıkla görebileceği bir yere konumlandırmalısınız.

Eğer bu 6 önemli tavsiyeyi dikkate alır, bloğunuzu bu tavsiyeler doğrultusunda şekillendirirseniz uzun vadede çok kaliteli işler çıkarabileceğinizi söyleyebilirim.

Okumuş olduğunuz makale Blogaktuel.net(Blog kapandığı için link kaldırılmıştır.) yazarı tarafından, sosyalmedyakafe.com için hazırlanmıştır.

Konuk Yazarımızın "Kaliteli Bir Blog Oluşturmak İçin Altın Değerinde Tavsiyeler" Yazısını Beğendiyseniz,Aşağıdaki Sosyal Ağ Butonları Sayesinde Paylaşabilirsiniz. 
💕⃕
Devamını Oku »
"Sosyal Medya Kafe'de kullanılan ekran görüntüleri, fotoğraflar ve yazılar Sosyal Medya Kafe'ye aittir. Yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı sadece www.sosyalmedyakafe.com'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden bir başka blogda veya web sitesinde yayınlanması, tariflerin veya yazıların ekran görüntüsü alınarak sosyal ağlarda paylaşılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`na aykırıdır. Aksi taktirde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat serleri Yasası gereği suç duyurusunda bulunulacaktır. Yasal yükümlülüğü vardır."
Sosyal Medya Kafe Copyright © 2019 Tüm Hakları Saklıdır...